Cumartesi , Eylül 23 2017
Home / GENEL PSİKOLOJİ / Çocuk Psikolojisi / Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Otizmin Bir Türüdür.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Otizmin Bir Türüdür.

AhmetAydinSon 30 yılda otizm 100’e katlandı. ‘Sebebi bilinmiyor, tedavisi de yok’ denilen hastalığın aslında çaresi varmış!

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, son yıllarda dikkat çekici oranda artan otizmin asıl sebebinin iddia edildiği gibi sadece genetik yatkınlık değil, vitamin eksikliği ve toksinler olduğunu söyledi. Prof. Dr. Aydın, “Anne adaylarının dişindeki amalgam dolgular, tarım ilaçları, saç boyası, kalıcı rujlar doğacak bebeğin beyinsel gelişimini olumsuz yönde etkiliyor” dedi.
Bütün hastalıkların temelinde beslenme ve çevresel faktörlerin yattığını anlattığı “Taş Devri Diyeti” kitabı ile geçtiğimiz aylarda tıp dünyasında tartışmalara yol açan Prof. Dr. Ahmet Aydın, bu defa otizmle ilgili iddiaları ile gündemde. Prof. Dr. Ahmet Aydın yeni yayınlanan “Otizme Çözüm Var” adlı kitabında tıp otoritelerinin genetik bir hastalık olduğunu ve tedavisinin bulunmadığını söylediği otizmin doğumdan önce alınacak tedbirlerle önlenebileceğini ve beslenme düzenlemesi yapılarak tedavi edilebileceğini anlatıyor.

Otizm yaklaşık 100 kat arttı
Çocuğun konuşma, düşünme ve çevresiyle iletişime geçme becerilerini etkileyen bir gelişim bozukluğu olan otizmin son 20-30 yılda toplumda yaklaşık 100 kat arttığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Neredeyse 3-4 çocuktan birini etkileyen Dikkat Bozukluğu Hiperaktivite hastalığı da otizmin bir türüdür. Böyle baktığımız zaman çok geniş bir kitleyi etkilemektedir. Ancak yapılan araştırmalar hastalığın ana rahminde bile çocuğa ulaşmayı başaran zehirler olduğunu ortaya koyuyor. Çocuklara büyüyünce hastalanmasın diye vurulan aşılar, kullanılan antibiyotikler, annelerin içtiği renkli gazozlar, kullandıkları saç boyaları, sebze ve meyvelere bulaşan tarım ilaçları, ağır metaller, çocukların beyin fonksiyonlarını etkiliyor. 1940’lardan bu yana 80 bin yeni toksik madde hayatımıza katıldı. Bunlar herkese ama en çok da çocuklara zarar veriyor” dedi.

“Bu çocukta bir tuhaflık var”
Prof. Dr. Aydın otizmin ağır tipleri olduğu gibi hafif tiplerinin de olduğunu ve bazılarının bu yüzden teşhis edilemediğini söyleyerek, “Otistik çocuklar genellikle sağlıklı olarak dünyaya geliyorlar. 8-9 aydan sonra göz temasları azalmaya başlıyor. 1-2 kelime konuşmaya başlamışlarsa geri gidiyorlar ve konuşmaları gecikiyor. Takıntılı davranışları oluyor. Seslendiğiniz zaman duyuyorlar ama bakmıyorlar. Dikkatleri başka noktalarda odaklanıyor. Otizm genellikle erkek çocuklarda oluyor ve toplumda ‘erkek çocuk geç konuşur’ diye yanlış bir inanış var. Özellikle bu çocuklara hiperaktivite, dikkat dağınıklığı var mı? Başka çocuklardan farklı davranıyorlar mı diye dikkat etmek gerek. Aile büyüklerinin ‘bu çocukta bir tuhaflık var’ dedikleri çocukları mutlaka doktora götürmelidirler. Çünkü çocuğun hayattaki başarısını etkilemektedir” diye konuştu.

Bağırsaklara Dikkat
Günümüzde psikoterapi yöntemleri ve sınırlı sayıda ilaçla tedavi altına alınan otistik çocukların, beslenmesinin düzenlenmesi ile tedavi edilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, “Maalesef klasik nörolog ve psikiyatristler görüntüleme yöntemleri ile hastalığı teşhis etmekle yetiniyorlar. Beslenmeleri ile hiç ilgilenmiyorlar. Oysa bu çocukların hepsinde mide ve bağırsak problemleri vardır. Uzun süren bağırsak problemleri buradaki zararlı mikropların çoğalmasına neden olur. Bu da bağışıklık sistemini ve beyni etkiler. Vitamin ve mineraller bağırsaktan emilemedikleri için bağışıklıkları düşer kanser dahil birçok hastalığa açık hale gelirler. Bağırsaklardaki zararlı mikroplar nedeniyle sinir iletimi bozulduğu için bu çocukların çevreleriyle kurdukları iletişim kesintiye uğrar. Konuşamazlar, çevreyle ilgilenmezler. Sadece otizm değil nedeyse bütün psikiyatrik hastalıklar, mide ve bağırsak sisteminin bozulması sonucu ortaya çıkıyor” dedi.

Sezaryen Doğum Risk
Mide ve bağırsak sistemini bozan en önemli faktörlerden birinin sezaryen doğumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın, “Bebek normal doğum sırasında anneden yararlı mikropları alarak dünyaya gelir. Sezaryende ise hastane mikropları ile karşılaşır. Sezaryenle doğan bebeklerin neredeyse tamamında bağırsak problemleri bulunmaktadır” diye konuştu.

Süt ve ekmek bağımlılığına dikkat
Otistik çocukların dörtte üçünde süte veya buğdaydan yapılan gıdalara tutkunluk olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın, “Bu çocuklar bağırsaklardaki problemler nedeniyle süt proteini ve ekmek proteini yeterince sindiremiyorlar ve direkt kana geçiyor. Bu da morfin tarzında etki yapıyor. Çocuğun ağrı hissi azalıyor mesela düştüğünde bir yeri acısa bile pek aldırmıyor. Morfin etkisi algı düzeylerini de düşürüyor. Tedavide süt ve süt ürünlerini, glütenli ekmekleri kestiğimizde bu etki ortadan kayboluyor. Algıları daha iyi oluyor” dedi.

Korunma hamilelikten başlamalı
Otizmin oluşmasını engellemek için annenin hamile kalmadan korunmaya başlaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Aydın, anne adayının dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:
HABERİN DEVAMI VE HABER KAYNAĞI İÇİN TIKLAYINIZ.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir