<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolojik Danışman &#187; GENEL PSİKOLOJİ</title>
	<atom:link href="http://www.psikolojikdanisman.org/category/genel-psikoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.psikolojikdanisman.org</link>
	<description>Karanlıktan Aydınlığa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Jun 2010 11:03:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Şu Sıralar Psikolojinize Dikkat!</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 21:45:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkadaşlık İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İş Hayatımızdaki İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[eylül ayı]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[intiharlar]]></category>
		<category><![CDATA[mart ayı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim geçişleri]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm</guid>
		<description><![CDATA[En fazla intiharların mart ve eylül aylarında olduğunu biliyor muydunuz? Mevsim geçişleri her zaman için insanların psikolojilerini etkileyen faktörlerden birisi olmuştur. İnsan vucudunun belirli bir mevsim şartına alışmış olması ve mevsimin değişmesinin insanın vucut dengesini alt üst etmesi dolaylı olarak da psikolojisini etkilemektedir. İnsan vucudu bulunduğu durumu devam ettirmek ister. Kış mevsiminde dışarıya çıktığımız zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En fazla intiharların mart ve eylül aylarında olduğunu biliyor muydunuz?</p>
<p>Mevsim geçişleri her zaman için insanların psikolojilerini etkileyen faktörlerden birisi olmuştur.<span id="more-227"></span><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2010/04/Resimlerim_20091018-üüü.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-226" title="Resimlerim_20091018-üüü" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2010/04/Resimlerim_20091018-üüü.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a></p>
<p>İnsan vucudunun belirli bir mevsim şartına alışmış olması ve mevsimin değişmesinin insanın vucut dengesini alt üst etmesi dolaylı olarak da psikolojisini etkilemektedir.</p>
<p>İnsan vucudu bulunduğu durumu devam ettirmek ister. Kış mevsiminde dışarıya çıktığımız zaman havanın sıcaklığı belirli bir seviyededir. Bu kış mevsimi boyunca hemen hemen aynı şekilde devam eder. Fakat mevsim değişikliklerinin bir anda olması insanın mevcut durumundan kurtulup yeni duruma alışma süresini de ortadan kaldıracağından veya azaltacağından dolayı bir takım olumsuzluklar görülmesi olasılığı daha da artacaktır.</p>
<p>Bu durumda insanların biraz daha fazla hassas olmaları, sinirlerinin daha dayanaksız olması ve tepkilerinin anlık ve beklenmeyen bir şekilde olması gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Bu olumsuzluklardan kurtulmanın ilk şartı tabi ki insanın kendini zorlaması ve sakin olmak için normalden daha fazla çaba sarfetmesidir. Bunun yanında hafif beden egzersizlerinin, ılık duşların da faydası görülebilir. Yemek düzeninin korunması ve daha hafif yemeklerin tercih edilmesi de uygun düşer. Sulu gıdalar ve doğrudan veya dolaylı (çay gibi) su tüketimi de dengemizi korumamıza yardım edecektir.  Unutmayalım ki bize normal gelen davranışlarımız aslında mevsim geçişlerinin etkilerinin sonucu olabilir.</p>
<p>Düzenli yaşamı olan insanların mevsim geçişlerinden daha az etkilendiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık Halleri</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır. Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong>Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır.</strong></span></p>
<p>Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda üç ayaklı olan canlı nedir?” Bu kolay bilmecenin cevabı “insan”dır. Emekleyen bebek dört ayaklı, genç insan iki ayaklı ve elinde bastonu ile ayakta durabilen yaşlı insan ise üç ayaklı tanımlanır.</p>
<p>Bilmecenin şakası bir tarafa, gerçekten de yaşlı insanın bedenen ve ruhen ayakta durabilmesi için maddi ve manevi desteğe ihtiyacı vardır. Maddi destek bir derece kolay. Asıl olan, yaşlılara son demlerinde manevi desteklerimizle yardımcı olabilmek. Peki ama nasıl?</p>
<p>Allah ömür verirse bir gün bizim de kapımızı çalacak olan yaşlılık dönemi hakkında bilinçli olursak, manevi sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirebiliriz.</p>
<p><strong>Ömrün hazan mevsimi</strong></p>
<p>Doğumla birlikte insanoğluna bahşedilen sıhhat, algılama gücü, tepki verme, davranış kapasitesi, hafıza gibi beşeri vasıflar yaşlandıkça veda etmeye başlar. Bünye en sıhhi gıdalardan eskisi gibi yararlanamaz. Hastalıklar gelir, kalıcı olur. Duygulanma bozuklukları ortaya çıkar, direnç azalır. Kırklı yaşlardan sonra karşılaşılan olaylara daha duygusal değerlemeler yapılır ve depresif eğilimler baş gösterir. Yaş ilerledikçe vücut azaları işlevlerini güçlükle yapar hale gelir.</p>
<p>Beyin de şüphesiz bu yıpranmadan payını almaktadır; sağlıklı düşünemez, uygun tepkiler gösteremez, kendi organlarına hükmünü geçiremez. Altmışlı yaşlara gelindiğinde ‘ne yesem yavan geliyor, ağzımın hiç tadı yok’ durumu hasıl olmuştur. Bu yakınma doğrudur, çünkü artık dilin tat alma işlevi bu yaşlarda yarı yarıya azalmaktadır. Eller titremeye, gözler az görmeye başlar. Neredeyse tüm yaşlıların dualarında elden-ayaktan düşmeden, çoluğa-çocuğa yük olmadan ruhunu teslim edebilme temennisi yer alır. İlâhi hükme boyun eğilir.</p>
<p><strong>Geçmiş zamanların yansıması</strong></p>
<p>Eski kuşakların yeni nesillerden çok daha sağlıklı olduğunu müşahede ederek yaşadığımız çağa sitemkâr oluruz. Etrafımızda ender de olsa rastladığımız asırlık delikanlıların ya da Osmanlı hatunlarının hallerine gıpta ederek uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarına dair ipuçları almaya yelteniriz.</p>
<p>Elbette yaşlılık herkesi aynı yönlerden ve eşit oranda yıpratmıyor. Bazısının gözü önünü göremez olduğu halde, hafıza kayıtları “bilgisayar gibi” yerinde duruyor. Bazısının keskin kulakları fısıltıları bile işitiyor, ancak sorsanız evladını tanıyamaz, az önce ne yediğini hatırlayamaz.</p>
<p>Şayet bireyin bebeklik, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik çağlarına ilişkin gelişim görevleri eksik kalmış, olgunlaşmasını tamamlayamamış ve psiko-sosyal işlevlerini yerine getirememişse, yaşlılık dönemi daha zedeleyici geçecek demektir. Bu elverişsiz altyapı, zamanında ve yeterince karşılanmamış maddi ve manevi ihtiyaçların oluşturduğu baskı ve gerilim, yaşlılık çağında bir takım düşünce ve muhakeme bozukluklarına, anormal davranışlara neden teşkil edecektir.</p>
<p>İyi bir aile ortamı, tatminkâr bir evlilik süreci gibi sosyal koşullar bireyin yaşlanma sürecindeki olumsuzlukları en aza indirecektir.</p>
<p>Bu arada beslenme tarzı, yaşam çevresi ve kalıtsal faktörleri de şüphesiz göz ardı etmemek gerekir. Çünkü vücut kimyası ile insan davranışı ve psikolojisi arasındaki organik bağ, kayda değer bir sağlık etmeni olarak kabul görmektedir. Nitekim bazı Batı toplumlarında sıkça görülen Alzaimer, Parkinson gibi organik kökenli nevrotik hastalıkların nedenleri bu tür faktörlere dayandırılmakta, özellikle alkol kullanımı ile ilişkisine dikkat çekilmektedir.</p>
<p><strong>Yalnızlık korkusu, ilgi arayışları</strong></p>
<p>Yaşlılık belirtilerinin psiko-patolojik yani ruhsal açıdan normal kabul edilemeyen görünümlerine bakıldığında, ilk sıralarda hezeyanların ve yarına ait bilinmezliğin, yalnızlık korkularının yer aldığı görülür. Eşlerden birinin ölümü de, her ne kadar hayatta iken “geber de kurtulayım” noktasında bile olsa, bir yaşlının psikolojisini çökerten, depresyona iten temel sebeplerin başında gelir. Ağlama nöbetleri, ölmeyi bekleme, ani felçler, giden eşin ardından geriye kalanlardır.</p>
<p>Kadın yaşlılarda sıkça görülebilen ruhanî varlıklar tarafından korkutulma hezeyanlarının geri planında yalnızlık korkularının varlığı kolayca algılanabilir. Sonrasında sık sık yapay olarak hastalanıp, etrafın dikkatini üzerinde toplamaya çabalar ve her an kötü bir şey olabilir paniği ile yalnız bırakılmaması mesajını verir. Bazıları da kendi dünyalarına kapanmayı tercih ederler, kendileriyle yakınlık kurulmasına müsaade etmezler. Bir kısmı da yaşlı bakım evlerinde huzur arayışlarıyla vadelerini tamam ederler.</p>
<p>Cimrilik ve mal biriktirme, her iki cinste de görülebilen tipik davranışlardır. Bu rahatsızlığa düçar olanlar, en yakınlarının bile kendilerine menfaat için ilgi gösterdiklerine hükmederler. Kendilerine yapılan parayla alakalı şakaları ciddiye alıp tepki gösterirler. Onları bir çocuk gibi hoş görmek de bize düşer.</p>
<p>Çöp toplama ve bununla bağlantılı olarak ihtiyacı olmadığı halde dilenme de yaşlılıkta ortaya çıkabilen arızî davranışlardandır. Böyle hastalar, ömürlerinin bedenen sağlıklı olduğu son dönemlerini çöplüklerde yoğun mesai yaparak geçirirler. Çok çeşitli atık eşyalara ilgi duyanlar olduğu gibi, belirli bir tür tercihi olanlar da vardır. Topladıkları eşyaları satıp para kazanmak veya kullanarak değerlendirmek gibi bir niyetleri yoktur, zaten ihtiyaçları da yoktur. Sadece bir koleksiyoncu gibi topladıklarını biriktirirler. Yoksunluk güdülerini ve mahrumiyet hislerini gidermeye çabalarlar.</p>
<p>Bazı psikologlar bu tür toplama ve dilenme davranışlarının kaynağını erken çocukluk yıllarında yeterince karşılanmayan sevgi ihtiyacına indirgemektedirler. Yaşlılık, bireyin ikinci kez sevgisiz ve ilgisiz kaldığı bir çağ olursa, böylesi anormal davranışların ortaya çıkışı için uygun bir zemin oluşur. Birey tekrar çocukluğundaki mutsuzluğuna gömülür. Kaygıları artar, bunu telafi için de sevgi ve ilgi dilenciliğine çıkar. Gerçekte onun bakanı da vardır, parası da ama yine de avuç açıp dilenirler. Televizyonda topladıkları paraları harcamayıp biriktiren, miadı dolmuş banknot zengini tipleri görmüşsünüzdür. İşte onlar bu grup içinde değerlendirilir.</p>
<p><strong>Yapacak ne kaldı?</strong></p>
<p>Yaşam çevresine bağlı olarak varlığını hissettiren işi bitmişlik ve çöküntü psikolojisi üzerinde de dikkatle durmak gerekir. Pek çok kişi işine ve işyerine bir takım psikolojik vasıflar atfederek duygusal bağlar geliştirirler. İşyeri arkadaşlarının da bizim geleneksel kültürümüzde apayrı bir yeri vardır. İşte kentli insan için emeklilik bunların tümünü bir anda kaybetmek anlamına gelir.</p>
<p>Benliğini işe yaramazlık duygusu saran kişiler, çoğunlukla yaşlılığa geçişten kaynaklandığı zan-nedilen bir çöküntüye uğrarlar. Oysa aynı duygunun benzerini genç insanlar da işlerinden ayrıldıklarında hissedebilirler. Ancak onların gelecek için umutları, projeleri, beklentileri vardır.</p>
<p>Emeklilik dönemi, birkaç yıl farklılık olmakla birlikte hem kadın hem erkek için ‘yaş dönümü’ne rastlar. Cinsiyete ilişkin bir takım hormonal değişimlerin, performans kayıplarının ve bedensel yakınmaların yoğun olarak hissedildiği bu dönemler (ki, kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz çağı olarak adlandırılır) emeklilik psikolojisiyle birleştiğinde en hafif haliyle depresyona neden olur. Eşlerin birbirine destek olması şöyle dursun, herkes kendi derdinde olduğu için karşı taraftan anlayış bekler. Umduğunu bulamayınca sorunlar daha da artar.</p>
<p>Kırsal kesim insanları ve kısmen de olsa serbest meslek sahipleri neredeyse ömürlerinin sonuna dek işi bitmişlik duygusunu erteleyebilirler. Hatta işlerinin başında can verirler. Onları hayata bağlayan meşguliyetleri vardır. Yaşlı bir köylü bilir ki, ineği ya da tavukları onun eline bakmaktadır. Bir esnaf bir gün kepenk açamasa ahali onu merak eder, arayıp sorar.</p>
<p>Oysa emekli olmuş bir şehirlinin yaşam alternatifi çoğunlukla güzel havalarda parklarda ‘serseri mayın’ gibi dolaşmak, elverişsiz havalarda ise kahvehanelerde, uzun taş oynama seanslarının müdavimi olmaktır. İşi alkole vuranlar ise iradelerini felç ederek kendini unutmaya çalışanlardır. Keyif aldıklarını zannederler, ancak aslında intihar etmeyi ister bir psikolojileri vardır.</p>
<p><strong>İyi ki geleneklerimiz hâlâ yaşıyor</strong></p>
<p>Bazı sağlık sorunlarına rağmen, yukarıda sözü edilen düşünce ve davranış bozukluklarına yakalanmadan ömürlerinin sonuna kadar insanlık için ulvî hizmetlerle baş tacı olan nice er kişiler var ki, siz onları da yakınen tanımaktasınız.</p>
<p>Vakti zamanında bir Anadolu kasabasında ailecek muhterem bir zatın hasta ziyaretinde bulunmuştuk. Yine oraya hasta ziyaretine gelmiş olan bir alim kişi oradakilere şöyle bir vaazda bulunmuştu:</p>
<p>“İnsanoğlu nasıl şu dünyada misafir ise, ona bahşedilen maddi ve cismani nimetler de misafirdir. İşte sağlık da bunlardan biridir. Cenab-ı Hak bu sebeple kulunu yetmişinden sonra çocuk hükmüne koyar. Yani onun zahmetler içinde yapmış olduğu ibadetlerine büyük sevaplar yazar. Yapamadıklarını, kusurlarını ise kaale almamasını yazıcı meleklerine tenbihler. Sekseninden sonra ise kulunu ‘sabi’ hükmüne koyar.” Ne ferah sözler!</p>
<p>Sevinilecek bir husus şudur ki, hâlâ geleneksel kültürümüzün bir tezahürü olarak yaşlılarımıza sahip çıkıyoruz. Yıllar önce bir komşum vardı. Evin babaanne ve dedesi, oğlu, gelini ve dört torunu ile birlikte oturuyorlardı. Apartmanda yaşlıların bakımının zor olduğu gerekçesiyle iki katlı, bodrumlu, müstakil bir eve kiracı olarak gelmişlerdi. Önce mahalle halkı olarak onları çok kınadık. Çünkü yaşlı dede ve nineyi küçük dar pencereleri olan, yere gömülü bir bodrum odasına yerleştirmişlerdi. Dede asasına dayana dayana beş vakit namaza yakındaki camiye gidip geliyor, biraz dışarılarda güneşlenip kalan zamanını ninenin yanına inerek geçiriyordu. Sonradan anlaşıldı ki, ninecik beyin yıpranmasına bağlı ağır bir ruhî hastalığa yakalanmıştı. Ne yediğini ne dediğini biliyor, eli bağlanmasa necasetleri duvara sürüyordu. Kocasının kim olduğunu çoktan unutmuş olmasına rağmen, dedecik büyük bir vefakârlıkla günün çoğunu onun yanında geçiriyor, zaman zaman da eşinin haline gözyaşı döküyordu. Hasta ninenin günlük bakımını bir kişi tek başına yapamıyordu. Evin beyi akşam evine geldiğinde hanımı ile beraber annesinin yanına iniyor, temizliğini birlikte yapıyor, yemeğini yediriyor ve sonra kendi çocukları ile ilgilenip yemeğini yiyor ve istirahatini ediyordu.</p>
<p>Günün birinde evden dedenin ağlama sesleri sokağa yayıldı. Hasta nine ölmüştü. Onlar o denli farklıydılar ki, onlara baş sağlığı dilerken nine için ‘Allah kurtardı’ diyenlere gönül koyuyorlardı. Onca zahmet ve eziyetine rağmen ninenin ölümü onları bir hayli üzmüştü. Artık eşsiz kalan dede eve girmek istemiyor, dalgın dalgın dolaşıyordu. Nitekim kısa bir süre sonra o da hayata veda etti.</p>
<p>Velhasıl, bir mahalle halkına nasıl eş, nasıl evlat, nasıl gelin olunacağını da hatırlatmış oldular.</p>
<p>Yaşlılık konusunda yazı yazan ve okuyan bizler ve sizler, elbette yaşlanacağız. Hazan mevsimine ulaşacağız. Bu yıları umutsuzluk kâbusuna dönüştürmeden hazırlığımızı şimdiden yapmalıyız. Unutmayalım, önceden ne ektiysek hasat mevsiminde onu biçeceğiz.</p>
<p>Birbirimiz için dua edelim ve yaşlılığın umulmadık afetlerinden Rabbimiz’e sığınalım. Etrafımızdaki yaşlılara karşı tavır-hareketlerimizde merhametli ve şefkatli olalım. Unutmayalım, merhamet etmeyene merhamet olunmaz.</p>
<p>Semerkand Dergisi</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">86</span>. Sayı</small></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-219" title="yaslilik" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/yaslilik1.jpg" alt="yaslilik" width="640" height="480" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevginin Bittiği Yerde</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:25:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm</guid>
		<description><![CDATA[Ne hayallerle evleniyor insan. İdeal bir baba, mükemmel bir kadın olacağını, üstün vasıfları sayesinde baş tacı edileceğini umarak, çoğunlukla da severek-anlaşarak yuvalar kuruluyor. Kısa sürede nikah masasına oturanlar olduğu gibi, yıllarca karşı arkadaşlık(!) ederek birbirini tanıdıktan sonra da evleniliyor. Niyetler güzel, başlangıçlar güzel. Peki ya sonra?&#8230; Mutluluk coşkusu nasıl oluyor da bir huzursuzluk kâbusuna dönüşüyor? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne hayallerle evleniyor insan. İdeal bir baba, mükemmel bir kadın olacağını, üstün vasıfları sayesinde baş tacı edileceğini umarak, çoğunlukla da severek-anlaşarak yuvalar kuruluyor. Kısa sürede nikah masasına oturanlar olduğu gibi, yıllarca karşı arkadaşlık(!) ederek birbirini tanıdıktan sonra da evleniliyor. Niyetler güzel, başlangıçlar güzel. Peki ya sonra?&#8230;</p>
<p>Mutluluk coşkusu nasıl oluyor da bir huzursuzluk kâbusuna dönüşüyor? Akıl almaz yıpratma senaryoları icad olunuyor, nasıl “aile” olarak adlandırılan ulvi kavram psikolojik bir savaş ortamında katlediliyor?</p>
<p>Eşler birbirine öyle nâhoş muamelede bulunabiliyor ki, yıllarca güzel geçinmiş iki insan günün birinde eşine “seni hiç tanıyamamışım” diyebiliyor. Evlilik sürecinde gerçekten de değişime uğruyoruz, yani mecburen değişmek zorunda bırakılıyoruz !.. Neden?</p>
<p>Bırakın başkalarını, Allah rızası diyerek, Peygamberimiz&#8217;in Sünneti diyerek, ibadet niyetiyle kurulan yuvalardan dahi kara dumanlar tütüyor. Umduğunu bulamayanlar, hayal kırıklığına uğrayanlar, sonradan aklı başına gelenler, gözü açılanlar, rahatı sindiremeyenler&#8230;</p>
<p>Çocuklar ne olacak?</p>
<p>İster kavga-gürültü devam etsin, ister boşanmayla sonuçlansın, nihayetinde olan çocuklara oluyor. Bir denge kuralı vardır, çocuk düşünür:</p>
<p>Ben annemi seviyorum. (+) Ben babamı seviyorum. (+) Devamında, anne ile babanın arasındaki bağın yada ilişkinin de (+) pozitif yani olumlu olması gerekir. Sözü edilen ilişkinin yönü olumsuz ise bir tutarsızlık vardır.</p>
<p>Anne ile çocuk veya baba ile çocuk arasındaki sorunlar çözülebilir. Ancak, bazı anne-babalar bir çocuk kadar da olsa makul düşünemedikleri için sorunlar çığ gibi çoğalır, gider&#8230; Halbuki çocuklar ne kadar çok seviliyordur! Evde herşey yolunda giderken çocuklar baş tacı, ayrılık söz konusu olunca birer ayak bağıdır.</p>
<p>Ayrılık durumunda çocuklar iki şekilde kullanılmaya mahkûmdurlar: Çocuğu hangi taraf aldı ise, en kısa zamanda karşı tarafa nefret duymasını temin etmek. İkincisi, yüreği cız etse de çocukları karşı tarafa terkedip , kendi yoksunluğunu hissettirerek kendi kıymetini bildirmeye çalışmak&#8230; Bu iki tavrın dengeli ve sağlıklı bir orta noktasını uygulayabilmek ne yazık ki pek mümkün olmuyor.</p>
<p>Hangisi yetişkin?</p>
<p>Anneler bazen çocuklarına ilişkin sorunları dile getirerek çözüm önerisi bekliyorlar. Okula ilgisizlik, söz dinlememe, başarısızlık, şımarıklık, içe kapanıklık, istenmeyen davranışlar ve benzeri&#8230; Sohbet biraz derinlere indiğinde ise, maalesef şu kanaat hasıl oluyor: “Çocuklar gerçekten dayanıklılar. Hatta bazen öyle olgun bir tavır takınabiliyorlar ki, adeta bir psikolog gibi anne ya da babalarını dinleyip, anlayış gösterip, onları yönlendirip yuvanın dağılmasını önlemeye çabalıyorlar.”</p>
<p>Aslında durum çok basittir. Beş yaşında bir çocuk ne annesinden ayrılmak ister ne de babasından. Kime sözünü dinletebilecekse ona boyun eğer. “Anneciğim beni seviyorsan ne olur babamdan ayrılma” diye yalvarır.</p>
<p>Ergen olmuş bir evlat, her ikisini de karşısına alıp “siz ayrılacaksanız ikinizin de yüzüne bakmam veya beni yok bilin” diye haykırabilir. Kendini bilen insanlar için evlatlarından bu tür sözler duymak ne utanç vericidir.</p>
<p>Ve şüphesiz, ve mutlaka karşı taraf suçlu, kendisi masumdur. Farkına varmadan bir karar verirler: “Boşanmalıyım. Anam-babam bana sahip çıkar, çocuklarıma onun yokluğunu da hissettirmem.” Erkek ise kısa zaamanda ideal eş ve evlilik hayalleri, kadın da bir iş bulup kendi ayakları üzerinde durma, yani bağımsızlığını kazanma fantezileri kurar durur. Süreç artık başlamıştır. Adeta bir bilim adamı gibi ev içinde cereyan eden tüm süreçler, bu tür yargıların desteklenmesi için delil olarak hafızalara kazınır.</p>
<p>Ayrılık gerçekleşip murad hasıl olduğunda(!) ise, ortaya çıkan tablonun insanı mutsuz etmenin çok ötesinde, ciddi ruhi bunalım ve hastalıklar için çok elverişli bir zemin olduğu ve ikinci evliliklere rağmen birinciye ait sorunların kişileri mutsuz etmeye yetip arttığı da tecrübe edilmiş olur. İyi ki “kader” tesellisi var. Yoksa insanın başını taştan taşa vurası gelir.</p>
<p>Paylaşa paylaşa artan dertler</p>
<p>Tek taraflı da olsa, aile sorunlarına ilişkin görüşmelerde, mesleki manada psikolojik danışma yapılırken şu olgu çok dikkatimi çeker:</p>
<p>Daha ziyade hanımlar, “dertler paylaşa paylaşa azalır” zihniyetiyle, pek çok arkadaşıyla bu özel mevzularını konuşurlar. Kendi aile efradı da dahil olmak üzere, bazı kişilere dayanırlar, “doğru” yaptığına dair kuvvetli destek alırlar. Hatta “o öyle yapıyorsa sen de böyle yap” diye misilleme tavsiyeleri alınır. Yemek tarifi gibi kocaya karşı koyma yöntemleri öğrenilir. Karşı taraf birlikte yargılanır, kesin suçluluğu tescil edilir, onaylanır. Bu arkadaş/sırdaş danışmanlara göre onun hataları incir çekirdeği kadar önemsizdir. Karşıdakinin ise dağlar gibi&#8230;</p>
<p>Bu arkadaş-sırdaş-danışman konusu bizde gerçekten sosyal bir yaraya dönüşmeye başlamıştır. Bir anda onlarca tavsiye sıralayıveren bu insanların çok ama çok büyük çoğunluğu eskilerin bilgelik ve ferasetinden yoksun oldukları için kaş yaparken göz çıkarırlar. Dahası, karşısındakinin acısını, dertlerini kendi yarası için pansuman olarak kullanarak rahatlarlar. Yüzleri buruk olsa da içten içe haz duyarlar yani. Kendi yapmak isteyip yapamadıklarını tavsiye ederler. Bu yüzden genellikle sertlik, saldırganlık yanlısıdırlar. Ya da kendilerinin hep hayalini kurdukları her şeyi bir anda değiştirecek büyü gibi gayrimeşru yollara yöneltirler.</p>
<p>Böyle hanımların karşılarına gerçekten onlara yardımcı olabilecek profesyonel bir danışman ya da feraset ehli biri çıkarsa işi gerçekten zordur. Eleştiriye veya hataları ile yüzleştirmeye hafiften başlamalıdır. Yoksa yüzü allak-bullak olur, nihayetinde kendinin anlaşılmadığını düşünerek danışmaktan vaz geçebilir! Bu aşamayı başarılı geçirip, hataların farkına vardırıp, ikna edip, sıra eşi ile ilişkisini yeniden düzenleme önerilerine geldiğinde, aslında sonradan kadının teselli bulma maksadıyla anlatıp, farkına varmadan kendini hapsettiği aşılması güç bir duvar karşısına çıkar. Bu, “Başkaları ne der?” duvarıdır. Şöyle düşünür: “Ben herkese onu öyle kötüledim ki, şimdi geri dönemem. Dönersem aptal olduğumu düşünürler veya onların yüzüne bakamam!”</p>
<p>Eşiyle tekrar barışma kararı alan bir hanım şu noktada kilitlenmişti: “Bu kararımı babama nasıl söyleyeceğim?” Oysa bir babanın böyle bir karara kızması değil, destek olması gerekmez mi? Bir kez daha denemekten ne kaybedilir ki. Atalar boşuna dememişler: İnsan ne çekerse dilinden çeker ..</p>
<p>Karşımıza geçimsizlik kaynağı olarak getirilen sebeplerin içeriğine bakıldığında, çoğunun ne vicdana ne de kitaba uymadığını esefle görürüz. Anlaşmazlık sebebi olarak gösterilen buzdağının ana maddesi, nefsin bir balon gibi şişirilmiş olmasıdır. Enaniyet hissi, benlik duygusu, kendine reva veya layık görülen dünyalık miktarı veya muamele tarzı .. Sahi, biz tasavvufla ilgilenmiyor muyduk?</p>
<p>Arayana bahane çok</p>
<p>Başkalarıyla kendini mukayese etmek, başkaları üzerinden kendi ilişkilerimizi yorumlamak ciddi bir mutsuzluk kaynağı olabiliyor. Üzerinden yıllar geçse bile bu sebepler aile tarihi içerisinde dipdiri ayakta tutuluyor. Yeni doğan çocuğa isim verme meselesi &#8211; kocanın bir süre işsiz kalması veya çalışma hayatının düzenli olmaması &#8211; doğum yaptığında bilezik alınmaması &#8211; eltiye daha ihtişamlı bir düğün yapılıp kaliteli eşyalar alınması &#8211; emekli olan kocanın evde ona-buna karışarak varlığını hissettirmesi &#8211; bazı kocaların ev işlerine yardım etmesi, kendi eşinin kaytarması &#8211; çocukların derslerine yardımcı olmama &#8211; gezdirmeme &#8211; sülaleden herhangi birini eleştirme &#8211; tasarrufa zorlama &#8211; dilediği eşyaları almasına izin vermeme vs. vs&#8230;</p>
<p>Daha buna benzer birçok konu alt alta toplanıp, çıkan sonuca “şiddetli geçimsizlik” adı veriliyor! Tabii ki çok gezmek, çok tv seyretmek gibi gayrı ciddi olanların yanı sıra, aldatma gibi çok ciddi sebepler de var.</p>
<p>İnsan bazı gerekçeleri duyduğunda, içinden “sen tam dayaklıksın!” veya “seni huzur dürtüyor” diye düşünmekten kendini alamıyor.</p>
<p>Sevginin çeşitli maddeler ile sembolleştirilme beklentisi evlilikte muhabbet bağını öylesine örseliyor ki, eşler artık sevilmedikleri kanaatine varıyorlar. Sevgiyi veya aşkı evlilik için ön şart sayanlar, evlendikten kısa süre sonra sevginin tükendiğini hissediyorlar. Neden acaba? Sevenler hep birlikte olmak istemezler mi? İşten izin alıp, okuldan firar edip sevgilisine koşanlar, sevdiğiyle evlenebilmek için ana-babadan geçip ölümü göze alanlar, evlendikten sonra neden geçinemezler? Yoksa sevgi başka bir şey mi? Sevgililer neden “önce canan sonra can” der de, evlenince bu tabir “önce can sonra canan”a döner? İşte asıl huzursuzluk sebebi budur ..</p>
<p>Sokakta Allah&#8217;ın rızası aramak ya da müslüman feminizmi</p>
<p>Temel bir yanlışımız var. İyi bir mümin olmanın ve Rabbimiz&#8217;in rızasını kazanmanın yegane yolunun çok çok “ibadet” ve “hizmet-hasenat” olduğunu zannediyor ve aile kavramını önemsemiyoruz. Kadınlar, “erkekleri abartmanın lüzumu yok, kendilerini ne zannediyorlar?” gibi düşüncelerle, güya “büyük” gayelerin ardına düşüyorlar. Allah&#8217;ın rızasını aramak üzere kendilerini dışarı koyverip , çoluk-çocuğu da “mallarınız ve evlatlarınız sizleri Allah yolundan alıkoymasın” ayet-i kerimesinin -güya- mucibince başlarından defediyorlar.</p>
<p>Nasıl bir dindarlıktır bu? Kocasına, evine, çoluk-çocuğuna hayrı dokunmayan bir kadın kimi kurtaracak? Kocasına itaat etmeyen hanım Allah&#8217;a nasıl itaat edecek? “Kulun kula secdesi caiz olsaydı, kadınların kocalarına secde etmesini emrederdim” hadis-i şerifinin yürürlükten kalkmış olabilir mi? Çok tuhaf, herkes dindar ama herkes başka bir alemde .</p>
<p>Bazı hanelerde ise farklı bir durum sözkonusudur : Eşler -hâşâ- Kirâmen Kâtibîn meleklerinin işine müdahale edercesine birbirlerinin hata ve günahlarının takipçisi olur, eleştiri bombardımanına tutarlar. Bir zaaftır, bir insanlık halidir; önemli bir milli maç günü adam kahveden geç gelmiş, sabah namazına uyanamamış .. Vay, sen misin bunu yapan! Günlerce süren tartışma ve sağa-sola şikayetler &#8230;</p>
<p>Çeşitli dinî yayın organlarının da ima ve ifadeleriyle örtülü bir feminizm akımının bizi etkilediğini kabul etmeliyiz. Şu örnek hiç aklımızdan çıkmaz: “Kadın, doğurduğu çocuğu emzirmeye bile mecbur değildir. İsterse, kocası süt anne bulmaya mecburdur.” (Gerçi günümüzde süt anne bulma yerine kimyasal mama parası kazanması gerekiyor). El insaf vel merhamet! Hükmü öğreniyoruz ama nerede, hangi şartlarda geçerli olduğunu değil. Bu ve benzeri hükümler, bir yargılama söz konusu olduğunda gerekirse başvurulmak üzere var. Günlük hayatta ise tabiilik ve itaat esas. Eğer öyle idiyse niye her annenin göğsünde süt yaratıldı? Boşa gitsin veya hormon iğneleriyle süt kesilsin diye mi? Bir annenin bebeğiyle emzirme saatlerindeki sevgi alışverişine paha biçilebilir mi? Çocukları sevmek ve hakları olan doğal anne sütü ile beslemek sevap değil mi?</p>
<p>Onların hayatını dolduramıyorsak</p>
<p>Geleneksel kültürümüzde erkek çocuklarımızı kızlardan farklı yetiştiriyoruz. Anneler olarak onlara biraz daha esnek davranıp, isteklerini kocalarımızın isteklerinden bile daha çok önemseyip, fedakârca yerine getiriyoruz. Doğal olarak evlendiklerinde de eşlerinden böyle bir tavır umabilirler. Müslüman feminizmine göre onlara “aşçılık” yapmak zorunda değilmişiz. Fakat insaf edin, sabah işe geç kalma telaşı içinde önüne doğru düzgün bir kahvaltı koymuyorsak, evden çıktığından bazen haberimiz bile olmuyorsa, anne sofrasını aramayıp ne yapacaklar?</p>
<p>İşten eve döner dönmez, “akşama kadar ben ilgilendim, hadi şimdi sıra sende” diyerek çocukları gergin ve yorgun bir babanın önüne sürüyorsak ve sonra onu ilgisizlikle suçluyorsak, doğru mu yapıyoruz?</p>
<p>Evde özensiz, sallapati, estetik ve çekicilikten fersah fersah uzak olmaktaki mazeretimiz nedir? Kadın, erkeğin hayatında zerafetin tamamlayıcısıdır. Ne kadar kaba-saba olsa da, her erkek zerafete meftundur, hayrandır. Bunu ondan esirgeyince, doğacak sonuçlardan suçlu olan kimdir? Dindarız ama dinin emrettiğinin zıddını yaparız. Dinimiz, kadın evde süslü-püslü, bakımlı ve zarif; dışarıda ise alabildiğine gösterişsiz olsun diyor. Hem kılık kıyafet olarak, hem de hal ve tavır olarak böyle. Biz ise ısrarla tam tersini yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Müdahaleci, eleştirici ve yargılayıcı kadınlar ne kadar itici oluyor! Unutmamak gerekir, insanlar evlerinde hatalar yapabilecek kadar özgür olmalılar. Savunma olarak o da sizi eleştirecektir. Evin atmosferi sıcaklığından irtifa kaybetmeye başladığı anda, evdeki “itici” kadına karşın, dışarıda yapmacık da olsa, her ortamda bolca bulunan “çekici” kadınlar devreye girer. Sonuçta “ Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler” diyemezsiniz !..</p>
<p>Öyle eksikler var ki&#8230;</p>
<p>Siz mümine hanımlar, gerçekten hepiniz birer kristal, birer cevher gibisiniz. Ancak bir kristalin farklı yüzeyleri olur ve tüm yüzeylerinin işlenip parlatılması gerekir. Taat ve ibadet yönünüz pırıl pırıl ışıldıyor. Fakat arınması gereken yönlerimiz, törpülenmesi gereken köşelerimiz var. Nefsimiz üzerinde çalışmamız lazım. İtaat, teslimiyet ve adanmışlık, bizim hem imtihanımız, hem miracımız. Küçük ve basit işler belki bize büyük sınavlar kazandırır. Büyük bir Allah dostu nefsini kırmak için medresenin tuvaletini temizliyorsa ve bunun çok erdemli bir davranış olduğuna inanıyorsak, niye ev işlerimizin, eşimize-çocuğumuza hizmetin de böyle bir niyetle yapılıp ibadet olmasını düşünmeyelim? Sevaplar sokakta mı satılıyor?</p>
<p>Karşı tarafın kendi sorumluluklarını yerine getirmemesi bizi asla alçaltmaz, enayi de sayılmayız. Bilakis Rabbimiz&#8217;in rızası niyetiyle sorumluluklarımız ve hatta sorumlu olmadıklarımızı yerine getirmek önce bizi mutlu eder. Siz olumlu ve yumuşak, yani pozitif oldukça, karşı taraf ne kadar sert ve olumsuz olsa da siz onu kendinize çekersiniz! İşte asıl marifet budur. Kadın cazibesi diye bir şey var. Ama gözümüz erkekle erkeklik yarışında ise söyleyecek bir şey yok. Hele de eşimizi ona-buna ispiyonlamak veya mahkeme kapılarında “çözülme” aramak müslüman bir aile için çözüm sayılamaz.</p>
<p>Sevginin bittiği yerde, daha doğrusu sevgi zannettiğimiz nefsani beklentilerin ve hedeflerin cazibesini kaybettiği noktada gerçek bir sevgi başlar. Fakat bu emek ve özen isteyen bir şeydir. Hüner ister.</p>
<p>Gençlik heyecanlarında kendini hissettiren kul sevgisi, evlilik sürecinde Allah sevgisi veya rızasına doğru bir yöne meyletmeyince, yani zihniyetimiz değişmeyince, aile ortamımız ne bizleri ne de çocuklarımızı mutlu eder. Gençlik çağının coşkulu sevgi ırmağı Allah sevgisi denilen uçsuz bucaksız ummana doğru bir yol bulmalı.</p>
<p>Ve eşler bu yönde birlikte yol almaya çabalamalı. İyi örneklere yönelelim. Her ailenin kendine özgü bir iç ortamı vardır, başkalarıyla kıyaslayarak eşlerimizi yargılamamız hem yanlıştır hem de vebaldir. Bunu yapınca elimize ne geçiyor kızmaktan, üzülmekten başka.</p>
<p>Kocalarınızın kaç şapkası, sizlerin kaçar tane eşarbı var, hiç saydınız mı ?..</p>
<p>Kaynak: Semerkand Dergisi</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">79</span>. Sayı </small></p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-216" title="cicekevlilik" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/cicekevlilik1-300x225.jpg" alt="cicekevlilik" width="300" height="225" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik ve Erkekler</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 17:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir. Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir.</p>
<p>Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi sayfasıyla bütünüyle tanımlamak, hele de çıkış yolu göstermek mümkün olan bir şey değil elbette. Daha ziyade hanımlar tarafına eleştirel bakılan Temmuz sayımızdaki yazının maksadı, küçük hataların büyük yanlışlara ve acılara dönüşmeden telafisini önermekteydi. Asla kendi hemcinslerimi yargılamak veya suçlamak değildi.</p>
<p>Ne var ki bazı hanım okuyucularımız bu yazının erkekleri aklayan, kadınlara haksızlık eden ifadeler taşıdığını dü şündüler. Hatta bir okuyucumuz, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı o yazı için diyordu ki, “Ya bekâr olmalısınız ya çok mutlu bir evliliğiniz var veya başkalarının sorunlarından bîhabersiniz.”</p>
<p>Canımız yansa da iğneyi kendimize</p>
<p>Mevzu o değil, ama durumun açıklığa kavuşması bakımından söyleyelim: Yirmi yıllık evliliğim var, üç çocuk annesiyim. Yani evliliğin nasıl bir maraton olduğundan haberdarım. Ayrıca her ay en az iki-üç kez farklı kesimlerden hanımlarla özel sohbetlerimiz olur, çok şey paylaşırız. Bu biraz da meslekî bir faaliyet, zira psikolojik danışma ve rehberlik alanında ihtisas yapmıştım. İnsanlara depresyon ve sinir ilaçları vererek göndermek yerine, duygu ve düşünceleri üzerinde etkili olmaya çalışarak yardımcı olmanın daha sahici olduğunu öğrenecek tecrübelerden geçtik. Gerektiğinde uzman hekim nezaretinde ilaç da kullanılabilir tabii ki. Fakat “huzur”a kavuşmanın daha kalıcı yöntemleri olduğunu görmek o kadar da zor değil.</p>
<p>Tekrar başa dönersek, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı yazımız, biz hanımların sıkça ve çok kolayca düştüğü hatalara dikkat çekmek istemişti. Yani evlilik sorunlarının hanımlar cephesini -bazı yönleriyle- ele alıyordu. Bu yazıda da -yine bazı yönleriyle- konunun erkekler tarafına değinelim. O cenahta gittikçe yaygınlaşan kimi sorunları, o sorunların aile hayatında çıkardığı arızaları dikkatlerinize sunalım.</p>
<p>Kaçış psikolojisi ve garip hayaller</p>
<p>Evlilikte aradığını bulamayan insanlar ne yapıyor? Genellikle bir kaçış hali yaşıyor. Eğer bu bir hanım ise, mesela bir takım bedensel şikayetler ile doktor doktor dolaşıp bir hastane müdavimi oluyor, erkek ise tutkulu hobiler edinip mümkün olduğu kadar evde az kalmanın yollarını buluyor. Bu kaçış doğal olarak bağları git gide daha da zayıflatıyor.</p>
<p>Erkekler tarafında başka öyle tuhaf ve enteresan şeyler de olabiliyor ki, aslında aile düzeni bakımından ciddi tehlike sinyali manasına gelen bu kaçış hali bile pek ehven sayılır. Bir hanım için belki dayanılması en zor durumlar, asla aklına gelmeyen şeylerden söz ediyoruz.</p>
<p>Hanım kardeşim soruyor: “Altmış yaşındaki kocanız, bir gün durup dururken evladı yaşında bir kızı alıp eve getirse ve dese ki: Bu benim yeni eşim, bundan böyle birlikte yaşayacaksınız! Bu durumda ne yaparsınız?</p>
<p>Burada dinî hassasiyetlerimizi de dikkate alarak söylemek isterim ki, işte, naçizâne olarak, evliliğin eşlerin birbirine acı verme ve gizlice intikam alma noktasına gelmesini önleme maksadıyla Temmuz sayımızda öyle bir yazı yazmıştık.</p>
<p>Sorunun cevabına dönersek, kader bazen geçici nefsanî erkek heyecanları ile psikolojik doyumsuzluğu ve baba saplantıları olan genç hanımları karşılaştırıyor. Bunlar aralarındaki nevrotik durumları aşk zannedip ortaya çıkıyorlar. Bu durumdaki erkeğin gözünde mevcut eşi kadın olmaktan çıkıyor, psikolojik anne konumuna geliyor ve davranışını anlayışla karşılamasını bekliyor. Böyle temayülleri olan erkeğe haddinden ziyade anaç ve anlayışlı davranılırsa, bu tür davranışlara daha kolay tevessül ediyorlar.</p>
<p>Hadisenin genç bayan tarafına gelince: “Babalar ve Kızları” yazımızı hatırlarsak, babanın psikolojik yoksunluğu, genç kızlarda normal bir eş yerine, onların yaralı duygularını onaracak bir baba arayışına bilinçaltı olarak yönlendiriyor. Ya da çocukluğunda çeşitli sebeplerle annesine karşı geliştirdiği intikam duygularını kendi annesine yöneltmekten suçluluk duyacağı için başka bir kadına yöneltiyor, kocasını elinden alarak tatmin buluyor. Bu tür ilişkileri yakından inceleyin, bakalım bu söylediklerimiz yanlış mı?</p>
<p>Böyle bir vaka karşısında evdeki kadının ne yapacağı tamamen kendi özel tercih ve şartlarına bağlıdır ama yine de sabretmesini öneririz.</p>
<p>“İkinci”yi düşünmenin dayanılmaz hafifliği</p>
<p>Bu köşede şimdiye kadar daha ziyade hanımları bahis mevzuu ettik. Fakat evlilikte sorunlardan söz ederken, erkeklerin de sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarının tabii ki farkındayız. Cemaatin, elin-günün içinde dillere destan olan nice babayiğitlerin ev halinde öyle kişisel zaafları, tuhaflıkları oluyor ki, Allah korusun, duyulsa kimse inanmaz.</p>
<p>Dindar erkeklerde hanımlar için en çok rahatsız edici taraf şu ki, İslâm dendiğinde bunların bazılarının aklına bir tek şey geliyor: Birden çok hanımla evlilik&#8230; Sanki her şey tamam, eksik olan sadece bu! Kafayı buna takan erkekler, iki noktada kul hakkı meselesini ıskaladıklarının farkında değiller.</p>
<p>Birincisi, karısından kendi kusurlarına sınırsız anlayış beklerken, kadının ufak bir kusurunda kolayca ikinciyi düşünebiliyorlar, böylece karılarına haksızlık ediyorlar. İkincisi ise birden fazla hanımla evlilik durumunda, İslâm kesinlikle ve çok net biçimde erkeğin eşleri arasında adil davranmasını emrediyor. Birine asık surat diğerine güler yüz, birine çiçek diğerine elin tersi yok. Birine ev alıyorsa diğerine de alacak, vs, vs&#8230;</p>
<p>Siz eski ve yeni karısı arasında her konuda adil olabilecek kaç babayiğit tanıyorsunuz? Kul hakkı önemini mi yitirdi yoksa? Biz helal edilmeyen haklara Cenab -ı Hakk&#8217;ın karışmadığını, hesabın mahşere kaldığını hatırlatıp bırakalım.</p>
<p>Kaldı ki bu tür isteklerin arkasında genellikle ucuz hevesler bulunur, burada din sadece bir meşrulaştırma aracıdır. Oysa müslümanın en önemli özelliklerinden biri sabırdır ve birazcık izan sahibi hiç kimse ne kendi hayatını, ne de ehl u ıyalinin hayatını allak bullak etmez, kırk ölçe, bir biçer&#8230;</p>
<p>Zulmün erkekçesi</p>
<p>Hizmet ehli bir kardeşim benimle dertlerini paylaşıyor: Kocam beni evliliğimin ilk yıllarından beri aldatıyor. Otuz yıllık evliyim, dört çocuğum var, oğlum bu adamı artık bırak diyor ama küçük kızım bunalımda, babamdan ayrılırsan intihar ederim diyor. Ben ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim şöyle diyor: Ben Hollanda&#8217;ya gelin gittim, kocam yeni evliyken işyerinden bir Çinli kızı eve misafir getiriyordu. Ben kıskandım ama kayınvalidemler beni kınayınca sustum. İki yavrum oldu, sonunda kocam beni aileme terk edip kaçtı, çocuklarımı da kaçırıp diğer kadınla evlendi. Beni boşamıyor, bana bakmıyor, kanunları bir kılıfına uydurup çocuklarımı bile göstermiyor. Ben kaç kere danıştım ama bana boşanma davası aç demiyorlar, yıllardır beklemekten usandım, ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim diyor ki, menapoz yaşındayım, birçok sağlık sorunum var, kocam yeniden evlenmek için fırsat kollayıp duruyor, ben ne yapayım?</p>
<p>Biz kadın denilen duygusal varlıkları bedbaht etmenin en kestirme yolları bunlar ve öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez. Bu çilelere dayanma gücü veren de yine yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p>Amansız bir hastalığa yakalanan birine çok güzel teselli veririz, ancak kendimiz ufak bir rahatsızlığımızı kötü bir hastalık zannederiz, aklımız başımızdan gider, maneviyat falan kâr etmez. Bir yakını ölene vaaz u nasihatte bulunur, metanet tavsiye ederiz. Lakin ölüm bize dokunduğunda ayakta zor dururuz, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz. Bazen aklımızı yitirip abuk-sabuk konuştuğumuz dahi olur. Söylemesi dile kolay gelir, ama iş başa gelince ne yapılır bilinemez.</p>
<p>Kadın hakları savunucuları, medya şovmenleri ne derse desin, ben kocasının her tür hatalı davranışına rağmen gemiyi terk etmeyen hanım kardeşlerime hâssaten büyük saygı duyar ve can ı yürekten kutlarım. Gerçek gizli kahramanlar sizlersiniz, öpülesi elleriniz var.</p>
<p>Rahata erdim derken</p>
<p>Yıllarca eşinizle birlikte fedakârca çalışıyorsunuz, gençliğinizi birlikte geçirip boyunuzca evlatlar yetiştiriyorsunuz, tam huzura yaklaştığınız bir çağda bakıyorsunuz ki, eşiniz genç bir hanıma takılıyor, sizi gözü görmüyor! Acaba beyefendiler hanımlara bu acıyı yaşatma hakkını nereden alıyorlar? Yoksa onların çaresizliğinden mi yararlanıyorlar?</p>
<p>Ne demişler, eden kendine eder. Herkes kaderini yaşar, ağzımızla kuş tutsak bazı şeylere engel olamayız. Yine de başımıza gelenlerde kendi hissemizi düşünmemiz lazım. Size ısrarla tavsiyem; önce kendinize bir de erkek gözüyle bakın. Diyelim gençsiniz, kocanıza karşı bu gençliğin hakkını ne ölçüde verebiliyorsunuz? Cazibeniz, zerafetiniz , kocanızın gözünü ne ölçüde doldurabiliyor? Diyelim artık genç de değilsiniz, nasıl bir hayat arkadaşı profili çiziyorsunuz? Eğer kaba-saba, empatiden yoksun, sallapati ve bir yaşama kültüründen uzaksanız, kısaca hâlâ hamsanız kimi suçlayabilirsiniz? Şunu bir düşünün: Gençliğin o hiç bitmeyecek sanılan ateşi söndükten sonra geriye neyiniz kalıyor? Kötü bir kocaya sabretmek kadar, bitmez tükenmez hırsları olan, ham ve vasıfsız bir kadınla ömür sürdürmek de zordur.</p>
<p>Bir de tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Erkeklerin fıtratlarındaki farklılığı asla aklınızdan çıkarmayın ve hemcinslerinize sonsuz güvenmeyin! Öksüz bir kızcağıza acıyıp şirketinizde iş verirsiniz, şeytan boş durmaz, zararı size olur. İslâmî kurallardan, o kurallarla örülü hayat tarzından uzaklaştıkça bu tür musibetler bizi bırakmaz. Siz buna dikkat ediyor, eşiniz etmiyorsa, bu da sizin imtihanınızdır, sabreden daima sonunda kazançlı çıkar.</p>
<p>Okuyacağınız şu satırları iyi düşünmelisiniz:</p>
<p>“Evliliğimizin çok fırtınalı dönemleri oldu. Kimi zaman anlaşarak, kimi zaman öfkeyle boşanmaya karar verdik, çocuklarımızı da buna hazırlamaya çalıştık, fakat nedense boşanamadık. Kavga-gürültü arasında 4-5 çocuk büyüttük. İyi bir dönemimizde, bir gün en küçük oğlum babasına ve bana samimiyetle şu soruyu sordu: Biz cennette de böyle bir aile olabilecek miyiz? Eşim ve ben şaşkın ve mahcup bir vaziyette birbirimize bakakaldık. Demek ki tüm fırtınalara rağmen bir çocuk için yuva kavramı bu kadar önemliydi. İyi ki ayrılmamışız!. ”</p>
<p>Sonrasına göre adım atmak</p>
<p>Hanımı vefat etmiş bir beyefendiden sözettiler ; iki yıldır her gün hanımının mezarını ziyaret edip, mesai yapar gibi akşam evine dönüyormu ş. Bu memlekette sadık beyefendiler, iyi eşler, mükemmel aile babaları da var. Haydi itiraf edin ki elimizde olmayan şeyler olduğu kadar, bizim tavrımızla değişen şeyler de var. Süreci kopma ya da ihanet noktasına getirmeden onarmak gerek.</p>
<p>Şöyle şikayetler de var: Kocam gece yarılarına kadar okuma evlerinde oturuyor, kendi çocuklarının ihtiyaçlarını dikkate almadan parasının tümünü, hatta benim paramı da hayır-hasenata dağıtıyor! Eyvah eyvah ! Söz geçiremiyorsanız şöyle dü ş üneceksiniz : Parasını zinada-kumarda harcamıyor ya&#8230; Gece yarılarına kadar meyhanede, orada-burada değil ya, ona da şükür&#8230; Demek ki böyle kocalar da şikayet edilebiliyormu ş!</p>
<p>Genç yaşlarda sorunlar, bo şanmalar çok daha fazla oluyor. Her iki taraf da daha iyi bir hayat ümidiyle, çocukları için de böylesinin daha iyi olacağını zannederek boşanmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>Bir genç hanım vardı, aşık olarak evlenip, sonra doğduğuna pişman olan&#8230; Kocası çalışmadığı gibi, karısını ikide bir babasının evine para istemeye yollayan, karısının çalıştığı parayı elinden alıp kahve harçlığı yapan genç, yiğit, hüsnü yusuf gibi bir adam! Ama karısını çok seviyor. Kadının tek taraflı verdiği mücadele sonunda boşandılar. Adam boşanmamak içinde çok diretti, ortalığı birbirine kattı. Nur topu gibi bir oğulları vardı. Sonunda özgürlügüne kavuşan genç kadın aşktan, sevgiden evlilikten ağzı yanmiş olarak, binbir pişmanlıkla baba ocağına döndü. Ailesi saf insanlardı, kızlarına çok güveniyorlardı. Çocuğuna nafaka temini için işe girdi. Merhametli(!) patronu onu gereğinden fazla kolluyordu, sonra başka bir aile faciasına neden olmak üzere iken müdahale edildi. Halen az zahmetli işlerde çok para kazanarak çalışıyor ve hiç işsiz kalmıyor! Bo şandı da ne iyi oldu değil mi ?!.</p>
<p>Böylesi tembel bir adama sabredip çocuklarının başını bekleyen başka bir kadın tanıyorum ki, her iki cihanda da bahtiyar ola&#8230;</p>
<p>Bu noktada kadının çalışması mevzusuna da kısaca değinmek gerekiyor. İnsanoğlunun ihtiyaçları sınırsızdır. Ayrıca Allah&#8217;ın göndermiş olduğu dört kitabın hiçbirinde çalışıp evi geçindirme yüküne kadın ortak edilmemiştir.</p>
<p>Bugünkü hayatın gerçekleri bu tür hassasiyetleri bize önemsetmiyor ama kadının çalıştığı ailelerde eşler arası çatışma ve boşanmalar daha çok oluyor.</p>
<p>Toparlayacak olursak, evinizde bir problem olduğunda alışılmış çözümlerin dışında farklı tavırlar deneyin. Kazanmak, boşanma davasını kazanmak değil, bir yuvayı ayakta tutabilmektir.</p>
<p>Varsın çocuklarınız bile sizin fedakârlığınızı takdir etmemiş olsun&#8230; Kendinize saygınız için, ahiretiniz için hayırlı olanı tercih edin.</p>
<p>Günümüz dünyası kadına kurulmuş tuzaklarla dolu. Hatta bunların birçoğunu yine hasta ruhlu kadınlar kuruyor, biz erkeklere neden kızıyoruz ki ?..</p>
<p>Temmuz sayımızdaki yazının her cümlesinin arkasındayım: Bir kez daha diyorum ki, sevgi zannettiğimiz gençlik coşkusunun, nefsanî tutkunluğun azaldığı noktadan itibaren enerjinizi manevi tatmine yönlendirin. Gençken, soğuk- moğuk umurumda değil nefesin ısıtsın yeter deriz, yaşlandığımızda ne biçim horluyorsun, nefesin kokuyor diyerek sıcak odayı terkedip , buz gibi odada yatarız. Sabah da romatizma ağrılarımızı kahvaltıya çeşni olarak katarız.</p>
<p>Hayatın her gün zorlaştığı bugünün dünyasında, kale gibi, sığınak gibi güzel aile örnekleri görmeye, göstermeye ihtiyacımız var. Tezcanlılığımıza , sabırsızlığımıza kendimizi ve çocuklarımızı kurban etmeyelim.</p>
<p>Allah cümlemizin yuvasına huzur ihsan eylesin. Bayramlarda gönüller mahzun, evlatların boynu bükük olmasın&#8230;</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">83</span>. Sayı Semerkand Dergisi</small></p>
<p><small><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-212" title="evlilikveerkekler" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/evlilikveerkekler1-150x150.jpg" alt="evlilikveerkekler" width="150" height="150" /><br />
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Ağlıyorsa. (video)</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 18:35:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[seçme videom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğunuz ağlıyorsa, ondan hızlı davranın.  Çocuklar gerekli gereksiz her şey için ağlarlar. Bu aslında onların ağlayarak bir şeyleri elde etmeye alışmış olmalarının bir sonucu olarak da görülebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuz ağlıyorsa, ondan hızlı davranın.  Çocuklar gerekli gereksiz her şey için ağlarlar. Bu aslında onların ağlayarak bir şeyleri elde etmeye alışmış olmalarının bir sonucu olarak da görülebilir.</p>
<p><img title="cocuk" src="../wp-content/uploads/2009/11/cocuk-150x150.jpg" alt="cocuk" width="150" height="150" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erteleme Hastalığı</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/erteleme-hastaligi.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/erteleme-hastaligi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 21:03:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ergen Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[ertelemek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[na zaman]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[yaparım]]></category>
		<category><![CDATA[yarın]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/erteleme-hastaligi.htm</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların her zaman bir şeyleri sürekli ertelediklerini görrüz. Nedir bu erteleme; acaba bir çeşit hastalık mı? Belki de öyledir. Yapacak bir işimiz vardır ve mutlaka yapılması gereklidir. Oysa biz yapılması gerekli olan işimizi bırakıp yapılması daha az gerekli olan işlerle uğraşırız. Ve asıl yapılması gerekli olan işi erteler dururuz. Hayatımız böyle bir kısır döngüyle geçip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-medium wp-image-208" title="erteleme" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/10/erteleme-300x225.jpg" alt="erteleme" width="300" height="225" /></p>
<p>İnsanların her zaman bir şeyleri sürekli ertelediklerini görrüz. Nedir bu erteleme; acaba bir çeşit hastalık mı?</p>
<p><span id="more-140"></span></p>
<blockquote>
<p align="justify">Belki de öyledir. Yapacak bir işimiz vardır ve mutlaka yapılması gereklidir. Oysa biz yapılması gerekli olan işimizi bırakıp yapılması daha az gerekli olan işlerle uğraşırız. Ve asıl yapılması gerekli olan işi erteler dururuz. Hayatımız böyle bir kısır döngüyle geçip gider.</p>
<p align="justify">Yarın yaparım diyenler için demiştir ki bir alim: Ey ahmak yarın yaparım diyorsun dün de aynı şeyi söylüyordun! Bugün ne yaptın ki yarın yapacaksın.</p>
</blockquote>
<p align="justify">Ertelemeyenlerden olmak dileğiyle ve duasıyla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/erteleme-hastaligi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beni Çok Etkiledi. Belki Sizi de Etkiler.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/beni-cok-etkiledi-belki-sizi-de-etkiler.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/beni-cok-etkiledi-belki-sizi-de-etkiler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 18:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/beni-cok-etkiledi-belki-sizi-de-etkiler.htm</guid>
		<description><![CDATA[Beni Çok Etkiledi.. Belki Sizi de Etkiler.. İki ayrı yerden dinlediğim küçük bir kıssadır beni çok etkileyen şey. Sizinle paylaşmak istiyorum. Fakat lütfen okuyup geçmeyin. Üzerinde düşünün biraz. Eski zamanlarda ömürlerin uzun olduğunu söylerler. Nuh a.s. ın 600 yıl civarı bir ömür sürdüğünü de bir yerlerden okumuş veya duymuşsunuzdur. İşte o zamanlar bir kadın Nuh [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-152" title="Resimlerim_20091018-deneme20091017-erteleme" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/09/Resimlerim_20091018-deneme20091017-erteleme-150x150.jpg" alt="Resimlerim_20091018-deneme20091017-erteleme" width="150" height="150" />Beni Çok Etkiledi.. Belki Sizi de Etkiler..<br />
İki ayrı yerden dinlediğim küçük bir kıssadır beni çok etkileyen şey. Sizinle paylaşmak istiyorum. Fakat lütfen okuyup geçmeyin. Üzerinde düşünün biraz.<span id="more-135"></span></p>
<p>Eski zamanlarda ömürlerin uzun olduğunu söylerler. Nuh a.s. ın 600 yıl civarı bir ömür sürdüğünü de bir yerlerden okumuş veya duymuşsunuzdur. İşte o zamanlar bir kadın Nuh a.s. a gelir ve ağlamaya başlar.</p>
<p>Nuh a.s. sorar;</p>
<p>-Neden ağlıyorsun?</p>
<p>-Oğlum genç yaşında öldü ben oğlumu geri istiyorum.</p>
<p>-Kaç yaşındaydı oğlun?</p>
<p>-150 yaşındaydı.</p>
<p>-Bak kadın. Kıyamete yakın insanların ortalama ömürleri 60 yıl kadar olacak. Senin oğlun 150 yıl yaşamış.</p>
<p>-Gerçekten mi?</p>
<p>-Evet.</p>
<p>-Peki o kadar kısa süre yaşayan insanlar evlenmeye fırsat bulabilecekler mi? Çocukları olacak ve çocuklarını büyütebilecekler mi? O kadar kısa süre için kendilerine ev yapacaklar mı?</p>
<p>gibi sorularını sıralamaya başlamış. Evet. Şimdi ellerin arasına başımızı alıp düşünmenin zamanı. Hangi yaşta olursanız olun, çocukluğunuzun ne zaman geçtiğini, gençliğiniz geçmişse gençliğinizin ne zaman geçtiğini, eğer yaşlanmışsınız ömrünüzün ne zaman geçtiğini bir düşünün. Cevabınız mutlaka &#8220;ne kadar da çabuk, sanki bir gün gibi&#8221; olacaktır.</p>
<p>Bu kısacık ömrümüze neler sığdırmaya çalışıyoruz. Ve gerçekten de neler sığdırıyoruz. Evleniyoruz, iş buluyoruz, ev alıyoruz, işimizi değiştiriyoruz vs vs. Fakat arada bir şeyi unutuyoruz. Yaşamayı. Her şeyi elde etmek için çırpınıp dururken derin aldığımız bir nefesin bizim için ne kadar değerli olduğunu unutuyoruz. Yediğimiz bir lokma yemeğin tadını hissetmek için gevmek ve lezzetini iliklerimize kadar hissetmek bile bize zaman kaybı gibi geliyor. Bir bardak suyu bile bir anda bitirip susuzluğumuzu giderelim diye uğraşırken suyun tadını almayı unutuyoruz.  Bir gülümsemeyi yüzümüze yerleştirmek, bir dargınlığımıza son vermek bize kâbus gibi geliyor.</p>
<p>Hep bir şeyleri erteleyerek yaşıyoruz. Yarın yaparım diyerek bitmeyen yarınların, geleceği garanti olmayan geleceğin kanatları altında kendimizi hep güvende hissediyoruz. Oysa yaşayacağımız zamanın yekûnu ne kadar ki. Erteleye erteleye nereye kadar erteleyeceğiz ki. Bizi bizden başka kim kandırabilir? Bizi bizden başka kim hayattan koparabilir.? Kim yaşadığımızı sanmamızı sağlayarak bizi yaşamdan koparabilir?</p>
<p>Güneşin doğuşunu seyretmenin ne kadar huzur verici bir duygu olduğunu yeryüzende milyonlarca insan bilir. Fakat bu huzuru yakalamak için ancak binlercesi kendini zorlayarak o vakitte hazır olur belki de daha azı. Kovaladığımız nedir? Yakalamayı umduğumuz nedir? 600 yıl yaşasak da 60 yıl yaşasak da yakalanmamız kesin değil mi? Bizi bir kovalayan yok mu?</p>
<p>Kırlarda çimenler var. O çimenleri avuç avuç koparıp kısa sürede bitirmek de bizim elimizde. Her bir çimeni tek tek kokusunu hissederek, yumuşaklığını hissederek, varlığını hissederek koparmak da bizim elimizde. Evet çimenler bu hayatta yaşadığımız günler de olabilir, dakikalar da, saniyeler de. Mutlaka bitecekler. Ve her bir çimen yani her bir saniye çok değerli. Bunu bilerek yaşamak temennisi ve duasıyla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/beni-cok-etkiledi-belki-sizi-de-etkiler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Yazıyı Türk Kadınları O-ku-ma-lı.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/bu-yaziyi-turk-kadinlari-o-ku-ma-li.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/bu-yaziyi-turk-kadinlari-o-ku-ma-li.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 May 2009 19:40:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[dindar]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilk gece]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kendiliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[sex]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/bu-yaziyi-turk-kadinlari-o-ku-ma-li.htm</guid>
		<description><![CDATA[Eğitimci yazar Sema Maraşlı, kadın erkek ilişkilerine çok farklı bir açıdan bakıyor. Özellikle de dindar kadınların cinselliğini şimdiye kadar hiç bakılmayan bir yönden ortaya koyuyor. Yazılarını kendi sitesinde dile getiriyor.  www.cocukaile.net sitesinde yazılarına yer veren Sema Maraşlı&#8217;nın bu yazısı da bir çok tabuyu sarsacak cinsten. CİNSEL ŞİDDET &#8220;Yirmi yıllık evli bir kadınım. Geçenlerde eşim &#8216;Bana yirmi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial;">Eğitimci yazar Sema Maraşlı, kadın erkek ilişkilerine çok farklı bir açıdan bakıyor. Özellikle de dindar kadınların cinselliğini şimdiye kadar hiç bakılmayan bir yönden ortaya koyuyor. Yazılarını kendi sitesinde dile getiriyor.  <a href="http://www.cocukaile.net/">www.cocukaile.net</a> sitesinde yazılarına yer veren Sema Maraşlı&#8217;nın bu yazısı da bir çok tabuyu sarsacak cinsten. <span id="more-134"></span><img class="alignleft size-full wp-image-133" title="kadin" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/05/kadin.jpg" alt="kadin" width="300" height="176" /></span></p>
<p><span style="font-size: small;">CİNSEL ŞİDDET<br />
</span><span style="font-family: Arial;"><strong><br />
&#8220;Yirmi yıllık evli bir kadınım. Geçenlerde eşim</strong> &#8216;Bana yirmi yıldan beri cinsel şiddet uyguladın&#8217; <strong>dedi. Oysa ben onu bugüne kadar bir kez bile reddetmedim.&#8221;<br />
</strong><br />
Yukarıdaki sözler bir okuruma ait. Ne düşündünüz? Ne nankör kocaymış diye mi düşündünüz? Aklınıza ilk ne geldi. Düşünüp yazının devamını öyle okuyun.</span></p>
<p>Şiddetin tarifini bir yapalım önce. Şiddet nedir? Bedensel ve ruhsal açıdan zarar veren hareketlerin tümüdür. Şiddet deyince aklımıza genellikle dayak gelir. Örnek olarak da gözümüzün önüne dayak yiyen gözü morarmış kadınlar gelir.</p>
<p>Oysa şiddetin bir de görünmeyen yüzü vardır. Ruhsal şiddet. Bu çok daha yıkıcı ve zarar vericidir.  Ruhsal şiddetin çeşitleri ve etkileri başlı başına sayfalarca yazı konusu olur. Ben burada sadece kadından erkeğe yapılan cinsel şiddet üzerinde duracağım. Maalesef ülkemizde kadınların çoğu eşlerine cinsel şiddet uygulamakta. Bunu çoğu zaman bilerek kötü niyetle ve farkında olarak yapmıyorlar. O zaman neden yapılıyor?</p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><span style="color: #ff0000;"><strong>HERŞEYİ BİLİYORMUŞ HAVASINDAKİ KIZLAR</strong></span></span></p>
<p>Ülkemizde kızlar yetişirken başlarına bir iş getirmesinler düşüncesiyle cinsellik ayıp, günah, erkeklerin hakkı ve acı verici bir şey olarak öğretiliyor. Yıllarca bu yanlış telkinle büyüyen kızlar evlendiklerinde başlarına bir iş gelmesi gereken zamanda korku ya da tiksinti duyuyorlar. Eşleriyle cinsellik yaşarken sorunlar yaşıyorlar.</p>
<p>Şimdi belki diyeceksiniz ki şimdiki kızlar öyle değil. Çok özgür takılan, sürekli erkek değiştiren uçlardaki kızlar konu dışı. Ben çoğunluğu teşkil eden aile kızlarından bahsediyorum. Onlar da artık erkek arkadaş edindikleri için şimdiki kızlar her şeyi biliyorlar diye düşünülüyor. Bu sadece işin görünen kısmı.</p>
<p>O her şeyi biliyormuş havalarındaki kızların çoğunun erkek ya da evlilik dendiğinde akıllarına şunlar geliyor: Aşk, sevgi, mesaj çekme, el ele tutuşma, romantizm, birlikte sinemaya gitme, baş başa yemek yeme, birlikte gezmek. İşin cinsellik boyutunu pek düşünmüyorlar. Cinsellikle<img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//430520090131094052258.jpg" border="3" alt="kullan" hspace="5" vspace="5" align="right" /> ile ilgili olan bilgileri annelerinin evdeki kulaklarına fısıldadıkları bilgiler olarak kalıyor. Bir de internetten bilgi alalım diye cinsel istismar için kurulmuş sitelere girip, acayip resimler görünce, annelerinden duyduklarıyla resimler birleşince korkuları artıyor.</p>
<p>Dindar kızlara gelince onlar evliliği evde eşiyle birlikte cemaat olup namaz kılma, dini aktivitelere katılma, akşam eşiyle baş başa oturup kitap okuma olarak hayal ediyor. Tabi biliyor cinsellik yaşayacağını ama onu çok da önemli olmayan evliliğinde yaşayacağı küçük bir ayrıntı olarak düşünüyor.</p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><span style="color: #ff0000;"><strong>DİNDAR ERKEK BİR DIŞARDAKİ KADINLARA BAKIYOR BİR DE EVDEKİNE</strong></span></span></p>
<p>Böyle büyüyen böyle düşünen kadınlar, evlenince büyük bir hayal kırıklığına uğruyorlar. Hiç önemsemedikleri bir konu birden bire hayatlarının merkezine oturuveriyor. Bu yüzden kavga ediyorlar bu yüzden kırgınlıklar küslükler başlıyor. Erkek de büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. İstenmemek, reddedilmek, onurunu gururunu fazlasıyla incitiyor. Dışarı bakıyor, dizilere, filmlere, internete, gazetelere bakıyor istekli kadınlar dolu. Evde karısına dönüp bakıyor, bir adet buzdolabı gibi.</p>
<p>O da acısını evde başka şeylerden çıkarıyor, her şeye kusur bulmaya başlıyor.  Kocası eften püften konularda huzursuzluk çıkardıkça kadın da kendini haklı görmeye başlıyor. Tabi bana böyle kaba davranırsa ben de onu istemem, ne bekliyordu, diyor. Bir kısır döngünün içinde dönüp duruyorlar.</p>
<p>Hiç kimseye anlatamıyorlar, kimseden yardım istemiyorlar. Kadın tam da annemin dediği gibiymiş, çekeceğim artık diye düşünüyor. Erkek de ya dışarıya yönelmeye başlıyor ya da evde eşiyle arasında tavşan kaç tazı tut oyunu başlıyor.</p>
<p>Kadın milleti öyle kolay teslim olur mu?  Kocayı baştan savma taktikleri geliştiriyor.  Eğer hamile olduysa çocuk can simidi gibi imdadına yetişiyor. Hamile iken midesi bulanıyor, doğurunca bebekle uğraşıyor, bebeğin odasından gelmiyor. Çocuk büyüdüyse, şimdi olmaz çocuklar duyar, bahanesinin arkasına sığınılıyor. Ya da bütün akşam dizi izleyip yatma zamanı, bulaşık yıkamaya evi toplamaya başlıyor.</p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><span style="color: #ff0000;"><strong>PASPAL DOLAŞIP KOCASINI KENDİNDEN UZAK TUTUYOR</strong></span></span></p>
<p>Dindarsa yatma zamanı namaz kılmaya, tespih çekmeye, kuran okumaya başlıyor. Böylece hem kocayı atlatmış oluyor hem de öyle şeyler düşüneceğine  utan, sende ibadetle meşgul ol, mesajı verilmiş oluyor.</p>
<p>Tabi taktikler bu kadarla kalmıyor. Çoğu zaman kocası daha kapıdan girerken <strong>&#8220;Ay bugün çok işim vardı yoruldum, öldüm bittim, hiç halim yok&#8221; &#8220;Havalardan mıdır nedir bugün çok başım ağ<img src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//916220081206094644101.jpg" border="3" alt="kullan" hspace="5" vspace="5" align="left" />rıyor&#8221; &#8220;Migrenim tuttu&#8221;  &#8220;Bu akşam çocuklarla biraz sen ilgilen, ben yorgunluktan ölüyorum&#8221;.</strong></p>
<p><strong></strong>Tabi bu arada evde aman bir yerim açılmasın diye paspal bir vaziyette dolaşıyor ki kocanın aklına yanlış şeyler gelmesin. Bütün bunlar işe yaramayıp yakalandıysa <strong>&#8220;aman ne olacaksa bir an önce olsun da git başımdan sapık herif&#8221;</strong> düşüncesinden dolayı, ölü balık, rolü oynuyor. Erkek de kendini eşine saldırıyormuş gibi hissettiği için mutsuz oluyor.</p>
<p>Kadın ne yaptığının farkında olmadan eşine cinsel şiddet uyguluyor. Onun ruhunu yaralıyor. Eşini hiç reddetmeyen fakat istemiyorum da mecburum mesajı veren kadın da farkında olmadan şiddet uyguluyor. Aslında kadın kocasından önce kendi ruhunu yaralamış oluyor. Kendini aşağılanmış hissediyor, acı çekiyor, üzülüyor. Bu şekilde ya sevgileri tükeniyor ya da çok sevdiği kocasıyla mutlu olamamanın ıstırabını duyuyor.</p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="color: #ff0000;">DİNDAR KADIN TAKTİK BÖLÜMÜNDE DİNİ KULLANIYOR</span></strong></span></p>
<p>Peki böyle davrandığı için kadını suçlayabilir miyiz? Hayır. Çünkü öyle yetiştirildiği, hiçbir eğitim almadan evlendiği için öyle davranıyor. Erkeği suçlayabilir miyiz? Hayır. O da eşine nasıl yardımcı olacağını bilmiyor. Söylüyor anlatmaya çalışıyor ama karısı onun kendi keyfi için ön yargılı davrandığını düşündüğünden ondan yardım almayı reddediyor.</p>
<p>Geçen gün bu konularda verdiğim bir seminer sonrası bir hanım yanıma gelip <strong>&#8220;Teşekkür ederim, bu sorun bir tek ben de var zannedip kimselere söyleyemiyordum, meğer pek çok kadında aynı sorun varmış, bundan sonra çözmek için uğraşacağım, gerekirse psikologa gideceğim&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Kocası benim söylediklerimi belki defalarca söylemiştir ama ancak güvendiği bir kadından duyduğunda ikna oluyor. Yazdıklarımın kadınlara dolayısıyla ailelere faydalı olacağına inandığım için yazıyorum. Tabi bir tek benim yazmam yetmeyecek.</p>
<p>Destek için topluma yön veren kadın yazarların, psikologların, doktorların, vaizelerin, öğretmenlerin yardımlarına ihtiyaç var. Tabi okuyucularımın yorumları, destekleri de benim için çok önemli. Ayrıca bu konu dindar kadın meselesi değil genel olarak Türk kadının ortak meselesi. Sadece dindar kadınlar taktik bölümünde dini kullanıyorlar, o kadar. Sorunu yazdık.  Kısmetse bundan sonra çözümler üzerine kafa yoracağız.</p>
<p align="left">
<p><span style="font-family: Arial;">Kaynak: http://www.cafesiyaset.com/haber/20090529/Dindar-kadin-nasil-cinsel-siddet-uygular.php<br />
</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong>Cafesiyaset</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/bu-yaziyi-turk-kadinlari-o-ku-ma-li.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüşüm&#8230;</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/donusum.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/donusum.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 May 2009 09:26:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[kendiliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/donusum.htm</guid>
		<description><![CDATA[Dönüşüm Murat ÇERİ • 124. Sayı / DİĞER YAZILAR “İnsanlar, analarından babalarından çok zamanlarına benzerler.” (Hadis-i Şerif) Dönüşüm… “Biz pilav yiyen ve Mesnevi okuyan bir milletiz.” (Yahya Kemal) “Osmanlı’da roman yoktur, çünkü Osmanlı’da trajedi yoktur.” (Cemil Meriç) “Fransız kadınını Fransız romanı yarattı.” (Bir Fransız yazarı) “Gençlerin aynada göremediğini ihtiyarlar tuğlada görür.” (Hz. Mevlâna) “Ben gençliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_BaslikLb">Dönüşüm</span></h2>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Murat ÇERİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">124</span>. Sayı / <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_BolumLb">DİĞER YAZILAR</span></small></p>
<div class="entry"><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong>“İnsanlar, analarından babalarından çok zamanlarına benzerler.” (Hadis-i Şerif)</strong></p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>“Biz pilav yiyen ve Mesnevi okuyan bir milletiz.” (Yahya Kemal)</p>
<p>“Osmanlı’da roman yoktur, çünkü Osmanlı’da trajedi yoktur.” (Cemil Meriç) <span id="more-132"></span><img class="alignleft size-full wp-image-131" title="kis" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/05/kis.jpg" alt="kis" width="800" height="600" /></p>
<p>“Fransız kadınını Fransız romanı yarattı.” (Bir Fransız yazarı)</p>
<p>“Gençlerin aynada göremediğini ihtiyarlar tuğlada görür.” (Hz. Mevlâna)</p>
<p>“Ben gençliği gördüm evlat, sen ihtiyarlığı görmedin.” (Dedem)</p>
<p>“Dedem haklı…” (Ben)</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Televizyon ilk çıktığında “şeytan icadı” dedik eve almadık. Sonra, haberleri izlemek gerekli, denildi. Haber izlemek için bir şeytan edindik. Sonra yayınlanan diziler dikkatimizi çekti, arkası yarınlar, yurttan sesler korosu…<br />
Sonra bayağı bayağı alıştık bu sevimli şeytancığa. Bir evde televizyon olmadan olur muydu? Bunca zaman televizyonsuz nasıl vakit geçirmiş insanoğlu. Çocukken komşuya giderdik: “Eğer müsaitseniz annemler bu akşam size gelecek.” Zamanla annem komşularını çağırır oldu: “Akşam bize gelin de hep beraber falanca diziyi izleyelim.”</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Babaannem hasta, hastaneye gidiyoruz. Yürüyorum, yanımda babaannem yok. Durmuş bekliyor. Ne bekliyorsun babaanne? “Görmüyor musun bir erkek geliyor, erkeğin önünden geçilir mi?” Eyvah sen böyle yaparsan sabaha da varamayız biz.</p>
<p>Babam annesine kırmızı çiçekli bir basma alıp çinti yaptırmış. Bir heves getirdi, gösteriyor. Babaannem şöyle bir göz ucuyla bakıp yüzü asık başını çevirdi. Ne var, ne oldu?! “A oğlum, ben kırmızılı çiçekli giyecek yaşı çoktan geçtim.” Babaanne, sen hiç kırmızılı çiçekli giydin mi ki?</p>
<p>Dedem sinir hastası, elleri titriyor, kızıyor, bağırıyor. Babaannemde tek karşılık yok, işiyle ilgileniyor. Bazı bazı, gizli gizli ağladığını görürdüm.</p>
<p>Ömrüme kast ettin babaanne, ya sen öyle olmayaydın ya zamane kızları böyle olmayaydı. Ömrüme kast ettin…</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Eskiden evlenenlere bir yastıkta kocamaları temenni edilirdi. Çiftler bir yastıkta kocardı. Evde evin erkeği çalışır, bütün aileye bakardı. Evin reisi evden çıkarken kalben Allah’a yakarırdı: “Allahım sen rızka kefilsin, Rezzak’sın, bana bu dünyada rızık vermeyi vaadetmiş çalışmayı da üzerime vacip kılmışsın. Bu vacipliğin yerine gelmesi için, senin rızan için çoluğumun çocuğumun rızkının peşine düşüyorum. Senin rızan için çalışmayı, helalinden kazanmayı niyet ediyorum.” Bu niyetin kendini akşama kadar ibadet sevabı vereceğini düşünürdü.</p>
<p>Dükkanını besmelelerle, salâvatlarla açardı. Dükkan ekmek kapısı, rızık kapısıydı ama asla “kazanç” kapısı değil. Çünkü bilirlerdi ki çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz. Şu köhne dünyada namerde muhtaç olmamak yeterdi onlar için. Nereden bilsinler, değil namerde, merde bile muhtaç olmamanın gerektiği bir devrin geleceğini. Çünkü o devrin mertleri bile namert.</p>
<p>Sonra tatlı bir yorgunlukla evlerine gelirlerdi. Biraz soluklandıktan sonra sevgili zevcelerinin yine salâvatlarla besmelelerle karıştırılmış, dualarla pişmiş yemeklerini hep beraber yerlerdi. Kevser suresiyle demlenen çayları içerlerdi. Evde sohbetler edilir, insanlar birbirini dinlerdi. Kimsenin anlaşılmak gibi bir derdi yoktu. Çünkü herkes birbirini anlardı.</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Çocuklar oyunlarını kendileri icat eder ya da babalarından dedelerinden kalma oyunları oynarlardı. Oyuncak sıkıntısı asla yaşanmaz, bir çocuğun canı asla sıkılmazdı. Eve dönme zamanı akşam ezanıydı. Akşam ezanı okunduğunda evli evine, köylü köyüne gitmek durumundaydı.</p>
<p>Ayağımın altında çağla/Herkes evine dağıla!</p>
<p>Anneler çocuklarının sokaktan eve girmediğinden şikayet ederlerdi. Ne bilsinler, gün gelecek; “Bu çocuk dışarı çıkmıyor, varsa yoksa internet… Bilgisayarın başından kaldıramıyoruz!” diyeceklerini. Şimdi çocuk psikolojisi, gelişim psikolojisi, çocuk eğitimi gibi onlarca dal, yüzlerce kitap var. Acaba neden? Halbuki bizim annelerimiz okuma yazma bile bilmiyordu.</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Hayat çok pratikleşti. Artık her şey çok daha basit, çok daha kolay. Artık dudağına, alnından süzülen teri değmeden kendi terinin tadını bilmeden ölen insanlar var. Üç ayrı telefonla geziyoruz. İnternet her evin içinde. Su ısıtarak leğenlerde yıkanılan zamanlar hayal gibi geliyor. Herkesin kolunda bir saat, modern zamanların kelepçesi. İnsanların her şeyleri var, zamanlarından başka. Halbuki sevgiyi yaşatmak için sadece zaman gerekli. Peki biz neyi kaybettik zamanımızdan başka?!</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Hayat bir düşüncenin ekseninde döner. Evvelce din hayat demekti. Fikirler, kavramlar, konuştuğumuz kelimeler hep bu hayat çizgisiyle belirlenirdi. Şimdi teknoloji ve şahsi fayda. Dün Arapça, Farsça kelimeler baskındı dilimizde, bugün İngilizce, Fransızca… “Garbın teknolojisi ve ilmini almalıyız.” diyor Mehmet Akif amca, o kadar basit değil Akif amca… Meydana getirilen, üretilen her şey kendi ahlâkını içinde barındırır. Hadi sök sökebilirsen. Dün bacımın peçesini indirdiler diye silah kuşanan, kurşun atan, bugün arabamı çizdiler diye yedi düvele dümdüz gidiyor da, karısıyla kucak kucağa dans eden adama tebessüm ediyor.</p>
<p>Dönüşüm…</p>
<p>Biz hep pilav yiyen ve Mesnevi okuyan bir millet olarak kalmalıydık. Trajedi hayatımızda hiç olmamalıydı. Kadınlarımız bir sinema filminden ya da televizyon dizisinden fırlamış gibi çıkmamalıydı karşımıza. Tuğlayı kafamıza yemeden, toprağın toprağı cezalandırdığını, görünmese de acının var olduğunu anlayabilmeliydik.</p>
<p>Doğru söylersin dede, biz yaşlılığı görmedik ama gençliğimiz böyledir. </span></div>
<div class="entry"></div>
<div class="entry"><span>Kaynak:   http://www.semerkanddergisi.com/Detay.aspx?YaziID=1070&amp;Sayi=83<br />
</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/donusum.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarın Ölecekmiş Gibi Yaşamak..</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/yarin-lecekmis-gibi-yasamak.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/yarin-lecekmis-gibi-yasamak.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 21:50:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/yarin-lecekmis-gibi-yasamak.htm</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Dargın olduğunuz insanlar yakınlarınızda. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? Sigara bağımlısısınız.Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? Çocuğunuz yaramazlık yapıyor. Ve tahammül edemeyeceğinizi düşünüyorsunuz. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? Eşinizle proplemleriniz var. Ufak tefek ne varsa problem oluyor aranızda. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? Geçim sıkıntınız var. Dişiniz ağrıyor, başınız ağrıyor.Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? Daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">&#160;<a href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/koseyazari1.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="koseyazari" border="0" alt="koseyazari" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/koseyazari-thumb1.jpg" width="244" height="200" /></a> Dargın olduğunuz insanlar yakınlarınızda. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p> <span id="more-108"></span>
<p align="justify"></p>
<p align="justify">Sigara bağımlısısınız.Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Çocuğunuz yaramazlık yapıyor. Ve tahammül edemeyeceğinizi düşünüyorsunuz. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Eşinizle proplemleriniz var. Ufak tefek ne varsa problem oluyor aranızda. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Geçim sıkıntınız var. Dişiniz ağrıyor, başınız ağrıyor.Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Daha çok para kazanmak istiyorsunuz. Yeni bir işe atılmak için çok büyük bir heves içindesiniz.Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Yarım kalan işleriniz var. Yapmak konusunda bir türlü kendinizde güç bulamadınız. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Arabanızla hız yapmaktan vazgeçemiyorsunuz. Bir yerlere yetişmek hep çok önemli sizin için. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Vaktinizi harcadığınız şeyleri bir düşünün. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Üzülüp kafanıza taktığınız şeyleri bir düşünün. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Yıllar yıllar sonrası için yapılmış planlarınız var. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Sizin için neler önemli, neler önemli değil. Bunu bir daha düşünün. Yarın öleceğinizi öğrenseniz ne değişirdi? </p>
<p align="justify">Neleri kafanıza taktığınızı, nelerin sizin hayatınızı kabusa çevirmesine müsade ettiğinizi düşünün. </p>
<p align="justify">YARIN ÖLECEĞİNİZİ ÖĞRENSENİZ NE DEĞİŞİRDİ? </p>
<p align="justify">Şahlan Mustafa ÇİMi</p>
<p align="justify">Psikolojik Danışman / Rehber Öğretmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/yarin-lecekmis-gibi-yasamak.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
