<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolojik Danışman &#187; İNSAN İLİŞKİLERİ</title>
	<atom:link href="http://www.psikolojikdanisman.org/category/insan-iliskileri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.psikolojikdanisman.org</link>
	<description>Karanlıktan Aydınlığa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:06:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Peki Erkeklerin Hakları Ne Olacak?</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/peki-erkeklerin-haklari-ne-olacak.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/peki-erkeklerin-haklari-ne-olacak.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 13:57:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[erkek hakları]]></category>
		<category><![CDATA[erkek nafakası]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[haber7]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[kadına nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlara askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sema maraşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=337</guid>
		<description><![CDATA[Bakan Fatma Şahin&#8217;e Siz &#8220;Kadın Bakanı&#8221; değilsiniz, Aile Bakanısınız ve erkeklerin de haklarını korumak zorundasınız.&#8221; diye soran Haber 7 yazarı erkeklerin haklarını yazdı. Bu yapılanlara bakıldığında eşit fırsat falan görünmüyor, kanun yoluyla erkeklerden alıp kadınlara verme gibi bir durum var. Kadın gerçekten ihtiyaç sahibi ise onun yükünü eski kocası değil, devlet çekmeli. Biliyorum, yazdığım bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-338" title="semamarasli" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2012/01/semamarasli-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Bakan Fatma Şahin&#8217;e Siz &#8220;Kadın Bakanı&#8221; değilsiniz, Aile Bakanısınız ve erkeklerin de haklarını korumak zorundasınız.&#8221; diye soran Haber 7 yazarı erkeklerin haklarını yazdı.</p>
<p>Bu yapılanlara bakıldığında eşit fırsat falan görünmüyor, kanun yoluyla erkeklerden alıp kadınlara verme gibi bir durum var. Kadın gerçekten ihtiyaç sahibi ise onun yükünü eski kocası değil, devlet çekmeli. Biliyorum, yazdığım bazı sorunların direk muhatabı siz değilsiniz; fakat aile bakanı olarak erkeklerin sorunları ile de ilgilenmek zorunda olduğunuz ve eşitliği savunduğunuz için bağlı olduğunuz bakanlar kuruluna teklif götürebilirsiniz.</p>
<p>Madem ki eşit bir dünya isteniyor, o zaman gerçekten eşitlik sağlansın. Batı ülkelerine, yüksek sayıda çalışan kadın rakamı verelim, modern görülelim derken erkeklere haksızlık yapılmasın. Pek çok kanun batıya bakarak yapılıyor. Batının iki yüzlü kanunları da politikaları da bizi ilgilendirmez. Zaten batının aile konusunda geldiği noktaya bakarak onları bu konularda kesinlikle model almamamız gerekir.</p>
<p>Kadına şiddet konusunda çalışmalarınız var. Şiddete uğrayan kadınlara elbette yardım edilmeli. Fakat konu öyle abartılıyor ki basın tarafından neredeyse bütün erkekler, şiddet yanlısıymış gibi gösteriliyor. Bu da işinde gücünde, ailesinin geçimi için canla başla çalışan pek çok erkeği zan altında bırakıyor. Neden yüz erkeğin hatasını yüz bin erkek çeksin ki? Şiddet konusundaki çalışmalar erkekleri zan altında bırakmadan yapılmalı.</p>
<p>Ayrıca şiddeti önlemek şiddetten sonra yapılacaklarla olmaz. Şiddetten sonra karakola gitmek ya da polis çağırmak bir çözüm değildir.</p>
<p>Öncelikle şiddetin tanımı iyi yapılmalıdır. Fiziki şiddet üzerinde durulurken, psikolojik şiddet hiç konuşulmuyor. Psikolojik şiddet, fiziki şiddetten daha hafif değildir. Kadınların erkeklere uyguladığı psikolojik şiddet önemsenmezken, erkeklerin kadınlara uyguladığı fiziki şiddet görülüyor sadece.</p>
<p>Kadın erkeğe sokak ortasında &#8220;şerefsiz, namussuz&#8221; gibi her türlü hakareti yapıyor, bu suç olmuyor, erkek kadına bir tokat atsa suç oluyor. Erkek attığı tokadın bedelini ödeyecekse, kadın da yaptığı hakaretlerin bedelini ödemeli; madem eşitlikten haktan hukuktan bahsediliyor. Karakollarda &#8220;psikolog polisler&#8221; olmalı. Kadın fiziki şiddette nasıl polisi arayabiliyorsa, erkek de &#8220;psikolog polisi&#8221; arayabilmeli. &#8220;Karım bana şu hakaretleri yaptı, ruh sağlığımı bozuyor, şikayetçiyim diyebilmeli.&#8221;</p>
<p>Şiddetini önlemek için işe yarayacak bir kaç önerim var:</p>
<p>Kadınlar, erkeklere hakaret etmeden konuşmayı öğrenirlerse şiddet önemli oranda azalacaktır. Kadına şiddet durumunda polis çağırmayı öğretmeden önce, erkekle nasıl konuşulur onu öğretmek lâzım. &#8220;Kadın hakaret ederse, erkek vurabilir.&#8221; demiyorum yanlış anlaşılmasın.</p>
<p>Kadının önce kendini korumayı öğrenmesi lâzım, yoksa polis gelene kadar canından olur. Kadının haklı ya da haksız olması önemli değildir. Mesela adam içmiş gelmiş, çocukların ekmek parasını içkiye vermiş, kadın haklı olarak şöyle diyor: &#8220;Allah belanı versin, yine zıkkımlanmışsın, ekmek paramızı içkiye yatırmışsın, pis sarhoş&#8221; Bu adamın, zil zurna kafayla bu sözlere karşı şiddet uygulaması hiç şaşılacak bir şey olmaz.</p>
<p>Kadın canın seviyorsa, haklı da olsa adama hakaret etmesin, madem fiziki güç erkeklerde, madem ona gücü yetmiyor. Kadın, devlete polise güvenip ağzına gelen hakareti erkeğe yaparsa, polis gelene kadar kadın canından olabilir. Bu yüzden kadınlara önce kendini korumayı öğretmek lâzım. Bu da ne eline silah vererek ne de savunma sporu öğreterek olur. Kadının en büyük silahı dilidir. Kadın dilini düzgün kullanırsa kendini koruyabilir.</p>
<p>Kadın cinayetlerinin çoğu ya erkek içkili iken ya da boşanma aşamasında gerçekleşiyor. Boşanma aşamasında kadın &#8220;nasıl olsa ayrılıyorum, babam abim yanımda&#8221; diye güvenerek erkeğe ağzına geleni sayıyor. Ayrıca pek çok boşanmada çocukların velayeti için ya da erkekten nafaka almak için dava dilekçelerine erkeğe yazılmayan iftira kalmıyor. Erkeğin sapıklığından tutun, aklınıza gelebilecek her türlü iftira atılıyor. Bir kaç yalancı şahit bulmak da pek zor olmuyor.</p>
<p>Elbette boşanan erkeklerin içinde kötüsü de, sapığı da, akıl hastası da vardır ve bunlar yazılmalıdır; ama bu kadar boşanan erkeklerin hepsinin kötü, kadınların da çoğunun iyi olması pek gerçekçi değil. Kadın erkeği cezalandırmak için çocukları babalarından kaçırıyor, çocuklarının yanında ya da sokak ortasında hakaretler ediyor, üstüne dava dilekçesinde iftira atıyor. Yine de bunlar, sebep ne olursa olsun, erkeğin cinayet işlemesinin asla haklı sebepleri değil tabii ki.</p>
<p>O zaman &#8220;Türk erkeği kadını kendi malı gibi görüyor, boşanmak istemiyor&#8221; gibi meselenin özüne inmeyen tespitler de bulunmak yerine &#8220;neden boşanma aşamasında bu kadar cinayetler işleniyor&#8221; onun araştırmasını yapıp, ailelere boşanırken yardımcı olunmalı.</p>
<p>Şiddeti önlemenin ikinci yolu cinsel eğitimdir. Evlilikte muhabbeti sağlayan en önemli şey &#8220;cinsel hayattır.&#8221; Toplumumuzda namus kavramından dolayı kızlar cinsellikten korkutularak büyütülüyor. Kadınların çoğu evlendikleri zaman cinsel isteksizlik yaşıyorlar ve eşleri ile birlikte olmak istemiyorlar. Erkekler de bu konuda eğitim almadıkları için eşlerine nasıl yardımcı olacaklarını, sorunu nasıl çözeceklerini bilemiyorlar. Cinsel sorunlar evlilikte öfkenin ve boşanmaların en önemli sebeplerinden biridir. Bu yüzden hem evlenecek olanlara, hem de evlilere mutlaka cinsel eğitim verilmelidir.</p>
<p>Aileyi çok ilgilendiren &#8220;feminizm&#8221; konusunda da bir kaç şey söyleyerek bitirmek istiyorum.</p>
<p>Kadınları kurban, erkekleri ise saldırgan ilan eden günümüz “feminist” yaklaşımı yanlış yönlendirici oluyor ve sorunları daha kötü hale getiriyor. Kadınların “iyi”, erkeklerin ise “kötü” olduğu yolundaki sosyal algılama, gerçekleri görmemizi engelliyor.</p>
<p>Aile bakanı olarak kadınlara eşitlik sağlama çalışmalarından ziyade iki tarafa da eşit bakar ve günümüz dünyasında sürekli ezilmeye ve aşağılanmaya çalışılan erkeklerin haklarını da korursanız çalışmalarınızla aileye gerçekten katkı da bulunacaksınızdır.</p>
<p>Son olarak bir kaç ay önce sitemize gelen Gaziantepli sizin hemşehriniz olan ve mailinde size de yardım için seslenen boşanma aşamasındaki bir erkekten gelen mektubun linkini vererek bitirmek istiyorum. Bu vesile ile onun sesini de size duyurmak isterim.</p>
<p>http://www.cocukaile.net/bosanan-erkekler-neler-cekiyor/</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>
<p>Sema Maraşlı / Haber 7<br />
www.cocukaile.net<br />
semamarasli@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/peki-erkeklerin-haklari-ne-olacak.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kavga Etmeye Yatkın Velilerle Baş Etme</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/kavga-etmeye-yatkin-velilerle-bas-etme.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/kavga-etmeye-yatkin-velilerle-bas-etme.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 16:35:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pdr Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[kavgaya yatkın veliler]]></category>
		<category><![CDATA[okul psikolojik danışmanı]]></category>
		<category><![CDATA[okul rehber öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Danışma ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik ve psikolojik danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[veli görüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[veliler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[Okul psikolojik danışmanlarının(rehber öğretmenlerin) ve diğer branş öğretmenlerin, okul yöneticilerinin çoğu zaman başına gelebilecek durumlardan biriside kavga etmeye yatkın bir veliyle görüşme yapma zorunluluğu ya da gönüllülüğüdür. Kızgın ve kavgacı velilerle iletişim kurabilmek ve iş birliği yapabilmek imkansız değildir. Her çocuk gibi her ailede farklıdır. Bu farklılığı kabullenmek ve hazırlıklı olmak danışmanın temel görevlerindendir. Kızgın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okul psikolojik danışmanlarının(rehber öğretmenlerin) ve diğer branş öğretmenlerin, okul yöneticilerinin çoğu zaman başına gelebilecek durumlardan biriside kavga etmeye yatkın bir veliyle görüşme yapma zorunluluğu ya da gönüllülüğüdür.</p>
<p>Kızgın ve kavgacı velilerle iletişim kurabilmek ve iş birliği yapabilmek imkansız değildir. Her çocuk gibi her ailede farklıdır. Bu farklılığı kabullenmek ve hazırlıklı olmak danışmanın temel görevlerindendir.</p>
<p>Kızgın ve kavgacı bir veli ile baş etme yolları Margolis ve Brannigan (1986)&#8217; a göre şu 5 maddedir:</p>
<ol>
<li>Veli ağzı bozuk bir yaklaşımla gelirse sakinliğinizi koruyun, göz temasını sürdürün ve sessiz kalın. Atılımı sona erdiğinde rahatsızlığını tekrar ifade etmesini rica edin ve bu şekilde onu daha iyi anlayabileceğinizi ifade edin.</li>
<li>Size söylenenlerin yansıtıcı özetini yapın. Güven oluşturmak için empatik bir tarzda dinleyin.</li>
<li>Velinin rahatsızlığını daha iyi anlayabilmek için açık uçlu sorular sorun. Bu sorular &#8221; ne? &#8221; ve &#8221; nasıl? &#8221; sorularıdır. Örneğin &#8221; Bu durumu nasıl değiştirebileceğimizi düşünüyorsunuz? &#8221; gibi.Amaç velinin öfkesini dağıtmak, onlara her koşulda kabul edildiklerini göstermek.</li>
<li>Velinin kendisini ifade etmesini sürdürmesini sağlayın. Anlattıklarının gayet iyi anlaşıldığını ona açıkça iletin.</li>
<li>Üzerinde ortak karara varılan noktaları özetleyin.</li>
</ol>
<div><em>bu yazı; blog yazarlığı, psikolojik danışmanlık, teknolojik konular ve daha bir çok farklı konu ile ilgili  yayın yapan <a href="http://firatyalcin.com/">http://firatyalcin.com</a>’dan <a href="http://www.firatyalcin.com/p/kimim-ben.html" target="_blank">fırat yalçın</a> tarafından yazılmıştır.</em><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-330" title="kizginveli" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2012/01/kizginveli-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></div>
<div style="text-align: right;"><a style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;" href="http://www.firatyalcin.com/p/kimim-ben.html" target="_blank"><img style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-color: initial !important; border-image: initial !important; border-style: initial !important; border-width: 0px !important;" src="http://signatures.mylivesignature.com/54489/360/19FC95338155B7536A3BAF2B7019E226.png" alt="" /></a><span style="color: red;"><strong>Psikolojik Danışmanlık Öğrencisi</strong></span></div>
<div style="text-align: right;"><strong><span style="color: blue;">Fırat YALÇIN</span></strong></div>
<div style="text-align: right;"><span style="color: red;"><strong>Dokuz Eylül Üniversitesi</strong></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/kavga-etmeye-yatkin-velilerle-bas-etme.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dayak Eğitim Değildir</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/dayak-egitim-degildir.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/dayak-egitim-degildir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 May 2011 19:15:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[18 Yaş ve Üzeri]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları dövmek]]></category>
		<category><![CDATA[dayak]]></category>
		<category><![CDATA[dayakla eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=279</guid>
		<description><![CDATA[Yetişkinler çoğunlukla öfkelerini yenemediklerinde çocuklara dayak atabiliyorlar. Ancak bunun bir eğitim anlayışı haline dönüşmesi, büyük tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Uzman Psikolojik Danışman Durul Mert, dayak konusunda aileleri uyarıyor. Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-280" title="dayak" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/05/dayak-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Yetişkinler çoğunlukla öfkelerini yenemediklerinde çocuklara dayak atabiliyorlar. Ancak bunun bir eğitim anlayışı haline dönüşmesi, büyük tehlikeleri de beraberinde getiriyor.</p>
<p>Uzman Psikolojik Danışman Durul Mert, dayak konusunda aileleri uyarıyor.</p>
<p>Bazı anne babalar, dayağın çocuk eğitiminde gerekli olduğunu düşünürler. Çünkü onlar da kendi anne ve babalarından öyle görmüşlerdir. Çocuklarını dövdükleri için hiç rahatsızlık duymazlar. Bazı anne babalar da dövdükten bir süre sonra yaptıklarından pişmanlık duyar, çocuğa sarılır, öper hatta özür dilerler.<br />
Çocuk, canı yandığı, incitildiği için öfke duyar ama bunu ifade edemez çünkü bunu ona yapan annesi babası ya da bir biçimde bağımlı olduğu bir başka yetişkindir. Onlara duyduğu sevgi ile onların ruhunda yarattığı hasarı birbiriyle uzlaştıramaz.</p>
<p>Haberin Devamı:<a href="http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=105903"> http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=105903 </a></p>
<p>Resim Kaynağı: http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=105903</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/dayak-egitim-degildir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Samsun İlkadım Aile İçi İletişim Semineri</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/samsun-ilkadim-aile-ici-iletisim-semineri.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/samsun-ilkadim-aile-ici-iletisim-semineri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 May 2011 19:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pdr Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile içi iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilkadım]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[samsun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[Samsun&#8217;un İlkadım İlçesinde, aile içi şiddet bilgilendirme semineri düzenlendi. İlkadım Belediyesi Unkapanı Kültür Merkezi&#8217;nde, Halk Eğitim Merkezi&#8217;nde çeşitli branşlarda eğitim gören yaklaşık bine yakın bayan kursiyere, aile içi şiddete yönelik seminer verildi. Emniyet Müdürlüğü, Samsun Barosu ve sağlık kuruluşlarının koordinatörlüğü ile düzenlenen &#8216;Aile İçi Şiddet&#8217; semineri ile şiddete maruz kalmış veya her an şiddet görebilme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Samsun&#8217;un İlkadım İlçesinde, aile içi şiddet bilgilendirme semineri düzenlendi.</p>
<p>İlkadım Belediyesi Unkapanı Kültür Merkezi&#8217;nde, Halk Eğitim Merkezi&#8217;nde çeşitli branşlarda eğitim gören yaklaşık bine yakın bayan kursiyere, aile içi şiddete yönelik seminer verildi.</p>
<p>Emniyet Müdürlüğü, Samsun Barosu ve sağlık kuruluşlarının koordinatörlüğü ile düzenlenen &#8216;Aile İçi Şiddet&#8217; semineri ile şiddete maruz kalmış veya her an şiddet görebilme ihtimali olan bayanlara şiddet karşısında nasıl davranmaları gerektiği öğretildi.</p>
<p>Toplum tarafından aile içi şiddetin yalnızca fiziksel yönden değerlendirildiğini belirten sosyolog Gülen Acar, &#8220;Halk içinde şiddet fiziksel</p>
<p>Haberin devamı:&gt;&gt;&gt; <a href=" http://www.haber3.com/aile-ici-siddet-bilgilendirme-semineri-815983h.htm">Tıklayın</a> http://www.haber3.com/aile-ici-siddet-bilgilendirme-semineri-815983h.htm</p>
<p>Resim Kaynağı: Google Görsellerden&gt;&gt;&gt; http://www.boyabatanaokulu.k12.tr/aletkn.html<img class="alignnone size-thumbnail wp-image-276" title="aile" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/05/aile-150x150.gif" alt="" width="150" height="150" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/samsun-ilkadim-aile-ici-iletisim-semineri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dost Diye Diye</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/dost-diye-diye.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/dost-diye-diye.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Apr 2011 20:32:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkadaşlık İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaş]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışma]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=254</guid>
		<description><![CDATA[Dost Diye Diye Mehmet Berat IRMAK kaleme aldı, KAPAKTAKİLER bölümünde yayınlandı. İnsanın bu “kaypak” dünyada tutunmasını sağlayan, varlığını anlamlı kılan biraz da dostlarıdır. Lügatinde dosta ve dostluğa dair kelimeler bulunmayan bir dil ne kadar soğuk, o lügatin sahibi topluluk ne kadar bedbaht bir topluluktur. Dostu ve dostluğu yaratan Allah’a hamdolsun, başta peygamberler olmak üzere cümle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dost Diye Diye</p>
<p>Mehmet Berat IRMAK kaleme aldı, KAPAKTAKİLER bölümünde yayınlandı.</p>
<hr />
<p><strong>İnsanın bu “kaypak” dünyada tutunmasını sağlayan, varlığını anlamlı kılan biraz da dostlarıdır.</strong></p>
<p>Lügatinde  dosta ve dostluğa dair kelimeler bulunmayan bir dil ne kadar soğuk, o  lügatin sahibi topluluk ne kadar bedbaht bir topluluktur. Dostu ve  dostluğu yaratan Allah’a hamdolsun, başta peygamberler olmak üzere cümle  dostlara, Allah dostlarına selam olsun&#8230;</p>
<p>Dost kardeşin  kardeşidir, desek yalan söylemeyiz. Yeryüzünde “dost” olarak gördüğümüz  kişiler yerine göre kardeşten daha evlâdır. İnsanın bu “kaypak” dünyada  tutunmasını sağlayan, varlığını anlamlı kılan biraz da dostlarıdır.  Allah cümle insanları iyilerle karşılaştırsın duasında bulunalım ve  diyelim ki; kimle beraber olduğunuz kimliğinize de yansımaktadır. Sizin  kim olduğunuz kimlerle düşüp kalktığınıza, sırrınızı kimlerle  paylaştığınıza bağlıdır. Kimseden dost olmayacağını söylemek ne kadar  abes ise, her önüne gelene dost gözüyle bakmak da o kadar abestir.</p>
<p>Dost  seçilendir, onun için seçkindir; arkadaşlığınız da, yoldaşlığınız da bu  kişilerin “dost” olmasıyla anlam kazanmaktadır. “Önce refik sonra  tarik” hikmetindeki “refik”, dostun ta kendisidir. Dost vardır, çıkılmaz  yokuşları, geçilmez uçurumları size hissettirmeden “yol” yapar. Dost  diye bildiğiniz vardır; düz yolda ayağınızın tökezlemesine yol açmakla  kalmaz, onu da sırtınızda taşımak zorunda kalırsınız. Onun için Doğu’nun  büyük bilgesi Sadi, “Dost, dostuna yolunun üzerindeki dikenleri  gösteren kişidir.” sözünü boşuna söylememiştir.</p>
<p>Dostun sözünün  acılığından şikayet etmeyin, duyduğunuz acı/acılık, dostsuz kaldığınızda  yüz üstü düşeceğiniz hayatın size sunduğu zehir dolu kadehten daha acı  olmayacaktır. Varsın, dost acı söylesin. O acı, yalancı dostun dünyayı  toz pembe gösteren aynasından daha bereketlidir.</p>
<p>Dost “bereket”  demektir. İnsanoğlunun tekamülünde, ruhunda taşıdığı yeteneklerin  inkışafında en büyük tesiri ona dostları yapmıştır. Mevlâna üstadımızın,  bugün dünyayı etrafında pervane kılan bilgeliğinin, derinliğinin  müsebbibi Tebrizli Şems’ten başkası değildir.</p>
<p>Hazreti  Peygamber’in yol arkadaşları, önce akrabalarından ziyade dostlarıdır.  İnsanlığı fıtrat dinine çağıran o Yüce Elçi’nin dostları, o gökte bir  yıldız olan güzel insanlar, dostun dostu için hangi cefaya  katlanabileceğini cümle cihana yaşayarak göstermişlerdir.</p>
<p>Dostun  her şeyi paylaşılanı, yeryüzünde, “halk içinde yüzdeki ben” sayısı  kadar azdır. Ondan dolayıdır ki insan dostlarıyla da hangi kulvarda  dostluk edeceğini iyi bilmelidir. Dosttan dosta fark vardır.</p>
<p>Bundan  da dost olur mu diye kimseyi küçümsemeyelim. Herkesin bilgisine,  görgüsüne, donanımına, meşrebine göre dostları vardır. Sizin dostluğa  değer görmediğiniz birisi başka birinin “has dostu” olabilir. “Nâdânlar  eder sohbet-i nâdânla telezzüz / Divânelerin hemdemi divane gerektir.”  diyen Ziya Paşa, Allah bilir ya, doğru söylemiştir.</p>
<p>“Bir dost  bulamadım gün akşam oldu” diyen Kul Himmet üstadımızın çığlığı,  nihayetinde insanın ezeli yalnızlığına, “elif” oluşuna göndermedir ve  insan hayatını özetlemektedir. Yoksa, bunu diyen şairin de halince  hatırınca ve dahi yeterince dostu olduğundan kimsenin kuşkusu  bulunmamalıdır.</p>
<p>Bir insana “Dostum!” diye hitap etmek, ona kardeş  diye seslenmekten daha sıcaktır. Kardeşlik seçilmeyen bir şeydir,  yeryüzünde kimsenin kardeşini seçme gibi bir tasarrufu söz konusu  değildir. Ne var ki dost seçilendir, özeldir.</p>
<p>Semerkand Dergisi</p>
<p>Ocak 2007 97. Sayı</p>
<p>Resim Kaynağı:</p>
<p>http://www.fotogezgin.com/goremeyen_yazi.asp?haberID=982<img class="alignnone size-thumbnail wp-image-255" title="dost" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/04/dost-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/dost-diye-diye.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Psikolojik ve Danışma ve Rehberlik Derneği Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/turk-psikolojik-ve-danisma-ve-rehberlik-dernegi-basin-aciklamasi.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/turk-psikolojik-ve-danisma-ve-rehberlik-dernegi-basin-aciklamasi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 20:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pdr Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[değişen haberler]]></category>
		<category><![CDATA[kendiliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[PDR]]></category>
		<category><![CDATA[Psiko]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Danışma ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[Türk PDR]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[”PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK MEZUNLARI MESLEK YASASI İSTİYOR” Sağlık Bakanlığı Türk Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine mesleği serbest olarak uygulayan Psikolojik Danışmanların “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” ofislerinin kapatılmasının istendiği bir genelge yayınlamıştır.  Bu genelge Türkiye’de hekimlerin mesleklerini nasıl icra edebilecekleri ve Sağlık bakanlığı ile ilişkilerini düzenlemek amacıyla 14 Nisan 1928 yayınlanan “Tababet ve Şuabatı San’atlarınının Tarzı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-242" title="logo" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/01/logo-150x130.gif" alt="" width="150" height="130" />”PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK MEZUNLARI</div>
<div id="_mcePaste">MESLEK YASASI İSTİYOR”</div>
<div id="_mcePaste">Sağlık Bakanlığı Türk Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine mesleği serbest olarak uygulayan Psikolojik Danışmanların “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” ofislerinin kapatılmasının istendiği bir genelge yayınlamıştır.  Bu genelge Türkiye’de hekimlerin mesleklerini nasıl icra edebilecekleri ve Sağlık bakanlığı ile ilişkilerini düzenlemek amacıyla 14 Nisan 1928 yayınlanan “Tababet ve Şuabatı San’atlarınının Tarzı İcrasına</div>
<div id="_mcePaste">Dair Kanun” ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan yönetmeliklere göre gerçekleştirilmiştir.Bu Psikolojik Danışma Merkezleri’nin büyük bir kısmı Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi bu alanda profesyonel</div>
<div id="_mcePaste">düzeyde lisans, yüksek lisans ve Doktora derecelerine sahip kişiler tarafından çalıştırılmaktadır. Bu kişilerin tüm mesleki bilgi ve becerileri hiçe sayılarak meslek onuruna zarar verecek şekilde, yapılan kapatmalar halkın önünde aslında gerçekten diploma sahibi ve saygın kişileri küçük düşürmektedir. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezlerinde bu güne kadar kaçak bir iş yapılmamıştır. Sayıları oldukça fazla olan,</div>
<div id="_mcePaste">vergilerini ödeyerek sadece mesleklerini serbest olarak icra etmek isteyen Psikolojik Danışmanların çok ciddi bir mağduriyetleri söz konusudur.Bu yasa genelde tüm sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ile</div>
<div id="_mcePaste">ilgilidir. Özelde ruh sağlığı hizmetleri ile ilgili değildir. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, halen yürürlükte olan bu yasayı tanımakta ve kanun ve kurallara uygun bir Sivil Toplum Örgütü olarak çalışmalarını yürütmektedir. Ancak 72 yıl önce ülke koşullarına göre çıkarılmış bir yasanın Ülkemizin gerekli kıldığı ruh sağlığı hizmetlerinin yerine getirilmesinde yetersiz kaldığına inanmaktadır. Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri özellikle tıbbi modelin öngördüğü, teşhis ve tedavi’yi esas alan bir anlayışla yapılmaktadır. Ruh sağlığı hizmetinde tıbbi modeli benimseyerek özellikle gelişimsel ve sosyal modelleri dışlayarak psikolojik danışma hizmeti almak için gelen her bireye “hasta” şeklinde yaklaşmanın “bu kişiye bir “teşhis” koymaya çalışmanın sonra da “tedavi etme” anlayışının uygun olmadığı değerlendirilmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">“Psikolojik Danışma Merkezleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasaya dayanılarak kapatılıyor”  “Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasa ile düzenlenmemelidir.”“Tıbbi model tek başına yeterlimidir”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetlerinin serbest olarak icrasına neden karşı çıkılmaktadır?Çocuklar, yetişkinler, aileler psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti almak istediklerinde nereye gideceklerdir? Bu hizmet çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında ve mesleği serbest icra eden psikolojik danışmanlardan alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı, özellikle psikiyatristlerin talepleri doğrultusunda serbest çalışanların yerlerini kapatmayı talep etmektedir. Bu meslek elemanları aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında da çalışmaktadır. Özellikle Psikolojik Danışman ve Psikologların kabul kurumlarında çalışmalarına itiraz edilmeyip, mesleklerini serbest icra etme taleplerinde bulunmaları durumunda itiraz edilmesi sanırım eldeki pazarı kaybetme kaygısından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı da tıpkı diğer alanlar da olduğu gibi kökleşmiş bir lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi bulunmakta, bu konuda araştırmalarla bir literatür oluşmuş durumdadır. İşlevini yitirmiş olan birkaç yasanın arkasına sığınarak 	Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi meslek alanlarının üreteceği hizmetten toplumu mahrum bırakmamak gerekir.Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerini sunan meslek elemanı sayısı ve uzmanlaşma alanları oldukça sınırlıdır. Ruh sağlığı alanında toplumda gereksinim duyulan hizmetlerin çeşitli meslek grupları tarafından sunulması ve bu meslek grupları tarafından da hizmetin toplumda gereksinim duyan tüm bireylere ulaştırılması gerekmektedir. 	Tıp dışında ruh sağlığı alanında hizmet sunumuna katkıda bulunabilecek psikoloji, sosyal hizmetler, fizik tedavi ve rehabilitasyon, konuşma terapisi gibi meslek alanlarına benzer olarak, psikolojik danışma meslek alanının da mesleki eğitim, akreditasyon ve uygulamalarına ilişkin yasal düzenlemeler henüz gerçekleştirilememiştir. Psikolojik yardım sağlama ve koruyucu ruh sağlığı alanında</div>
<div id="_mcePaste">katkı sağlayan Psikolojik Danışma ve Rehberlik Mesleğinin, kendi sınırları yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi konusunda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik derneği çalışmalarını yürütmektedir. Sürekli değişen ve gelişen insana hizmet veren yardım mesleği olarak, psikolojik danışmanlarında niteliklerini sistemli olarak sürekli geliştirmek, süpervizyon hizmeti vermek ve meslek etiğine uymayan meslek</div>
<div id="_mcePaste">elemanlarına karşı etik denetimi sağlamak gerekmektedir. Psikolojik danışma alanında yetişme, akreditasyon, staj,mesleki uygulamalar, mesleğe giriş, meslekte kalış ve meslekten çıkarılmayı düzenleyen uygulamalara ilişkin konularda bir meslek yasasına gereksinim vardır.Sağlık hizmetleri içinde özellikle ruh sağlığı hizmetleri, farklı uzmanlık alanlarına sahip meslek gruplarının, bu konuda</div>
<div id="_mcePaste">ciddiyetle hazırlanmış yasal düzenlemeler ile sağlanan koşullarda, hizmet üretmesini gerekli kılan bir hizmet alanıdır.</div>
<div id="_mcePaste">Gelişmiş batı ülkelerinde ve Avrupa Birliği ülkelerinde de ruh sağlığı hizmetleri birçok meslek alanının hizmet sunumu ile işleyen bir hizmet alanıdır. Avrupa birliği ülkesi olarak, meslek elemanı yetiştirme koşullarında örnek alınabilecek İngiltere’de aralarında psikolojik danışmanın da bulunduğu meslek alanları “Ruh sağlığı hizmetleri ekip çalışmasını gerektirir. Sadece psikiyatrisiler ile yürütülemez. Psikolojik Danışmanlar, Psikologlar, Sosyal Hizmet Uzmanları bu ekibin ayrılmaz parçalarıdır.”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı mezunları meslek yasasını istiyor”“Yurtdışında ruh sağlığı hizmetleri nasıl yapılıyor?” “Her mesleğin toplumda yeri vardır. Hiçbir meslek çok değerli veya az değerli değildir.” “Meslek yasası olan meslekler, meslek yasası olmayan meslekler üzerinde tahakküm kurmak istiyor.”ve hizmet sunum ölçütleri belirlenmiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Psikolojik Danışma ve Rehberlik burada sağlık hizmetleri sınıfında bulunan bir meslek alanı olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde bireylerin psikolojik sağlığını ve kişisel gelişimlerini destekleyen onlara, kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik hizmetleri sunan özel kurumların eriştiği seviye, gelişmiş ülkelerden çok geri olduğu gibi, maalesef gelişmekte olan bir kısım ülkelere göre de geri bulunmaktadır. Özel merkezlerden alınan psikolojik yardımlar denetim altında olmadığı takdirde profesyonel olmayan yardımların sunulmasının önüne geçilemez. Böyle bir durumdan da en çok psikolojik yardım gereksinimi duyan kişiler olumsuz etkilenecektir. Bu kurumların kamuoyunun güven ve takdirini kazanarak daha çok itibarlı kurumlar olması ve etkili psikolojik danışma hizmeti sunabilmeleri bu kurumlar için oluşturulacak bir “Meslek Birliği ve Meslek Odası” ile mümkün olabilecektir. Psikolojik danışma hizmetlerinin bu alanda yetişmiş uzman kişiler tarafından sunularak toplumda özellikle psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri artıkça karşılaştıkları sosyal ve toplumsal problemlerin çözümünde, genç nesillerin kişisel, eğitsel ve mesleki özelliklerine, gelişimlerine ve yönlendirilmesine katkı sağlama konusunda psikolojik danışmanlar meslek odası ve birliği kurulması fayda sağlayacaktır. “Mesleki faaliyetleri kolaylaştırmak, mesleğin genel inanç ve kurallarına uygun olarak psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti veren kurumların gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve toplum ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak; meslek disiplini ve ahlakını korumak” amacı güden, kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine sahip bir meslek kuruluşu olarak, toplumu oluşturan bireylerin kişisel gelişimlerine katkı getireceği düşüncesi ile “Psikolojik Danışmanlar Meslek Odası ve Birliği”nin kurulmasına ivedilikle gereksinim duyulmaktadır. Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ’ın açıklamaları ve bir çerçeve yasa çıkarılarak ruh sağlığı alanında hizmet sunabilecek meslek alanlarını kapsayan bir çerçeve yasanın çıkarılması hazırlıkları konusundaki çabası büyük bir memnuniyetle desteklenmektedir. Ülkenin ruh sağlığı alandaki ihtiyaçlarını gidermeye yönelik kapsayıcı bir yasanın özellikle toplumun ruh sağlığı ihtiyacını gidermede</div>
<div id="_mcePaste">yarar sağlayacağı değerlendirilmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Kamuoyuna saygı ile duyurulur,</div>
<div id="_mcePaste">Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği</div>
<div id="_mcePaste">Yönetim Kurulu Adına</div>
<div id="_mcePaste">Doç. Dr. Tuncay Ergene</div>
<div id="_mcePaste">Genel Başkan</div>
<p>”PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK MEZUNLARIMESLEK YASASI İSTİYOR”    	Sağlık Bakanlığı Türk Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine mesleği serbest olarak uygulayan Psikolojik Danışmanların “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” ofislerinin kapatılmasının istendiği bir genelge yayınlamıştır.  Bu genelge Türkiye’de hekimlerin mesleklerini nasıl icra edebilecekleri ve Sağlık bakanlığı ile ilişkilerini düzenlemek amacıyla 14 Nisan 1928 yayınlanan “Tababet ve Şuabatı San’atlarınının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan yönetmeliklere göre gerçekleştirilmiştir.Bu Psikolojik Danışma Merkezleri’nin büyük bir kısmı Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi bu alanda profesyonel düzeyde lisans, yüksek lisans ve Doktora derecelerine sahip kişiler tarafından çalıştırılmaktadır. Bu kişilerin tüm mesleki bilgi ve becerileri hiçe sayılarak meslek onuruna zarar verecek şekilde, yapılan kapatmalar halkın önünde aslında gerçekten diploma sahibi ve saygın kişileri küçük düşürmektedir. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezlerinde bu güne kadar kaçak bir iş yapılmamıştır. Sayıları oldukça fazla olan, vergilerini ödeyerek sadece mesleklerini serbest olarak icra etmek isteyen Psikolojik Danışmanların çok ciddi bir mağduriyetleri söz konusudur.Bu yasa genelde tüm sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ile ilgilidir. Özelde ruh sağlığı hizmetleri ile ilgili değildir. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, halen yürürlükte olan bu yasayı tanımakta ve kanun ve kurallara uygun bir Sivil Toplum Örgütü olarak çalışmalarını yürütmektedir. Ancak 72 yıl önce ülke koşullarına göre çıkarılmış bir yasanın Ülkemizin gerekli kıldığı ruh sağlığı hizmetlerinin yerine getirilmesinde yetersiz kaldığına inanmaktadır. Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri özellikle tıbbi modelin öngördüğü, teşhis ve tedavi’yi esas alan bir anlayışla yapılmaktadır. Ruh sağlığı hizmetinde tıbbi modeli benimseyerek özellikle gelişimsel ve sosyal modelleri dışlayarak psikolojik danışma hizmeti almak için gelen her bireye “hasta” şeklinde yaklaşmanın “bu kişiye bir “teşhis” koymaya çalışmanın sonra da “tedavi etme” anlayışının uygun olmadığı değerlendirilmektedir. 	“Psikolojik Danışma Merkezleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasaya dayanılarak kapatılıyor”  “Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasa ile düzenlenmemelidir.”“Tıbbi model tek başına yeterlimidir”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetlerinin serbest olarak icrasına neden karşı çıkılmaktadır?Çocuklar, yetişkinler, aileler psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti almak istediklerinde nereye gideceklerdir? Bu hizmet çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında ve mesleği serbest icra eden psikolojik danışmanlardan alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı, özellikle psikiyatristlerin talepleri doğrultusunda serbest çalışanların yerlerini kapatmayı talep etmektedir. Bu meslek elemanları aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında da çalışmaktadır. Özellikle Psikolojik Danışman ve Psikologların kabul kurumlarında çalışmalarına itiraz edilmeyip, mesleklerini serbest icra etme taleplerinde bulunmaları durumunda itiraz edilmesi sanırım eldeki pazarı kaybetme kaygısından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı da tıpkı diğer alanlar da olduğu gibi kökleşmiş bir lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi bulunmakta, bu konuda araştırmalarla bir literatür oluşmuş durumdadır. İşlevini yitirmiş olan birkaç yasanın arkasına sığınarak 	Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi meslek alanlarının üreteceği hizmetten toplumu mahrum bırakmamak gerekir.Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerini sunan meslek elemanı sayısı ve uzmanlaşma alanları oldukça sınırlıdır. Ruh sağlığı alanında toplumda gereksinim duyulan hizmetlerin çeşitli meslek grupları tarafından sunulması ve bu meslek grupları tarafından da hizmetin toplumda gereksinim duyan tüm bireylere ulaştırılması gerekmektedir. 	Tıp dışında ruh sağlığı alanında hizmet sunumuna katkıda bulunabilecek psikoloji, sosyal hizmetler, fizik tedavi ve rehabilitasyon, konuşma terapisi gibi meslek alanlarına benzer olarak, psikolojik danışma meslek alanının da mesleki eğitim, akreditasyon ve uygulamalarına ilişkin yasal düzenlemeler henüz gerçekleştirilememiştir. Psikolojik yardım sağlama ve koruyucu ruh sağlığı alanında katkı sağlayan Psikolojik Danışma ve Rehberlik Mesleğinin, kendi sınırları yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi konusunda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik derneği çalışmalarını yürütmektedir. Sürekli değişen ve gelişen insana hizmet veren yardım mesleği olarak, psikolojik danışmanlarında niteliklerini sistemli olarak sürekli geliştirmek, süpervizyon hizmeti vermek ve meslek etiğine uymayan meslek elemanlarına karşı etik denetimi sağlamak gerekmektedir. Psikolojik danışma alanında yetişme, akreditasyon, staj,mesleki uygulamalar, mesleğe giriş, meslekte kalış ve meslekten çıkarılmayı düzenleyen uygulamalara ilişkin konularda bir meslek yasasına gereksinim vardır.Sağlık hizmetleri içinde özellikle ruh sağlığı hizmetleri, farklı uzmanlık alanlarına sahip meslek gruplarının, bu konuda ciddiyetle hazırlanmış yasal düzenlemeler ile sağlanan koşullarda, hizmet üretmesini gerekli kılan bir hizmet alanıdır. 	Gelişmiş batı ülkelerinde ve Avrupa Birliği ülkelerinde de ruh sağlığı hizmetleri birçok meslek alanının hizmet sunumu ile işleyen bir hizmet alanıdır. Avrupa birliği ülkesi olarak, meslek elemanı yetiştirme koşullarında örnek alınabilecek İngiltere’de aralarında psikolojik danışmanın da bulunduğu meslek alanları “Ruh sağlığı hizmetleri ekip çalışmasını gerektirir. Sadece psikiyatrisiler ile yürütülemez. Psikolojik Danışmanlar, Psikologlar, Sosyal Hizmet Uzmanları bu ekibin ayrılmaz parçalarıdır.”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı mezunları meslek yasasını istiyor”“Yurtdışında ruh sağlığı hizmetleri nasıl yapılıyor?” “Her mesleğin toplumda yeri vardır. Hiçbir meslek çok değerli veya az değerli değildir.” “Meslek yasası olan meslekler, meslek yasası olmayan meslekler üzerinde tahakküm kurmak istiyor.”ve hizmet sunum ölçütleri belirlenmiştir. 		Psikolojik Danışma ve Rehberlik burada sağlık hizmetleri sınıfında bulunan bir meslek alanı olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde bireylerin psikolojik sağlığını ve kişisel gelişimlerini destekleyen onlara, kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik hizmetleri sunan özel kurumların eriştiği seviye, gelişmiş ülkelerden çok geri olduğu gibi, maalesef gelişmekte olan bir kısım ülkelere göre de geri bulunmaktadır. Özel merkezlerden alınan psikolojik yardımlar denetim altında olmadığı takdirde profesyonel olmayan yardımların sunulmasının önüne geçilemez. Böyle bir durumdan da en çok psikolojik yardım gereksinimi duyan kişiler olumsuz etkilenecektir. Bu kurumların kamuoyunun güven ve takdirini kazanarak daha çok itibarlı kurumlar olması ve etkili psikolojik danışma hizmeti sunabilmeleri bu kurumlar için oluşturulacak bir “Meslek Birliği ve Meslek Odası” ile mümkün olabilecektir. Psikolojik danışma hizmetlerinin bu alanda yetişmiş uzman kişiler tarafından sunularak toplumda özellikle psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri artıkça karşılaştıkları sosyal ve toplumsal problemlerin çözümünde, genç nesillerin kişisel, eğitsel ve mesleki özelliklerine, gelişimlerine ve yönlendirilmesine katkı sağlama konusunda psikolojik danışmanlar meslek odası ve birliği kurulması fayda sağlayacaktır. “Mesleki faaliyetleri kolaylaştırmak, mesleğin genel inanç ve kurallarına uygun olarak psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti veren kurumların gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve toplum ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak; meslek disiplini ve ahlakını korumak” amacı güden, kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine sahip bir meslek kuruluşu olarak, toplumu oluşturan bireylerin kişisel gelişimlerine katkı getireceği düşüncesi ile “Psikolojik Danışmanlar Meslek Odası ve Birliği”nin kurulmasına ivedilikle gereksinim duyulmaktadır. Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ’ın açıklamaları ve bir çerçeve yasa çıkarılarak ruh sağlığı alanında hizmet sunabilecek meslek alanlarını kapsayan bir çerçeve yasanın çıkarılması hazırlıkları konusundaki çabası büyük bir memnuniyetle desteklenmektedir. Ülkenin ruh sağlığı alandaki ihtiyaçlarını gidermeye yönelik kapsayıcı bir yasanın özellikle toplumun ruh sağlığı ihtiyacını gidermede yarar sağlayacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p>Kamuoyuna saygı ile duyurulur,Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Yönetim Kurulu AdınaDoç. Dr. Tuncay ErgeneGenel Başkan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/turk-psikolojik-ve-danisma-ve-rehberlik-dernegi-basin-aciklamasi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şu Sıralar Psikolojinize Dikkat!</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 21:45:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkadaşlık İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İş Hayatımızdaki İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[eylül ayı]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[intiharlar]]></category>
		<category><![CDATA[mart ayı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim geçişleri]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm</guid>
		<description><![CDATA[En fazla intiharların mart ve eylül aylarında olduğunu biliyor muydunuz? Mevsim geçişleri her zaman için insanların psikolojilerini etkileyen faktörlerden birisi olmuştur. İnsan vucudunun belirli bir mevsim şartına alışmış olması ve mevsimin değişmesinin insanın vucut dengesini alt üst etmesi dolaylı olarak da psikolojisini etkilemektedir. İnsan vucudu bulunduğu durumu devam ettirmek ister. Kış mevsiminde dışarıya çıktığımız zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En fazla intiharların mart ve eylül aylarında olduğunu biliyor muydunuz?</p>
<p>Mevsim geçişleri her zaman için insanların psikolojilerini etkileyen faktörlerden birisi olmuştur.<span id="more-227"></span><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2010/04/Resimlerim_20091018-üüü.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-226" title="Resimlerim_20091018-üüü" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2010/04/Resimlerim_20091018-üüü.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a></p>
<p>İnsan vucudunun belirli bir mevsim şartına alışmış olması ve mevsimin değişmesinin insanın vucut dengesini alt üst etmesi dolaylı olarak da psikolojisini etkilemektedir.</p>
<p>İnsan vucudu bulunduğu durumu devam ettirmek ister. Kış mevsiminde dışarıya çıktığımız zaman havanın sıcaklığı belirli bir seviyededir. Bu kış mevsimi boyunca hemen hemen aynı şekilde devam eder. Fakat mevsim değişikliklerinin bir anda olması insanın mevcut durumundan kurtulup yeni duruma alışma süresini de ortadan kaldıracağından veya azaltacağından dolayı bir takım olumsuzluklar görülmesi olasılığı daha da artacaktır.</p>
<p>Bu durumda insanların biraz daha fazla hassas olmaları, sinirlerinin daha dayanaksız olması ve tepkilerinin anlık ve beklenmeyen bir şekilde olması gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Bu olumsuzluklardan kurtulmanın ilk şartı tabi ki insanın kendini zorlaması ve sakin olmak için normalden daha fazla çaba sarfetmesidir. Bunun yanında hafif beden egzersizlerinin, ılık duşların da faydası görülebilir. Yemek düzeninin korunması ve daha hafif yemeklerin tercih edilmesi de uygun düşer. Sulu gıdalar ve doğrudan veya dolaylı (çay gibi) su tüketimi de dengemizi korumamıza yardım edecektir.  Unutmayalım ki bize normal gelen davranışlarımız aslında mevsim geçişlerinin etkilerinin sonucu olabilir.</p>
<p>Düzenli yaşamı olan insanların mevsim geçişlerinden daha az etkilendiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayakkabım Yok. Ayağım var.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 19:51:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm</guid>
		<description><![CDATA[Ayakkabım olmadığı için üzülüyordum;  ta ki ayakları olmayan birisini görene kadar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakkabım olmadığı için üzülüyordum;  ta ki ayakları olmayan birisini görene kadar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık Halleri</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır. Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong>Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır.</strong></span></p>
<p>Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda üç ayaklı olan canlı nedir?” Bu kolay bilmecenin cevabı “insan”dır. Emekleyen bebek dört ayaklı, genç insan iki ayaklı ve elinde bastonu ile ayakta durabilen yaşlı insan ise üç ayaklı tanımlanır.</p>
<p>Bilmecenin şakası bir tarafa, gerçekten de yaşlı insanın bedenen ve ruhen ayakta durabilmesi için maddi ve manevi desteğe ihtiyacı vardır. Maddi destek bir derece kolay. Asıl olan, yaşlılara son demlerinde manevi desteklerimizle yardımcı olabilmek. Peki ama nasıl?</p>
<p>Allah ömür verirse bir gün bizim de kapımızı çalacak olan yaşlılık dönemi hakkında bilinçli olursak, manevi sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirebiliriz.</p>
<p><strong>Ömrün hazan mevsimi</strong></p>
<p>Doğumla birlikte insanoğluna bahşedilen sıhhat, algılama gücü, tepki verme, davranış kapasitesi, hafıza gibi beşeri vasıflar yaşlandıkça veda etmeye başlar. Bünye en sıhhi gıdalardan eskisi gibi yararlanamaz. Hastalıklar gelir, kalıcı olur. Duygulanma bozuklukları ortaya çıkar, direnç azalır. Kırklı yaşlardan sonra karşılaşılan olaylara daha duygusal değerlemeler yapılır ve depresif eğilimler baş gösterir. Yaş ilerledikçe vücut azaları işlevlerini güçlükle yapar hale gelir.</p>
<p>Beyin de şüphesiz bu yıpranmadan payını almaktadır; sağlıklı düşünemez, uygun tepkiler gösteremez, kendi organlarına hükmünü geçiremez. Altmışlı yaşlara gelindiğinde ‘ne yesem yavan geliyor, ağzımın hiç tadı yok’ durumu hasıl olmuştur. Bu yakınma doğrudur, çünkü artık dilin tat alma işlevi bu yaşlarda yarı yarıya azalmaktadır. Eller titremeye, gözler az görmeye başlar. Neredeyse tüm yaşlıların dualarında elden-ayaktan düşmeden, çoluğa-çocuğa yük olmadan ruhunu teslim edebilme temennisi yer alır. İlâhi hükme boyun eğilir.</p>
<p><strong>Geçmiş zamanların yansıması</strong></p>
<p>Eski kuşakların yeni nesillerden çok daha sağlıklı olduğunu müşahede ederek yaşadığımız çağa sitemkâr oluruz. Etrafımızda ender de olsa rastladığımız asırlık delikanlıların ya da Osmanlı hatunlarının hallerine gıpta ederek uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarına dair ipuçları almaya yelteniriz.</p>
<p>Elbette yaşlılık herkesi aynı yönlerden ve eşit oranda yıpratmıyor. Bazısının gözü önünü göremez olduğu halde, hafıza kayıtları “bilgisayar gibi” yerinde duruyor. Bazısının keskin kulakları fısıltıları bile işitiyor, ancak sorsanız evladını tanıyamaz, az önce ne yediğini hatırlayamaz.</p>
<p>Şayet bireyin bebeklik, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik çağlarına ilişkin gelişim görevleri eksik kalmış, olgunlaşmasını tamamlayamamış ve psiko-sosyal işlevlerini yerine getirememişse, yaşlılık dönemi daha zedeleyici geçecek demektir. Bu elverişsiz altyapı, zamanında ve yeterince karşılanmamış maddi ve manevi ihtiyaçların oluşturduğu baskı ve gerilim, yaşlılık çağında bir takım düşünce ve muhakeme bozukluklarına, anormal davranışlara neden teşkil edecektir.</p>
<p>İyi bir aile ortamı, tatminkâr bir evlilik süreci gibi sosyal koşullar bireyin yaşlanma sürecindeki olumsuzlukları en aza indirecektir.</p>
<p>Bu arada beslenme tarzı, yaşam çevresi ve kalıtsal faktörleri de şüphesiz göz ardı etmemek gerekir. Çünkü vücut kimyası ile insan davranışı ve psikolojisi arasındaki organik bağ, kayda değer bir sağlık etmeni olarak kabul görmektedir. Nitekim bazı Batı toplumlarında sıkça görülen Alzaimer, Parkinson gibi organik kökenli nevrotik hastalıkların nedenleri bu tür faktörlere dayandırılmakta, özellikle alkol kullanımı ile ilişkisine dikkat çekilmektedir.</p>
<p><strong>Yalnızlık korkusu, ilgi arayışları</strong></p>
<p>Yaşlılık belirtilerinin psiko-patolojik yani ruhsal açıdan normal kabul edilemeyen görünümlerine bakıldığında, ilk sıralarda hezeyanların ve yarına ait bilinmezliğin, yalnızlık korkularının yer aldığı görülür. Eşlerden birinin ölümü de, her ne kadar hayatta iken “geber de kurtulayım” noktasında bile olsa, bir yaşlının psikolojisini çökerten, depresyona iten temel sebeplerin başında gelir. Ağlama nöbetleri, ölmeyi bekleme, ani felçler, giden eşin ardından geriye kalanlardır.</p>
<p>Kadın yaşlılarda sıkça görülebilen ruhanî varlıklar tarafından korkutulma hezeyanlarının geri planında yalnızlık korkularının varlığı kolayca algılanabilir. Sonrasında sık sık yapay olarak hastalanıp, etrafın dikkatini üzerinde toplamaya çabalar ve her an kötü bir şey olabilir paniği ile yalnız bırakılmaması mesajını verir. Bazıları da kendi dünyalarına kapanmayı tercih ederler, kendileriyle yakınlık kurulmasına müsaade etmezler. Bir kısmı da yaşlı bakım evlerinde huzur arayışlarıyla vadelerini tamam ederler.</p>
<p>Cimrilik ve mal biriktirme, her iki cinste de görülebilen tipik davranışlardır. Bu rahatsızlığa düçar olanlar, en yakınlarının bile kendilerine menfaat için ilgi gösterdiklerine hükmederler. Kendilerine yapılan parayla alakalı şakaları ciddiye alıp tepki gösterirler. Onları bir çocuk gibi hoş görmek de bize düşer.</p>
<p>Çöp toplama ve bununla bağlantılı olarak ihtiyacı olmadığı halde dilenme de yaşlılıkta ortaya çıkabilen arızî davranışlardandır. Böyle hastalar, ömürlerinin bedenen sağlıklı olduğu son dönemlerini çöplüklerde yoğun mesai yaparak geçirirler. Çok çeşitli atık eşyalara ilgi duyanlar olduğu gibi, belirli bir tür tercihi olanlar da vardır. Topladıkları eşyaları satıp para kazanmak veya kullanarak değerlendirmek gibi bir niyetleri yoktur, zaten ihtiyaçları da yoktur. Sadece bir koleksiyoncu gibi topladıklarını biriktirirler. Yoksunluk güdülerini ve mahrumiyet hislerini gidermeye çabalarlar.</p>
<p>Bazı psikologlar bu tür toplama ve dilenme davranışlarının kaynağını erken çocukluk yıllarında yeterince karşılanmayan sevgi ihtiyacına indirgemektedirler. Yaşlılık, bireyin ikinci kez sevgisiz ve ilgisiz kaldığı bir çağ olursa, böylesi anormal davranışların ortaya çıkışı için uygun bir zemin oluşur. Birey tekrar çocukluğundaki mutsuzluğuna gömülür. Kaygıları artar, bunu telafi için de sevgi ve ilgi dilenciliğine çıkar. Gerçekte onun bakanı da vardır, parası da ama yine de avuç açıp dilenirler. Televizyonda topladıkları paraları harcamayıp biriktiren, miadı dolmuş banknot zengini tipleri görmüşsünüzdür. İşte onlar bu grup içinde değerlendirilir.</p>
<p><strong>Yapacak ne kaldı?</strong></p>
<p>Yaşam çevresine bağlı olarak varlığını hissettiren işi bitmişlik ve çöküntü psikolojisi üzerinde de dikkatle durmak gerekir. Pek çok kişi işine ve işyerine bir takım psikolojik vasıflar atfederek duygusal bağlar geliştirirler. İşyeri arkadaşlarının da bizim geleneksel kültürümüzde apayrı bir yeri vardır. İşte kentli insan için emeklilik bunların tümünü bir anda kaybetmek anlamına gelir.</p>
<p>Benliğini işe yaramazlık duygusu saran kişiler, çoğunlukla yaşlılığa geçişten kaynaklandığı zan-nedilen bir çöküntüye uğrarlar. Oysa aynı duygunun benzerini genç insanlar da işlerinden ayrıldıklarında hissedebilirler. Ancak onların gelecek için umutları, projeleri, beklentileri vardır.</p>
<p>Emeklilik dönemi, birkaç yıl farklılık olmakla birlikte hem kadın hem erkek için ‘yaş dönümü’ne rastlar. Cinsiyete ilişkin bir takım hormonal değişimlerin, performans kayıplarının ve bedensel yakınmaların yoğun olarak hissedildiği bu dönemler (ki, kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz çağı olarak adlandırılır) emeklilik psikolojisiyle birleştiğinde en hafif haliyle depresyona neden olur. Eşlerin birbirine destek olması şöyle dursun, herkes kendi derdinde olduğu için karşı taraftan anlayış bekler. Umduğunu bulamayınca sorunlar daha da artar.</p>
<p>Kırsal kesim insanları ve kısmen de olsa serbest meslek sahipleri neredeyse ömürlerinin sonuna dek işi bitmişlik duygusunu erteleyebilirler. Hatta işlerinin başında can verirler. Onları hayata bağlayan meşguliyetleri vardır. Yaşlı bir köylü bilir ki, ineği ya da tavukları onun eline bakmaktadır. Bir esnaf bir gün kepenk açamasa ahali onu merak eder, arayıp sorar.</p>
<p>Oysa emekli olmuş bir şehirlinin yaşam alternatifi çoğunlukla güzel havalarda parklarda ‘serseri mayın’ gibi dolaşmak, elverişsiz havalarda ise kahvehanelerde, uzun taş oynama seanslarının müdavimi olmaktır. İşi alkole vuranlar ise iradelerini felç ederek kendini unutmaya çalışanlardır. Keyif aldıklarını zannederler, ancak aslında intihar etmeyi ister bir psikolojileri vardır.</p>
<p><strong>İyi ki geleneklerimiz hâlâ yaşıyor</strong></p>
<p>Bazı sağlık sorunlarına rağmen, yukarıda sözü edilen düşünce ve davranış bozukluklarına yakalanmadan ömürlerinin sonuna kadar insanlık için ulvî hizmetlerle baş tacı olan nice er kişiler var ki, siz onları da yakınen tanımaktasınız.</p>
<p>Vakti zamanında bir Anadolu kasabasında ailecek muhterem bir zatın hasta ziyaretinde bulunmuştuk. Yine oraya hasta ziyaretine gelmiş olan bir alim kişi oradakilere şöyle bir vaazda bulunmuştu:</p>
<p>“İnsanoğlu nasıl şu dünyada misafir ise, ona bahşedilen maddi ve cismani nimetler de misafirdir. İşte sağlık da bunlardan biridir. Cenab-ı Hak bu sebeple kulunu yetmişinden sonra çocuk hükmüne koyar. Yani onun zahmetler içinde yapmış olduğu ibadetlerine büyük sevaplar yazar. Yapamadıklarını, kusurlarını ise kaale almamasını yazıcı meleklerine tenbihler. Sekseninden sonra ise kulunu ‘sabi’ hükmüne koyar.” Ne ferah sözler!</p>
<p>Sevinilecek bir husus şudur ki, hâlâ geleneksel kültürümüzün bir tezahürü olarak yaşlılarımıza sahip çıkıyoruz. Yıllar önce bir komşum vardı. Evin babaanne ve dedesi, oğlu, gelini ve dört torunu ile birlikte oturuyorlardı. Apartmanda yaşlıların bakımının zor olduğu gerekçesiyle iki katlı, bodrumlu, müstakil bir eve kiracı olarak gelmişlerdi. Önce mahalle halkı olarak onları çok kınadık. Çünkü yaşlı dede ve nineyi küçük dar pencereleri olan, yere gömülü bir bodrum odasına yerleştirmişlerdi. Dede asasına dayana dayana beş vakit namaza yakındaki camiye gidip geliyor, biraz dışarılarda güneşlenip kalan zamanını ninenin yanına inerek geçiriyordu. Sonradan anlaşıldı ki, ninecik beyin yıpranmasına bağlı ağır bir ruhî hastalığa yakalanmıştı. Ne yediğini ne dediğini biliyor, eli bağlanmasa necasetleri duvara sürüyordu. Kocasının kim olduğunu çoktan unutmuş olmasına rağmen, dedecik büyük bir vefakârlıkla günün çoğunu onun yanında geçiriyor, zaman zaman da eşinin haline gözyaşı döküyordu. Hasta ninenin günlük bakımını bir kişi tek başına yapamıyordu. Evin beyi akşam evine geldiğinde hanımı ile beraber annesinin yanına iniyor, temizliğini birlikte yapıyor, yemeğini yediriyor ve sonra kendi çocukları ile ilgilenip yemeğini yiyor ve istirahatini ediyordu.</p>
<p>Günün birinde evden dedenin ağlama sesleri sokağa yayıldı. Hasta nine ölmüştü. Onlar o denli farklıydılar ki, onlara baş sağlığı dilerken nine için ‘Allah kurtardı’ diyenlere gönül koyuyorlardı. Onca zahmet ve eziyetine rağmen ninenin ölümü onları bir hayli üzmüştü. Artık eşsiz kalan dede eve girmek istemiyor, dalgın dalgın dolaşıyordu. Nitekim kısa bir süre sonra o da hayata veda etti.</p>
<p>Velhasıl, bir mahalle halkına nasıl eş, nasıl evlat, nasıl gelin olunacağını da hatırlatmış oldular.</p>
<p>Yaşlılık konusunda yazı yazan ve okuyan bizler ve sizler, elbette yaşlanacağız. Hazan mevsimine ulaşacağız. Bu yıları umutsuzluk kâbusuna dönüştürmeden hazırlığımızı şimdiden yapmalıyız. Unutmayalım, önceden ne ektiysek hasat mevsiminde onu biçeceğiz.</p>
<p>Birbirimiz için dua edelim ve yaşlılığın umulmadık afetlerinden Rabbimiz’e sığınalım. Etrafımızdaki yaşlılara karşı tavır-hareketlerimizde merhametli ve şefkatli olalım. Unutmayalım, merhamet etmeyene merhamet olunmaz.</p>
<p>Semerkand Dergisi</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">86</span>. Sayı</small></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-219" title="yaslilik" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/yaslilik1.jpg" alt="yaslilik" width="640" height="480" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik ve Erkekler</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 17:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir. Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir.</p>
<p>Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi sayfasıyla bütünüyle tanımlamak, hele de çıkış yolu göstermek mümkün olan bir şey değil elbette. Daha ziyade hanımlar tarafına eleştirel bakılan Temmuz sayımızdaki yazının maksadı, küçük hataların büyük yanlışlara ve acılara dönüşmeden telafisini önermekteydi. Asla kendi hemcinslerimi yargılamak veya suçlamak değildi.</p>
<p>Ne var ki bazı hanım okuyucularımız bu yazının erkekleri aklayan, kadınlara haksızlık eden ifadeler taşıdığını dü şündüler. Hatta bir okuyucumuz, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı o yazı için diyordu ki, “Ya bekâr olmalısınız ya çok mutlu bir evliliğiniz var veya başkalarının sorunlarından bîhabersiniz.”</p>
<p>Canımız yansa da iğneyi kendimize</p>
<p>Mevzu o değil, ama durumun açıklığa kavuşması bakımından söyleyelim: Yirmi yıllık evliliğim var, üç çocuk annesiyim. Yani evliliğin nasıl bir maraton olduğundan haberdarım. Ayrıca her ay en az iki-üç kez farklı kesimlerden hanımlarla özel sohbetlerimiz olur, çok şey paylaşırız. Bu biraz da meslekî bir faaliyet, zira psikolojik danışma ve rehberlik alanında ihtisas yapmıştım. İnsanlara depresyon ve sinir ilaçları vererek göndermek yerine, duygu ve düşünceleri üzerinde etkili olmaya çalışarak yardımcı olmanın daha sahici olduğunu öğrenecek tecrübelerden geçtik. Gerektiğinde uzman hekim nezaretinde ilaç da kullanılabilir tabii ki. Fakat “huzur”a kavuşmanın daha kalıcı yöntemleri olduğunu görmek o kadar da zor değil.</p>
<p>Tekrar başa dönersek, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı yazımız, biz hanımların sıkça ve çok kolayca düştüğü hatalara dikkat çekmek istemişti. Yani evlilik sorunlarının hanımlar cephesini -bazı yönleriyle- ele alıyordu. Bu yazıda da -yine bazı yönleriyle- konunun erkekler tarafına değinelim. O cenahta gittikçe yaygınlaşan kimi sorunları, o sorunların aile hayatında çıkardığı arızaları dikkatlerinize sunalım.</p>
<p>Kaçış psikolojisi ve garip hayaller</p>
<p>Evlilikte aradığını bulamayan insanlar ne yapıyor? Genellikle bir kaçış hali yaşıyor. Eğer bu bir hanım ise, mesela bir takım bedensel şikayetler ile doktor doktor dolaşıp bir hastane müdavimi oluyor, erkek ise tutkulu hobiler edinip mümkün olduğu kadar evde az kalmanın yollarını buluyor. Bu kaçış doğal olarak bağları git gide daha da zayıflatıyor.</p>
<p>Erkekler tarafında başka öyle tuhaf ve enteresan şeyler de olabiliyor ki, aslında aile düzeni bakımından ciddi tehlike sinyali manasına gelen bu kaçış hali bile pek ehven sayılır. Bir hanım için belki dayanılması en zor durumlar, asla aklına gelmeyen şeylerden söz ediyoruz.</p>
<p>Hanım kardeşim soruyor: “Altmış yaşındaki kocanız, bir gün durup dururken evladı yaşında bir kızı alıp eve getirse ve dese ki: Bu benim yeni eşim, bundan böyle birlikte yaşayacaksınız! Bu durumda ne yaparsınız?</p>
<p>Burada dinî hassasiyetlerimizi de dikkate alarak söylemek isterim ki, işte, naçizâne olarak, evliliğin eşlerin birbirine acı verme ve gizlice intikam alma noktasına gelmesini önleme maksadıyla Temmuz sayımızda öyle bir yazı yazmıştık.</p>
<p>Sorunun cevabına dönersek, kader bazen geçici nefsanî erkek heyecanları ile psikolojik doyumsuzluğu ve baba saplantıları olan genç hanımları karşılaştırıyor. Bunlar aralarındaki nevrotik durumları aşk zannedip ortaya çıkıyorlar. Bu durumdaki erkeğin gözünde mevcut eşi kadın olmaktan çıkıyor, psikolojik anne konumuna geliyor ve davranışını anlayışla karşılamasını bekliyor. Böyle temayülleri olan erkeğe haddinden ziyade anaç ve anlayışlı davranılırsa, bu tür davranışlara daha kolay tevessül ediyorlar.</p>
<p>Hadisenin genç bayan tarafına gelince: “Babalar ve Kızları” yazımızı hatırlarsak, babanın psikolojik yoksunluğu, genç kızlarda normal bir eş yerine, onların yaralı duygularını onaracak bir baba arayışına bilinçaltı olarak yönlendiriyor. Ya da çocukluğunda çeşitli sebeplerle annesine karşı geliştirdiği intikam duygularını kendi annesine yöneltmekten suçluluk duyacağı için başka bir kadına yöneltiyor, kocasını elinden alarak tatmin buluyor. Bu tür ilişkileri yakından inceleyin, bakalım bu söylediklerimiz yanlış mı?</p>
<p>Böyle bir vaka karşısında evdeki kadının ne yapacağı tamamen kendi özel tercih ve şartlarına bağlıdır ama yine de sabretmesini öneririz.</p>
<p>“İkinci”yi düşünmenin dayanılmaz hafifliği</p>
<p>Bu köşede şimdiye kadar daha ziyade hanımları bahis mevzuu ettik. Fakat evlilikte sorunlardan söz ederken, erkeklerin de sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarının tabii ki farkındayız. Cemaatin, elin-günün içinde dillere destan olan nice babayiğitlerin ev halinde öyle kişisel zaafları, tuhaflıkları oluyor ki, Allah korusun, duyulsa kimse inanmaz.</p>
<p>Dindar erkeklerde hanımlar için en çok rahatsız edici taraf şu ki, İslâm dendiğinde bunların bazılarının aklına bir tek şey geliyor: Birden çok hanımla evlilik&#8230; Sanki her şey tamam, eksik olan sadece bu! Kafayı buna takan erkekler, iki noktada kul hakkı meselesini ıskaladıklarının farkında değiller.</p>
<p>Birincisi, karısından kendi kusurlarına sınırsız anlayış beklerken, kadının ufak bir kusurunda kolayca ikinciyi düşünebiliyorlar, böylece karılarına haksızlık ediyorlar. İkincisi ise birden fazla hanımla evlilik durumunda, İslâm kesinlikle ve çok net biçimde erkeğin eşleri arasında adil davranmasını emrediyor. Birine asık surat diğerine güler yüz, birine çiçek diğerine elin tersi yok. Birine ev alıyorsa diğerine de alacak, vs, vs&#8230;</p>
<p>Siz eski ve yeni karısı arasında her konuda adil olabilecek kaç babayiğit tanıyorsunuz? Kul hakkı önemini mi yitirdi yoksa? Biz helal edilmeyen haklara Cenab -ı Hakk&#8217;ın karışmadığını, hesabın mahşere kaldığını hatırlatıp bırakalım.</p>
<p>Kaldı ki bu tür isteklerin arkasında genellikle ucuz hevesler bulunur, burada din sadece bir meşrulaştırma aracıdır. Oysa müslümanın en önemli özelliklerinden biri sabırdır ve birazcık izan sahibi hiç kimse ne kendi hayatını, ne de ehl u ıyalinin hayatını allak bullak etmez, kırk ölçe, bir biçer&#8230;</p>
<p>Zulmün erkekçesi</p>
<p>Hizmet ehli bir kardeşim benimle dertlerini paylaşıyor: Kocam beni evliliğimin ilk yıllarından beri aldatıyor. Otuz yıllık evliyim, dört çocuğum var, oğlum bu adamı artık bırak diyor ama küçük kızım bunalımda, babamdan ayrılırsan intihar ederim diyor. Ben ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim şöyle diyor: Ben Hollanda&#8217;ya gelin gittim, kocam yeni evliyken işyerinden bir Çinli kızı eve misafir getiriyordu. Ben kıskandım ama kayınvalidemler beni kınayınca sustum. İki yavrum oldu, sonunda kocam beni aileme terk edip kaçtı, çocuklarımı da kaçırıp diğer kadınla evlendi. Beni boşamıyor, bana bakmıyor, kanunları bir kılıfına uydurup çocuklarımı bile göstermiyor. Ben kaç kere danıştım ama bana boşanma davası aç demiyorlar, yıllardır beklemekten usandım, ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim diyor ki, menapoz yaşındayım, birçok sağlık sorunum var, kocam yeniden evlenmek için fırsat kollayıp duruyor, ben ne yapayım?</p>
<p>Biz kadın denilen duygusal varlıkları bedbaht etmenin en kestirme yolları bunlar ve öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez. Bu çilelere dayanma gücü veren de yine yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p>Amansız bir hastalığa yakalanan birine çok güzel teselli veririz, ancak kendimiz ufak bir rahatsızlığımızı kötü bir hastalık zannederiz, aklımız başımızdan gider, maneviyat falan kâr etmez. Bir yakını ölene vaaz u nasihatte bulunur, metanet tavsiye ederiz. Lakin ölüm bize dokunduğunda ayakta zor dururuz, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz. Bazen aklımızı yitirip abuk-sabuk konuştuğumuz dahi olur. Söylemesi dile kolay gelir, ama iş başa gelince ne yapılır bilinemez.</p>
<p>Kadın hakları savunucuları, medya şovmenleri ne derse desin, ben kocasının her tür hatalı davranışına rağmen gemiyi terk etmeyen hanım kardeşlerime hâssaten büyük saygı duyar ve can ı yürekten kutlarım. Gerçek gizli kahramanlar sizlersiniz, öpülesi elleriniz var.</p>
<p>Rahata erdim derken</p>
<p>Yıllarca eşinizle birlikte fedakârca çalışıyorsunuz, gençliğinizi birlikte geçirip boyunuzca evlatlar yetiştiriyorsunuz, tam huzura yaklaştığınız bir çağda bakıyorsunuz ki, eşiniz genç bir hanıma takılıyor, sizi gözü görmüyor! Acaba beyefendiler hanımlara bu acıyı yaşatma hakkını nereden alıyorlar? Yoksa onların çaresizliğinden mi yararlanıyorlar?</p>
<p>Ne demişler, eden kendine eder. Herkes kaderini yaşar, ağzımızla kuş tutsak bazı şeylere engel olamayız. Yine de başımıza gelenlerde kendi hissemizi düşünmemiz lazım. Size ısrarla tavsiyem; önce kendinize bir de erkek gözüyle bakın. Diyelim gençsiniz, kocanıza karşı bu gençliğin hakkını ne ölçüde verebiliyorsunuz? Cazibeniz, zerafetiniz , kocanızın gözünü ne ölçüde doldurabiliyor? Diyelim artık genç de değilsiniz, nasıl bir hayat arkadaşı profili çiziyorsunuz? Eğer kaba-saba, empatiden yoksun, sallapati ve bir yaşama kültüründen uzaksanız, kısaca hâlâ hamsanız kimi suçlayabilirsiniz? Şunu bir düşünün: Gençliğin o hiç bitmeyecek sanılan ateşi söndükten sonra geriye neyiniz kalıyor? Kötü bir kocaya sabretmek kadar, bitmez tükenmez hırsları olan, ham ve vasıfsız bir kadınla ömür sürdürmek de zordur.</p>
<p>Bir de tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Erkeklerin fıtratlarındaki farklılığı asla aklınızdan çıkarmayın ve hemcinslerinize sonsuz güvenmeyin! Öksüz bir kızcağıza acıyıp şirketinizde iş verirsiniz, şeytan boş durmaz, zararı size olur. İslâmî kurallardan, o kurallarla örülü hayat tarzından uzaklaştıkça bu tür musibetler bizi bırakmaz. Siz buna dikkat ediyor, eşiniz etmiyorsa, bu da sizin imtihanınızdır, sabreden daima sonunda kazançlı çıkar.</p>
<p>Okuyacağınız şu satırları iyi düşünmelisiniz:</p>
<p>“Evliliğimizin çok fırtınalı dönemleri oldu. Kimi zaman anlaşarak, kimi zaman öfkeyle boşanmaya karar verdik, çocuklarımızı da buna hazırlamaya çalıştık, fakat nedense boşanamadık. Kavga-gürültü arasında 4-5 çocuk büyüttük. İyi bir dönemimizde, bir gün en küçük oğlum babasına ve bana samimiyetle şu soruyu sordu: Biz cennette de böyle bir aile olabilecek miyiz? Eşim ve ben şaşkın ve mahcup bir vaziyette birbirimize bakakaldık. Demek ki tüm fırtınalara rağmen bir çocuk için yuva kavramı bu kadar önemliydi. İyi ki ayrılmamışız!. ”</p>
<p>Sonrasına göre adım atmak</p>
<p>Hanımı vefat etmiş bir beyefendiden sözettiler ; iki yıldır her gün hanımının mezarını ziyaret edip, mesai yapar gibi akşam evine dönüyormu ş. Bu memlekette sadık beyefendiler, iyi eşler, mükemmel aile babaları da var. Haydi itiraf edin ki elimizde olmayan şeyler olduğu kadar, bizim tavrımızla değişen şeyler de var. Süreci kopma ya da ihanet noktasına getirmeden onarmak gerek.</p>
<p>Şöyle şikayetler de var: Kocam gece yarılarına kadar okuma evlerinde oturuyor, kendi çocuklarının ihtiyaçlarını dikkate almadan parasının tümünü, hatta benim paramı da hayır-hasenata dağıtıyor! Eyvah eyvah ! Söz geçiremiyorsanız şöyle dü ş üneceksiniz : Parasını zinada-kumarda harcamıyor ya&#8230; Gece yarılarına kadar meyhanede, orada-burada değil ya, ona da şükür&#8230; Demek ki böyle kocalar da şikayet edilebiliyormu ş!</p>
<p>Genç yaşlarda sorunlar, bo şanmalar çok daha fazla oluyor. Her iki taraf da daha iyi bir hayat ümidiyle, çocukları için de böylesinin daha iyi olacağını zannederek boşanmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>Bir genç hanım vardı, aşık olarak evlenip, sonra doğduğuna pişman olan&#8230; Kocası çalışmadığı gibi, karısını ikide bir babasının evine para istemeye yollayan, karısının çalıştığı parayı elinden alıp kahve harçlığı yapan genç, yiğit, hüsnü yusuf gibi bir adam! Ama karısını çok seviyor. Kadının tek taraflı verdiği mücadele sonunda boşandılar. Adam boşanmamak içinde çok diretti, ortalığı birbirine kattı. Nur topu gibi bir oğulları vardı. Sonunda özgürlügüne kavuşan genç kadın aşktan, sevgiden evlilikten ağzı yanmiş olarak, binbir pişmanlıkla baba ocağına döndü. Ailesi saf insanlardı, kızlarına çok güveniyorlardı. Çocuğuna nafaka temini için işe girdi. Merhametli(!) patronu onu gereğinden fazla kolluyordu, sonra başka bir aile faciasına neden olmak üzere iken müdahale edildi. Halen az zahmetli işlerde çok para kazanarak çalışıyor ve hiç işsiz kalmıyor! Bo şandı da ne iyi oldu değil mi ?!.</p>
<p>Böylesi tembel bir adama sabredip çocuklarının başını bekleyen başka bir kadın tanıyorum ki, her iki cihanda da bahtiyar ola&#8230;</p>
<p>Bu noktada kadının çalışması mevzusuna da kısaca değinmek gerekiyor. İnsanoğlunun ihtiyaçları sınırsızdır. Ayrıca Allah&#8217;ın göndermiş olduğu dört kitabın hiçbirinde çalışıp evi geçindirme yüküne kadın ortak edilmemiştir.</p>
<p>Bugünkü hayatın gerçekleri bu tür hassasiyetleri bize önemsetmiyor ama kadının çalıştığı ailelerde eşler arası çatışma ve boşanmalar daha çok oluyor.</p>
<p>Toparlayacak olursak, evinizde bir problem olduğunda alışılmış çözümlerin dışında farklı tavırlar deneyin. Kazanmak, boşanma davasını kazanmak değil, bir yuvayı ayakta tutabilmektir.</p>
<p>Varsın çocuklarınız bile sizin fedakârlığınızı takdir etmemiş olsun&#8230; Kendinize saygınız için, ahiretiniz için hayırlı olanı tercih edin.</p>
<p>Günümüz dünyası kadına kurulmuş tuzaklarla dolu. Hatta bunların birçoğunu yine hasta ruhlu kadınlar kuruyor, biz erkeklere neden kızıyoruz ki ?..</p>
<p>Temmuz sayımızdaki yazının her cümlesinin arkasındayım: Bir kez daha diyorum ki, sevgi zannettiğimiz gençlik coşkusunun, nefsanî tutkunluğun azaldığı noktadan itibaren enerjinizi manevi tatmine yönlendirin. Gençken, soğuk- moğuk umurumda değil nefesin ısıtsın yeter deriz, yaşlandığımızda ne biçim horluyorsun, nefesin kokuyor diyerek sıcak odayı terkedip , buz gibi odada yatarız. Sabah da romatizma ağrılarımızı kahvaltıya çeşni olarak katarız.</p>
<p>Hayatın her gün zorlaştığı bugünün dünyasında, kale gibi, sığınak gibi güzel aile örnekleri görmeye, göstermeye ihtiyacımız var. Tezcanlılığımıza , sabırsızlığımıza kendimizi ve çocuklarımızı kurban etmeyelim.</p>
<p>Allah cümlemizin yuvasına huzur ihsan eylesin. Bayramlarda gönüller mahzun, evlatların boynu bükük olmasın&#8230;</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">83</span>. Sayı Semerkand Dergisi</small></p>
<p><small><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-212" title="evlilikveerkekler" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/evlilikveerkekler1-150x150.jpg" alt="evlilikveerkekler" width="150" height="150" /><br />
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

