<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolojik Danışman &#187; 12-18 Yaş</title>
	<atom:link href="http://www.psikolojikdanisman.org/category/insan-iliskileri/anne-baba-cocuk/12-18-yas/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.psikolojikdanisman.org</link>
	<description>Karanlıktan Aydınlığa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:06:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dayak Eğitim Değildir</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/dayak-egitim-degildir.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/dayak-egitim-degildir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 May 2011 19:15:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[18 Yaş ve Üzeri]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları dövmek]]></category>
		<category><![CDATA[dayak]]></category>
		<category><![CDATA[dayakla eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=279</guid>
		<description><![CDATA[Yetişkinler çoğunlukla öfkelerini yenemediklerinde çocuklara dayak atabiliyorlar. Ancak bunun bir eğitim anlayışı haline dönüşmesi, büyük tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Uzman Psikolojik Danışman Durul Mert, dayak konusunda aileleri uyarıyor. Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-280" title="dayak" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/05/dayak-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Yetişkinler çoğunlukla öfkelerini yenemediklerinde çocuklara dayak atabiliyorlar. Ancak bunun bir eğitim anlayışı haline dönüşmesi, büyük tehlikeleri de beraberinde getiriyor.</p>
<p>Uzman Psikolojik Danışman Durul Mert, dayak konusunda aileleri uyarıyor.</p>
<p>Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper hatta özür dilerler.<br />
Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar ama bunu ifade edemez çünkü bunu ona yapan annesi babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz.</p>
<p>Haberin Devamı:<a href="http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=105903"> http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=105903 </a></p>
<p>Resim Kaynağı: http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=105903</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/dayak-egitim-degildir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Samsun İlkadım Aile İçi İletişim Semineri</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/samsun-ilkadim-aile-ici-iletisim-semineri.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/samsun-ilkadim-aile-ici-iletisim-semineri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 May 2011 19:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pdr Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilkadım]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[samsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[Samsun&#8217;un İlkadım İlçesinde, aile içi şiddet bilgilendirme semineri düzenlendi. İlkadım Belediyesi Unkapanı Kültür Merkezi&#8217;nde, Halk Eğitim Merkezi&#8217;nde çeşitli branşlarda eğitim gören yaklaşık bine yakın bayan kursiyere, aile içi şiddete yönelik seminer verildi. Emniyet Müdürlüğü, Samsun Barosu ve sağlık kuruluşlarının koordinatörlüğü ile düzenlenen &#8216;Aile İçi Şiddet&#8217; semineri ile şiddete maruz kalmış veya her an şiddet görebilme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Samsun&#8217;un İlkadım İlçesinde, aile içi şiddet bilgilendirme semineri düzenlendi.</p>
<p>İlkadım Belediyesi Unkapanı Kültür Merkezi&#8217;nde, Halk Eğitim Merkezi&#8217;nde çeşitli branşlarda eğitim gören yaklaşık bine yakın bayan kursiyere, aile içi şiddete yönelik seminer verildi.</p>
<p>Emniyet Müdürlüğü, Samsun Barosu ve sağlık kuruluşlarının koordinatörlüğü ile düzenlenen &#8216;Aile İçi Şiddet&#8217; semineri ile şiddete maruz kalmış veya her an şiddet görebilme ihtimali olan bayanlara şiddet karşısında nasıl davranmaları gerektiği öğretildi.</p>
<p>Toplum tarafından aile içi şiddetin yalnızca fiziksel yönden değerlendirildiğini belirten sosyolog Gülen Acar, &#8220;Halk içinde şiddet fiziksel</p>
<p>Haberin devamı:&gt;&gt;&gt; <a href=" http://www.haber3.com/aile-ici-siddet-bilgilendirme-semineri-815983h.htm">Tıklayın</a> http://www.haber3.com/aile-ici-siddet-bilgilendirme-semineri-815983h.htm</p>
<p>Resim Kaynağı: Google Görsellerden&gt;&gt;&gt; http://www.boyabatanaokulu.k12.tr/aletkn.html<img class="alignnone size-thumbnail wp-image-276" title="aile" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/05/aile-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/samsun-ilkadim-aile-ici-iletisim-semineri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarınızdan Fazla Stres Yapmayın.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 17:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm</guid>
		<description><![CDATA[YGS-LYS&#8217;ye SBS&#8217;ye hazırlanan öğrencilerin velilerine sesleniyoruz. Lütfen çocuklarımızın yaptığı stresten daha fazla stres yapmayalım. Hatta mümkünse biz stres yapmayalım ki zaten onların stresi onlara yeter.  Bir de bizi stresli görüp iyice stres yapmasınlar. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde ve seminerlerde öğrencilerin yakınmalarından birisinin de anne-babalarının kendilerinden fazla stres yaptıkları ve kendilerinden fazla kaygılandıklarının olduğu görülmüştür. Anne-babaların bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-168" title="stres" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/10/stres1-150x150.jpg" alt="stres" width="150" height="150" />YGS-LYS&#8217;ye SBS&#8217;ye hazırlanan öğrencilerin velilerine sesleniyoruz. Lütfen çocuklarımızın yaptığı stresten daha fazla stres yapmayalım. <span id="more-167"></span>Hatta mümkünse biz stres yapmayalım ki zaten onların stresi onlara yeter.  Bir de bizi stresli görüp iyice stres yapmasınlar.</p>
<p>Öğrencilerle yapılan görüşmelerde ve seminerlerde öğrencilerin yakınmalarından birisinin de anne-babalarının kendilerinden fazla stres yaptıkları ve kendilerinden fazla kaygılandıklarının olduğu görülmüştür. Anne-babaların bu konuda daha hassas davranmaları ve en azından çocuklarına bu tür duygularını mümkün olduğu kadar yansıtmamalarını salık vermek isteriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk ve Oyun</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 18:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[değişen haberler]]></category>
		<category><![CDATA[günün haberi]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm</guid>
		<description><![CDATA[Ayşe İZCİ tarafından kaleme alınan güzel bir yazı. Çocuklar niçin oyun oynar hiç düşündünüz mü? &#160; Yapacak başka işleri olmadığı için mi? Yoksa ayak altında dolanıp anne-babalarını lüzumsuz yere meşgul etmemek için mi? Elbette hayır! Oyun çocuk için gerçek bir ihtiyaçtır ve onun bedensel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir. Oyun oynamak çocukluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-271" title="beysehir 090" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/beysehir-090-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Ayşe İZCİ tarafından kaleme alınan güzel bir yazı.</p>
<p>Çocuklar niçin oyun oynar hiç düşündünüz mü?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yapacak başka işleri olmadığı için mi? Yoksa ayak altında dolanıp anne-babalarını lüzumsuz<span id="more-87"></span> yere meşgul etmemek için mi? Elbette hayır! Oyun çocuk için gerçek bir ihtiyaçtır ve onun bedensel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.<br />
Oyun oynamak çocukluk çağına özgü psikolojik, fizyolojik ve sosyal içerikli bir olgudur. Genellikle kendiliğinden doğan, içten, hür iradeye dayalı olarak ortaya çıkan oyun süreci çocuklar için neredeyse hayatî önem arzedecek kadar kıymetlidir.<br />
Çocuğumuzun hasta veya hastalanmak üzere olduğunu onun durgunluğundan, yani oynama isteksizliğinden anlamaz mıyız? Keza ağır hastalıkların pençesine düşmüş yavrular, hastanelerde yetişkinlerin bile katlanmakta güçlük çektiği yoğun tedaviler esnasında buldukları ilk fırsatta oyun oynamaya çabalarlar. İyileşip, hastaneden kurtulduklarında doya doya oyun oynamayı hayal ederler. Ziyaretçileri onlara hediye olarak oyuncak götürürler.<br />
Çocuğu olanlar bilir; bazen çocuklar kırk derece ateşle mücadele ederken, ateş düşürücü şurubun etkisiyle biraz olsun ferahladıklarında hemen gözleriyle oyuncaklarını ararlar. Hatta acil servislere oyuncaklarıyla giderler. Oyuncaklarıyla birlikte uyurlar. Neden acaba?<br />
&lt;strong&gt;Oyuncak deyip geçilebilir mi?&lt;/strong&gt;<br />
Oyun sürecini irdelemeden önce, burada oyuncağın çocuklar için taşıdığı anlam üzerinde birkaç söz söylemek gerekir.<br />
Oyuncak, adından da anlaşılacağı üzere çocukların oynamalarına yardımcı olmak üzere geliştirilmiş, kurgulanmış gerçek ya da hayalî işleve sahip araç ya da düzeneklerdir. Ne var ki bazı oyuncaklar çocukların gözünde bir oyun aleti olmanın ötesinde bir değere sahiptir. Oyuncağa atfedilen bu psikolojik anlam, oyuncağın maddi değerinden veya oyuncağın şeklinden- şemalinden tamamen bağımsızdır. Örneğin kırmızı oyuncak bir araba babayı sembolize ediyor olabilir. Anneannesinin hediye ettiği bir yumoşçuğa sarılarak uyurken, onun tatlı masallarını tekrar tekrar dinler gibi olur veya onun yumuşacık kucağındaymış gibi hissedebilir kendini. Çocuk, olumsuz duygularına bir çıkış noktası olarak da görebilir bir oyuncağını. En sevdiği bebeğini yere fırlatır ve der ki: “Altını ıslatmış!” Çocukların bir rafa kaldırdığı, çok özel anlarda oynadığı, dokunmaya imtina etttiği oyuncakları da vardır.<br />
Velhasıl, elden düşürülmeyen veya oynanmayan oyuncakların bir çocuk için ne anlama geldiği, kişilere özgü ayrı bir anlatım konusudur. Öğrenci yurtlarında 20-25 yaşına gelmiş olup, hâlâ oyuncak bebeğiyle birlikte uyuyan kız çocuklarının varlığı ilginçtir.<br />
&lt;strong&gt;Oyun hayatı, hayat oyunu&lt;/strong&gt;<br />
Bebekliğin ilk devrelerinden itibaren önce kendi basit hareketlerini tekrarlayarak oyuna dönüştüren çocuk, büyüdükçe daha karmaşık oyun süreçlerinin odağı ve müdavimi olur. Oyun çağını bebeklikle başlatmak mümkün, ancak bir üst sınır koymak kolay değildir. Büluğ çağıyla birlikte birey oyundan kopmaz, ancak daha az ilgilenir. Çünkü bu dönemde oyundan başka ilgilenilecek yeni keşiflerin peşindedir.<br />
Bilirsiniz ki bazı insanlar kocaman olurlar ama bir çocuk gibi hep oyuna düşkün kalırlar. Çocukluklarında yeterince oynayamamışlar mıdır? Çok oynamışlardır da, yetişkin yaşamda da o çocuksu mutluluğu mu aramaktadırlar? Sıkıntılarıyla başetmeye mi çalışmaktadırlar yoksa yetişkin yaşamın getirdiği sorumluluklardan kaçmak isteyip çocukluklarına geri mi dönmektedirler; anlamak gerekir.<br />
Oyun, çocuklar için o denli önemli bir ihtiyaçtır ki, ders çalışırken, yemeğini yerken, belki ağır bir iş yaparken, örneğin hamallık yaparken bile oyunsu bir tavır içine giriverirler.<br />
&lt;strong&gt;Oyunla öğrenme&lt;/strong&gt;<br />
Zor konu ve soyut kavramların öğretiminde eğitimciler oyun süreçlerinden medet umarlar. Çünkü bilinir ki, çocuklar oyun oynarken üst düzeyde bir öğrenmeyi de gerçekleştirebilirler. Ama öğrenilen konular genelde yetişkinlerin istedikleri bilgiler değildir, oyunun bilgileridir. Çocuk, yetişkinlerin yönlendirmesiyle oynadığını, yani oyununa dışsal bir beklenti katıldığını hissettiği anda o etkinlik oyun vasfını yitirir.<br />
Örneğin çocuğun zevk için kitap okuması ona bir oyun hazzı verir. Ancak öğretmeninin, “her gece yatmadan mutlaka yarım saat kitap okuyun” veya “on beş günde bir kitap okuyup özetini getirin” tarzındaki yönlendirmesiyle okunan kitaptan çocuklar oyun mutluluğu alamazlar. Bu şekilde kitap okumaya alıştırmaya çalışmak çocuklar için pek elverişli değildir. Onlara külfet gibi gelir, hatta okumaktan soğurlar.<br />
“İki oğlum arasında 5-6 yaş fark vardır. İlk oğluma özenle kitaplar alıp masallar okudum, okumayı sevdirmeye çalıştım. Çok başarılı olduğum söylenemez! İkinci oğlumu yetiştirirken tesadüfen bir özelliğin farkına vardım; ona da masallar okuyordum. O kendi kendine oynarken, masallardaki bazı olay ve kahramanları oyunlarında kullanmaya çabalıyordu. Zamanla oğlumla birlikte masalları kendi oyuncaklarımızla tiyatro gibi yaşayarak oynamaya başladık. Oyuncak plastik köpeği oyunda Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurt olabiliyordu, legolardan korkunç bir dev yapıyorduk veya cadının şatosunu inşa ediyorduk. Yerdeki halının yaprak desenlerinden oluşan şakacıktan ormanımızda çığlıklar atıyorduk, bazen masalı istediğimiz gibi değiştiriyorduk. Oğlum çok eğleniyordu. Henüz okul yaşına gelmeden okuyabilmek için büyük bir istek duymaya başladı. Okuyamadığı için eksiklik duyuyordu. Zamanla bir kitap kurduna dönüştü neredeyse. Çok okuyan, severek okuyan, hızlı okuyan ve yaşına göre kelime hazinesi geniş bir birey haline geldi. Yıllar sonra küçüklüğünü hatırlarken, okuduğumuz değil “oynadığımız” masalları ve oynarken yaşadığı mutluluğu unutamadığını ifade ediyor.”<br />
Oyunlar, oyuncaklı veya oyuncaksız, tek başına veya arkadaş ile oynanabilir. Her halükârda oyunun çocuklar açısından bir çok işlevi vardır. Bu işlevlerin çocuğun ruh ve beden sağlığı için ne denli önemli olduğunun farkına özellikle anneler varmış olsalardı, her gün yerleri defalarca cilalamayı bir tarafa bırakıp çocuklarıyla oyun oynarlardı. Çocukların evde oyuncaklarını özgürce yaymalarına izin verirlerdi, kızmazlardı ve onlarla bizzat kendileri de oynarlardı.<br />
Çocuğun oyuncağa olduğu kadar arkadaşa da ihtiyacı vardır. Bilinir ki çocuklar bir arkadaş buldukları zaman oyuncağa ihtiyaç duymayabilirler. Ne onları sokağa salıvermek ne de oyuncak odasına hapsetmek oyunun işlevlerini yerine getiremez.<br />
&lt;strong&gt;Çocuğun kişiliğinin aynası&lt;/strong&gt;<br />
Çocuk oyunları yaşa ve cinsiyete bağlı olarak çeşitlilik gösterebilir. Bununla birlikte çocuklar karma oyunlar oynamaktan da hoşlanırlar. Yaş itibarıyla sürekli olarak ya hep kendinden büyüklerle veya hep kendinden küçüklerle oynama temayülü gösteren, yaşıtlarıyla uyumlu bir şekilde oynayamayan çocuklar da vardır. Burada ilk akla gelen etmen zekâ seviyesidir. Yani çocuğun yaşıtlarından üstün veya düşük zekâ seviyesine sahip olduğu kanaatine varılır. Doğruluk payı olmakla birlikte, en az zekâ kadar kayda değer bir faktör de çocuğun sosyal olgunluk düzeyidir. Erken yaşlardan itibaren yaşıtlarıyla birlikte olma ve oynama fırsatını bulamamış çocuklar veya oynarken sürekli büyüklerin müdahalesine maruz kalmış çocuklar, yaşıtlarıyla sağlıklı iletişim kurmada, kendini ortaya koymada ve paylaşmada zorlanırlar.<br />
Şöyle örneklere rastlamak mümkün: Annesi çalıştığı için torununa bakmakta olan anneanne, çocukla ilgilenmede zorlandığı veya sıkıldığı zamanlarda konu-komşudan çocuğa arkadaş çağırır. Genellikle gelir düzeyi düşük seviyeden tercih edilen bu “ısmarlama” arkadaşa küçük bir hediye de verilir, oyunları da denetlenir. Bu çocuk, oynamak durumunda kaldığı bu çocuğun kapris ve şımarıklıklarına göz yummak zorunda kalır.<br />
Oysa gerçek bir oyun ortamında çocuklar bu gibi istenmeyen tavırlar karşısında birbirlerine oldukça tahammülsüzdürler. Sık sık tartışırlar, küsüşürler veya kavga ederler. Büyükleri tarafından kural konulmayan, fazla hoşgörüyle büyütülmüş, sülalenin tek vârisi, beş kız kardeşten sonra doğmuş erkek çocuk gibi ünvanları olan çocuklar bu açıdan şansızdırlar. Şişirilmiş benlikler, bir dediği iki edilmeyen bu çocuklar yaşıtlarıyla oynamakta oldukça zorlanırlar. Bunun aksi de olabilir; ailesi ve sosyal çevresi tarafından özgüveni desteklenmemiş çocuklar da yaşıtlarının oyunlarına katılmada oldukça çekingen davranabilirler.<br />
Çocukların oyun süreçleri gözlemlenerek onların ihtiyaçları, sorunları, özlemleri, korkuları, istekleri, kişilik özellikleri vs. hakkında tanımlamalar yapmak mümkündür. Çocuğun ileriki yaşamını önemli derecede etkileyecek, özel eğitim ve klinik destek almasını gerektirecek bir takım doğuştan gelen kişilik farklılıkları ve davranış bozuklukları çocuğun oyun ortamındaki tepkileri gözlemlenerek teşhis edilebilir. Hiperaktif ve atak çocuklar buna örnek gösterilebilir.<br />
&lt;strong&gt;Bir tedavi yöntemi &lt;/strong&gt;<br />
Grupla veya tek başına, içsel derinliği olan, bir güven ortamında doğal veya yapay cereyan eden oyun süreçlerinden tedavi maksadıyla da yararlanılmaktadır. Özellikle saplantı şeklindeki korkuların giderilmesi oyun yoluyla gerçekleştirilebilmektedir. Oyun sürecinde yer alan rol denemeleri, hayal ve fantaziler sayesinde çocuk kendi kendine psikolojik sağaltım yapmış olur. Mesela hemşire rolüne girerek iğne yapar. Bilinçaltı korkularını oyunda bilince çıkararak onlarla yüzleşir ve onlardan kurtulmayı dener.<br />
“Beş yaşındaki kızım iğneden ve aşı olmaktan çok korkuyordu. Aşı yapılacağı endişesiyle asla okula gitmek istemiyordu. Tanıştığı her çocuğa “sizin okulda aşı yapıyorlar mı?” diye soruyor, hayır cevabı alsa dahi inanmıyordu.<br />
Günün birinde hastanede bir kan testi yapılması gerekti. 3-4 kişi kolunu-bacağını tutarak güçlükle kanını aldılar. Korkmuştu ama canı pek de acımamıştı. Bunu kendisi sonradan itiraf etmişti. Bu olaydan sonra kızım evde oynarken bir şey dikkatimi çekti. En sevdiği ve kucağından neredeyse hiç indirmediği yumuşak tüylü oyuncak köpeğinin kolunu bağlıyor ve çekmeceden kendi bulmuş olduğu bir yorgan iğnesini köpeğine batırarak kan alıyordu !..<br />
Bu oyunu günlerce kendi kendine oynadı. Belli ki kendisi için travmatik yani zedeleyici bir yaşantıyı tekrar tekrar yaşayarak acı verici olmaktan çıkarıyordu. Bununla birlikte kendine acı veren hemşirenin rolüne girerek en sevdiği oyuncağına acı verici bir işlem yapıyordu. Oyuncağıyla yaşadığı üzücü olayı paylaşıyor, kısaca kendi kendine, oyun yoluyla iğne ve aşı olma korkusunu yeniyordu.”<br />
&lt;strong&gt;Şehirde yaşama şanssızlığı &lt;/strong&gt;<br />
Çocuk oyunları, saldırganlık eğilimlerinin ve enerji birikiminin zararsız bir şekilde kullanım ve yönlendirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Alan oyunları denilen kategoride çocuklar atlayıp-zıplayarak veya oyun araçları vasıtasıyla bir takım beceriler de geliştirirler. Zihin-kas koordinasyonu, algılama ve tepki verme hızı, kendini yaşıtlarıyla mukayese edebilme ve değerlendirme, oyun yoluyla mümkün olabilmektedir.<br />
Grup halinde oynanan alan oyunlarının sosyal gelişim ve uyum açısından da çocuklara önemli katkıları vardır. Oyunlar içerisinde farklı sosyal roller denenir, roller hakkında yeni bilgiler öğrenilir, kurallar konulur ve uymayanlara yaptırımlar uygulanır. Sosyal etkileşim, duyguların paylaşımı, olumlu veya olumsuz yaşantıların ifade edilebilmesi oyun ortamlarında sıkça görülür.<br />
Bu süreçler şüphesiz her çocuk için son derece önemlidir. Oyun içerisinde gerçekleşen sosyal öğrenme çocuklar için zevkli ve kalıcı olabilir. Ancak bu bilgiler ve davranış değişimleri her zaman “istenilen yönde” cereyan etmeyebilir.<br />
Ev oyunlarının daha az fiziksel aktiviteyi gerektirdiği ve zihin süreçlerine dayalı olduğu söylenebilir. Sessiz sinema, kelime bulma gibi oyunlar kültürel birikime dayalı ve öğrenme içeren süreçlerdir. Doğrusu, modern çağda çocuklara sunduğumuz ve onları saatlerce ekran karşısına çivileyen Atari ve bilgisayar oyunlarının çocuklar için yukarıda sayılan yarar ve işlevlerden hangilerini yerine getirdiğini, ne tür katkılar sağladığını doğrulayan görüş ve kuramlar henüz yazılmadı&#8230; İnternet kafelerde çocuk ve gençlerin oyun oynarken ne türden yararlı paylaşım ve aktarımlar yaptıkları da henüz meçhul !.. En basitinden bu cazibe mekânları çocuklara evden para çaldıracak kadar çekici olabiliyor.<br />
“On yaşındaki oğlum bilgisayara bir oyun yüklemiş. İmparatorluklar savaşını konu alan bir oyunmuş. Bir gün ağabeyiyle tartışmalarına kulak misafiri oldum: Ağabeyi ona, ‘Vatan hainisin sen oğlum!&#8217; diye çıkışıyordu. O da ağabeyine ‘Ne yapayım ağbi , defalarca Osmanlı&#8217;yı tuttum, hiç oyun kazanamadım; bir defacık Bizans&#8217;ı tuttum!&#8217; karşılığını veriyordu. Osmanlı ve Bizans imparatorluklarını savaştıran oyun CD&#8217;si öyle kurgulanmıştı ki, çocuğun oyun kazanabilmesi için kendi ülkesiyle değil, düşmanıyla özdeşleşmesi gerekiyordu.”<br />
Bu tarz oyunlarla da şüphesiz bir öğrenme gerçekleşiyor, lâkin kime ve neye yarıyor, zaman gösterir&#8230;<br />
&lt;strong&gt;Çocuklar çocukluğunu yaşamalılar &lt;/strong&gt;<br />
Çocuk oyunları merak ve heyecan uyandırıcı özellikleriyle de dikkat çekerler. Yarışlar, rekabetler doyasıya yaşanır. İcat ve keşiflere açıktır. Lider vasfını haiz karakterler grup oyunlarında kendini gösterir. Bazı büyük adamların çocukluk arkadaşları onlar hakkında konuşurlar. Ve daha o yaşlarda bir takım vasıflarından bahsederler.<br />
Kısaca oyun oynayamamış kimseler çocukluğunu “yaşanmamış” kabul ederler. Haksız da sayılmazlar yani&#8230;<br />
Kent çocukları oyun yönünden kasabalı çocuklara nazaran daha şanssızdırlar. Bir çoğu plastik oyuncak deposunu andıran odalarında kendi haline terkedilmiş durumdadırlar. Mümkün olduğu kadar erken yaşta, evden bir an önce kreş ve okul gibi kurumlara havale edilerek aileler üzerlerinden sorumluluklarını atmış olurlar. Çocuk gözünde durum aynen böyledir. Maalesef ki özel veya tüzel birçok okul öncesi eğitim kurumu “çocuk toplama kampına” benzemektedir. Okul çağı da yeterince oyuna açık değildir. Kentlerde sokak veya mahalle arkadaşlığı zaten çok sınırlıdır. Okullarda ise genelde ikili öğretim uygulaması olduğu için, çocuklar okul arkadaşlarıyla oynayacak zaman bulamamaktadırlar. Çalışan annelerin çocuklarının okul dışı zamanları da etüd merkezlerinde gelip geçmektedir.<br />
Özetle söylemek gerekirse: “Oyun” basit gibi görünen bir olgudur, ancak çocuklar söz konusu olduğunda çok ama çok ciddiye alınmalıdır.</p>
<p>Kaynak: Semerkand Dergisi 73. sayı 2005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne Kadar Atılgan O Kadar Yaşam Doyumu Yüksek.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/40.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/40.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 21:26:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Ergen Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[atilgan]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[uzman psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam doyumu]]></category>
		<category><![CDATA[yenimahalle anadolu teknik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Uzman Psikolojik Danışman Meryem Müjde Dönmez tarafından yapılan araştırma sonucunda atılganlık düzeyi yüksek olan öğrencilerin yaşam doyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu ortaya çıktı. Uzman Psikolojik Danışman Meryem Müjde Dönmez tarafından yapılan araştırma sonucunda atılganlık düzeyi yüksek olan öğrencilerin yaşam doyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu ortaya çıktı. Herkesin yaşamdan doyum sağlayamadığından şikayet ettiği günümüzde, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-41" title="atilgan" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/01/atilgan.jpg" alt="atilgan" width="300" height="176" />Uzman Psikolojik Danışman Meryem Müjde Dönmez tarafından yapılan araştırma sonucunda atılganlık düzeyi yüksek olan öğrencilerin yaşam doyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Uzman Psikolojik Danışman Meryem Müjde Dönmez tarafından yapılan araştırma sonucunda atılganlık düzeyi yüksek olan öğrencilerin yaşam doyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Herkesin yaşamdan doyum sağlayamadığından şikayet ettiği günümüzde, yaşam doyumunun atılganlıkla ilişkili olduğu düşünülürse, okulda ve hayatta yaşam doyumu yüksek bireyler yetiştirmek için, atılganlık düzeyi yüksek öğrenciler yetiştirmemiz gerektiği ortaya çıktı.</p>
<p>Bu araştırmanın amacı, meslek lisesi öğrencilerinin atılganlık özelliklerinin; duygularını ifade etme eğilimleri , yaşam doyumları ve öğrenim gördükleri okul türüne göre incelenmesidir. <br />
Çalışma, Yenimahalle Anadolu Teknik, Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde öğrenim gören 402 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Uygulama sınıf ortamında gönüllülük esasına uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Örneklem grubuna, araştırmacı tarafından Rathus Atılganlık Envanteri, Duyguları İfade Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde işlemler, SPSS 13.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Öğrencilerin aldıkları puanların normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Kolmogorov–Smirnov tek örneklem testi’nden yararlanılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler için tek yönlü varyans analizi kullanılmış, normal dağılım göstermeyen değişkenler için ise Mann Whitney U test tekniği nin uygulanması uygun görülmüştür. <br />
Araştırmadan elde edilen bulgular; atılgan olan ergenlerin, olumsuz duygularını daha rahat ifade ettiklerini, çevrelerine daha fazla yakınlık gösterdiklerini ve yaşam doyumlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Atılgan olan ve olmayan bireylerin olumlu duygu ifade eğilimlerinde ise anlamlı derecede fark olmadığı saptanmıştır. Ayrıca Anadolu teknik lisesi öğrencilerinin atılganlık düzeylerinin, teknik lise ve endüstri meslek lisesi öğrencilerinden anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür.</p>
<p><a href="http://www.psikolojikdanisman.org/" target="_blank">www.psikolojikdanisman.org</a><br />
Eti senin kemiği benim değil;<br />
Eti de kendisinin kemiği de kendisinin hocam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/40.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımız Ne Kadar Zeki?</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarimiz-ne-kadar-zeki.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarimiz-ne-kadar-zeki.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 20:02:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[18 Yaş ve Üzeri]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=5</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUKLARIMIZ NE KADAR ZEKİ? Ayşe İzci İnsanın, diğer canlılardan ayrıldığı ve üstün olduğu bazı özellikleri var. Bu özellikler Allah’ın bir lütfu olarak insana dünyanın hakimiyetini sağladığı gibi, ahirette de sorumlu olmasının sebebi. Bu özelliklerden biri zekâ. Zihinsel faaliyetin gücü diyebileceğimiz zeka, beynimizle yakından ilgili.  Vücudumuz, herbirinin kendine has görevleri olan ve sürekli çalışan organlardan oluşuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÇOCUKLARIMIZ NE KADAR ZEKİ?</p>
<p>Ayşe İzci</p>
<p>İnsanın, diğer canlılardan ayrıldığı ve üstün olduğu bazı özellikleri var. Bu özellikler Allah’ın bir lütfu olarak insana dünyanın hakimiyetini sağladığı gibi, ahirette de sorumlu olmasının sebebi. Bu özelliklerden biri zekâ. Zihinsel faaliyetin gücü diyebileceğimiz zeka, beynimizle yakından ilgili. <span id="more-5"></span><img class="alignleft size-full wp-image-6" title="cocuklar1" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/01/cocuklar1.jpg" alt="cocuklar1" width="300" height="176" /></p>
<p>Vücudumuz, herbirinin kendine has görevleri olan ve sürekli çalışan organlardan oluşuyor. Bunlardan kimilerinin eksikliği hayatın devamı için bir engel teşkil etmezken, kiminin varlığı hayatımız için vazgeçilmez şart. Ayrıca organlarımızın, sosyal ve manevi yönlerimizi temsil eden sembolik özellikleri var. Mesela kalbin, hayatı ve sevgiyi sembolize ettiği gibi. <br />
İnsan vücudunda tıpkı kalp gibi sürekli çalışan, yokluğuyla hayatın son bulduğu diğer bir organımız da beyin. Nasıl ki damarlarda kan daima dolaşıyor, insan beyninde de faaliyetin durduğu hiçbir an yok.<br />
Duyu organları aracılığıyla algılananlar, izlenimler her an beyinde işlenerek bir sonuca ulaştırılıyor. Zihinsel faaliyet de diyebileceğimiz bu beyin hareketinin doğurduğu sonuçlar zekâ ile yakından ilgili olduğu için de, zekâ beyinle sembolize ediliyor. </p>
<p>Zekâ Nedir?<br />
Günlük dilde akıl, us, mantık gibi kelimelerle de ifade edilen zekâ, beynin bir fonksiyonudur ve zekâ seviyesi sadece öğrenim başarısıyla değerlendirilmez. <br />
Zekânın ne olduğuna ve bölümlerine dair pek çok tanım yapılmış. Mesela yeni durumlara intibak edebilme, olaylar karşısında olumlu tepkiler verebilme, amaçlı hareket edebilme, mantıklı düşünme, çevreye etki edebilme, problemleri çözebilme kapasitesi birer zeka tanımıdır. <br />
Zekâ, bilme, anlama ve muhakeme etme yeteneklerinin toplam bir sonucudur ve alt birimlerine dair otuz civarında farklı zihinsel yetenek tanımlanmıştır. Kelime hazinesi ve kelimeleri kullanma, sayısal kapasite, cisimleri zihinde canlandırma, hafıza, algılama hızı, şekil ilişkilerini kavrama, sözel ilişkileri anlama, mantık yürütme ve mukayese etme bu alt birimlerin başlıcalarıdır.<br />
Zekâ ile birlikte anılan diğer bir kavram da icad etme kabiliyetidir. Bilinenlerden yeni şeyler icad etmek, sorunlara yeni çözümler bulmak, alışılmamış şekillerde ürün oluşturmak ve diğerlerinden farklı düşünme tarzına sahip olmak bu kabiliyete sahip kişilerin özelliklerinden sayılabilir. Ancak bu tür kişilerin sayıca çok fazla olduğu söylenemez.</p>
<p>Zekânın Kaynağı ve Gelişimi<br />
Zekâ, genel olarak kalıtımla gelmesine rağmen, çevre şartlarının da bu potansiyel üzerinde olumlu ya da olumsuz yönde etkileri olabilir. Zekânın kalıtımla ilgili olan kısmı ceninin oluşmasıyla son bulur. Bundan sonra çevrenin etkisi başlar ve süregider. <br />
Araştırmalara göre doğum kilosu 2,5 kg altında olan çocukların ve çok iri doğan çocukların zekâ düzeyleri daha düşük olmakta. Keza, ikizlere nispeten tek doğan çocukların daha zeki olduğu da araştırmaların bir sonucu. Erken doğumun zekâ düşüklüğüne yol açabileceğini ileri süren görüşler bulunuyor. Ayrıca bebeklerin zekâ seviyesi bakımından annelerin en sağlıklı doğurma yaşı olarak 20-30 yaşlar arası kabul ediliyor. <br />
Anne karnındaki beslenme, özellikle hamileliğin 6-9’uncu aylarında çocuğun beyin gelişiminde oldukça etkili oluyor. Doğumdan sonraki beslenmede de anne sütünün kullanılması büyük öneme sahip. Sadece fiziki gelişim ve direnç açısından değil; çocuğun dokunma ve sevgi ihtiyacını da karşıladığı için “manevi besin” özelliği taşıyor anne sütü. Sevgi eksikliği çocuğun zekâsının durağanlaşmasına etki eden en önemli nedendir. Sevgisiz büyüyen çocukların bedeni gelişimleri de geri kalabiliyor.<br />
Hayatın ilk 5 yılı, özellikle 3-4 yaşlar zekâ gelişiminin en fazla olduğu dönemdir. 16 yaşa kadar, çocuk zekâ gelişimini büyük ölçüde tamamlıyor. Zekânın gelişimi normal grupta 25 yaşa kadar, üstün zekâlılarda ise 35 yaşa kadar devam edebiliyor. <br />
Herşeye rağmen bireyin kendi kendine hayatta kalabilmesi, çevresine uyum sağlayabilmesi, belli bir zekâ seviyesini gerektirir. Hiç olmazsa normal seviyede zekâ sahibi olmayan insanların, yardımsız ayakta kalmayacakları açık. Zekâ seviyesi, ölçülebilir özellikte olduğu için yapılacak testler ve gözlemlerle, daha sonra çıkabilecek problemlere önlemler alınabiliyor.</p>
<p>Zekânın Ölçülmesi<br />
Zekâ seviyesinin ölçümünde en güvenilir yöntem zekâ testleri ve okul çağındaki çocuklar için öğretmen kanaatleridir. Anne-baba tahminleri ancak yüzde 20 civarında isabetli olmakta. Daha doğrusu, anne-babalar bu konuda duygusal davranabildikleri için çocuklarının zekâ seviyelerini gerçekçi olarak tanımlayamamaktalar. Gerçi zekâ seviyesinin ölçümünde kullanılan testler de bazen yanıltıcı sonuçlar verebiliyor. Özellikle ülkemizdeki zekâ testleri daha çok batı kültüründen aktarıldıklarından, bizim kültürümüze uyarlanmalarında önemli aksaklıklar mevcut. Çocukların içinde yaşadıkları sosyo-ekonomik çevrenin testlere uymaması, zekâlarının gerçek potansiyelini ölçmeyi ciddi ölçüde güçleştirebiliyor.<br />
Burada, zekâ düzeyini ölçmek ya da bilmek neden gereklidir sorusu akla gelebilir: Zekânın yeryüzündeki tüm insanlar için geçerli bir dağılım tablosu yapılmış. Buna göre insanların yaklaşık yüzde 70’i normal ya da ortalama zekâ ile dünyaya gelirler. Her 100 kişiden 2 veya 3’ü üstün zekalıdır ve her 100 kişiden 2 veya 3’ü de yeterli zekâ düzeyine sahip değil. <br />
Normal zekâ düzeyine sahip grup için bir sorun yok. Ancak yüksek ya da düşük zekâya sahip kesimler için farklı bir eğitim gerekiyor. Bu çocuklar normal eğitime tabi tutulduklarında düşük zekâ seviyesindekiler zorlanırlar, hatta eğitimden hiç yararlanamazlar. Üstün zekâlılar ise, kendi seviyelerine göre yetersiz kalacak bir eğitim ortamında sıkılırlar, yetenek ve zamanları boşa harcanır.<br />
Bu aşamada en doğru hareket, anne ve babaların çocuklarının zekâlarında bir farklılık gördüklerinde doktorlardan yardım almaları. Bunun daha sonra çıkabilecek ciddi problemler için iyi bir önlem olduğunu unutmamak gerekir.<br />
Semerkand Dergisi Nisan 2000</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarimiz-ne-kadar-zeki.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

