<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolojik Danışman</title>
	<atom:link href="http://www.psikolojikdanisman.org/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.psikolojikdanisman.org</link>
	<description>Karanlıktan Aydınlığa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Dec 2009 22:40:56 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ertelemenin Dayanılmaz Hafifliği</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ertelemenin-dayanilmaz-hafifligi.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ertelemenin-dayanilmaz-hafifligi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 22:40:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikolojik Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[elektron]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kâinat]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik sorun erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[yarın yaparım]]></category>
		<category><![CDATA[yarın yaparım psikolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ertelemenin-dayanilmaz-hafifligi.htm</guid>
		<description><![CDATA[Güneş çavdı. Gün başladı. Aslında güneş doğdu diye bir terimin çok da doğru bir terim olmadığını düşünüyorum. Çünkü güneşin doğması demek sanki güneşin uzaktan bir yerden gelmesi ve dünyaya ışık saçıp tekrar gitmesi gibi bir anlama geliyor. Oysa tam tersi olmuyor mu? Yani dünya doğmuyor mu? Kendi etrafında dönerken uygun açıyla güneş ışığını görüp ışığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş çavdı. Gün başladı. Aslında güneş doğdu diye bir terimin çok da doğru bir terim olmadığını düşünüyorum. Çünkü güneşin doğması demek sanki güneşin uzaktan bir yerden gelmesi ve dünyaya ışık saçıp tekrar gitmesi gibi bir anlama geliyor. Oysa tam tersi olmuyor mu? Yani dünya doğmuyor mu? Kendi etrafında dönerken uygun açıyla güneş ışığını görüp ışığın  aydınlatmasına müsade etmiyor mu? O halde önce kendimizi şu psikolojiden bir kurtaralım. Dünya durduğu gibi durmuyor ve güneş uzaktan gelen bir misafir gibi her sabah gelip gün boyunca  kalıp akşam da gitmiyor. Biz güneşe gidiyoruz. Ve biz güneşten uzaklaşıyoruz. Hareket eden biziz. Tıpkı maddenin en küçük birimi olan atomun çekirdeği etrafında dönen elektronlar gibi. Ki bu elektronların saniyede (maddeye göre değişmekle birlikte) bin kilometreden onbeş bin kilometre hıza kadar dönüş hızına ulaştıkları bilinmektedir. Kâinatta hareket etmeyen canlı ve cansız hiç bir varlık göremezsiniz. (Bilim gözüyle bakarsanız)</p>
<p>Her gün aynı. Günler birbirinin aynısı. On yıl önce bugün de tıpkı bugün gibi güneşe uygun açıyla yaklaştık ve ışığı gün boyunca aldık ve akşam güneşten yüz çevirip ışığından uzaklaştık. Bu şekilde düşünürsek; yağmur, kar, rüzgâr, bulutlanma gibi durumları hesaba katmazsak günlerin birbirinin aynısı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>
<p>Günler birbirinin aynısı olmalı  ama aynası olmamalı.</p>
<p>Taşımanız gereken bir yük olduğu düşünün. Bir gün içinde o yükün taşınması gerek. Eğer ertesi güne o yükü bırakırsanız üzerine aynı ağırlıkta bir yük daha binecek. Örneğin beş kiloluk bir zeytinyağı tenekesi. Ve siz bu tenekeyi beş metre uzaklıkta evet sadece beş metre uzaklıkta bir mesafeye taşıyacaksınız. Kolay değil mi? Fakat o yükü yirmidört saat içinde taşımazsanız; yarın taşıyayım derseniz yükünüz on kiloya çıkarılacak. Ve her geçen gün beş kiloluk bir yük daha eklenecek. Salim akla sahip bir insanın yapacağı nedir? Tabi ki beş kilo yükü o gün taşıyarak ertesi gün kendini daha da zorlamadan üzerine düşeni yapmaktır. Düşünsenize kırk gün o yüke hiç dokunmadığını. Taşıyabilirse taşısın bakalım iki yüz kiloluk ağırlığı beş metre mesafeye.</p>
<p>İnsanız. Yapacak bir işimiz varsa uykumuz gelir. İşimiz bittiği zaman uykumuz gider. Hani Nasreddin hoca ya sormuşlar ya ne arıyorsun gecenin bir vakti sokakta? Uykum kaçtı da onu arıyorum demiş hoca. İşimiz olduğu zaman en yakın dostumuz olan uyku. İşimizi bitirdiğimizi görünce bizden kaçmakta, uzaklaşmakta adeta &#8221; Ben seni işin olduğu için sevdim insanoğlu&#8221; demektedir.</p>
<p>Unutmayalım, her gün kendine özeldir.  Her günün hakkını veriyor muyuz? Her gün bizden memnun ayrılıyor mu? Biz her günden memnun ayrılıyor muyuz?  Dün yarın yaparım dediğimiz işlerin kaç tanesini kaç defa bugün yapmayı başarabildik ki bugün de yarına erteleyerek bir hengamenin içine kendimizi sürüklüyoruz.</p>
<p>Yapacak bir işi olan insan için dünya bir gündür ve o bir gün&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Vesselam..</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-223" title="erteleme" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/erteleme.jpg" alt="erteleme" width="600" height="450" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ertelemenin-dayanilmaz-hafifligi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YÖK Danıştay&#8217;a Katsayı VAR Dedi. (Videolu)</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/yok-danistaya-katsayi-var-dedi-videolu.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/yok-danistaya-katsayi-var-dedi-videolu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 19:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[17 aralık]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlıklı orta öğretim başarı puanı]]></category>
		<category><![CDATA[alan dışı]]></category>
		<category><![CDATA[AOBP]]></category>
		<category><![CDATA[öss]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay kararı]]></category>
		<category><![CDATA[katsayı]]></category>
		<category><![CDATA[katsayı kararı]]></category>
		<category><![CDATA[kendi alanında]]></category>
		<category><![CDATA[lisans yerleştirme sınavı]]></category>
		<category><![CDATA[LYS]]></category>
		<category><![CDATA[meslek lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[meslek yüksek okulu]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki teknik eğitim bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[OBP]]></category>
		<category><![CDATA[ortaöğretim başarı puanı]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[sınavsız geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek öğretime geçiş sınavı]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek okul]]></category>
		<category><![CDATA[yeni öss]]></category>
		<category><![CDATA[yeni katsayı kararı]]></category>
		<category><![CDATA[YGS]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/yok-danistaya-katsayi-var-dedi-videolu.htm</guid>
		<description><![CDATA[17 Aralık 2009 tarihinde YÖK yeni bir katsayı kararı alarak Danıştay&#8217;ın iptal ettiği 3. 4. ve 5. maddeleri kaldırmıştır. Karar şöyle. Kendi alanında bir yükseköğretim programı tercih edecek adaylar için. AOBP,  yani ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı, yani öğrencilerin ortaöğretim boyunca derslerinden aldıkları yazılı puanlarının yıl sonu ortalamasının 100-500 arası bir değere çevrilmiş halinin (en az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 7px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">17 Aralık 2009 tarihinde YÖK yeni bir katsayı kararı alarak Danıştay&#8217;ın iptal ettiği 3. 4. ve 5. maddeleri kaldırmıştır. Karar şöyle. Kendi alanında bir yükseköğretim programı tercih edecek adaylar için. AOBP,  yani ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı, yani öğrencilerin ortaöğretim boyunca derslerinden aldıkları yazılı puanlarının yıl sonu ortalamasının 100-500 arası bir değere çevrilmiş halinin (en az 100 en fazla 500 olacak şekilde) 0,15 ile çarpılmasına; kendi alanı dışında bir bölüm tercihi yapılan adaylar için ise 0,13 ile çarpılmasına karar verildi.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 7px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Şayet öğrenci Türkiye genelinde ilk bin arasına girerse alan dışı bir tercih yapsa bile oranı düşmeden yani yine 0,15 ile çarpılmasına karar verildi.  Öğretmen liseleri ve meslek liseleri alanlarının devamı niteliğinde bir tercih yaparlarsa AOBP leri 0,15 ile ve ayrıca 0.05 ile çarpılacak. (bu 0,05 önce 0.06 idi yeni değişiklikle böyle oldu).</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 7px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Sınavsız geçiş kalkmadı. Sınavsız geçiş aynen uygulanmaya devam edecek. Yani meslek liseleri alanlarının devamı niteliğinde olan meslek yüksek okulları&#8217;na sınava girmeden fakat ortaöğretim başarı puanlarına, meslek yüksek okulunun kendi mesleki teknik eğitim bölgesinde olup olmamasına, mezuniyet yıllarına vb bakarak yerleştirilmeye devam edilecek.</div>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 7px; width: 1px; height: 1px; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden;">Açıköğretim fakültelerine ve sınavsız geçişle gidilen meslek yüksek okullarına yerleşebilmek için öğrencilerin Öğrencilerin YGS (yani birinci sınav olan yüksek öğretime geçiş sınavından) en az 140 puan almaları gerektiği kararı alındı. Şayet öğrenci LYS (yani lisans yerleştirme sınavına) girmek istiyorsa YGS den en az 180 puan almak zorunda. Öğrenci YGS ile girilen lisans programlarını tercih edebilmek için de yine YGS den en az 180 puan almak zorunda.</div>
<p>17 Aralık 2009 tarihinde YÖK yeni bir katsayı kararı alarak Danıştay&#8217;ın iptal ettiği 3. 4. ve 5. maddeleri kaldırmıştır. Karar şöyle. Kendi alanında bir yükseköğretim programı tercih edecek adaylar için. AOBP,  yani ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı, yani öğrencilerin ortaöğretim boyunca derslerinden aldıkları yazılı puanlarının yıl sonu ortalamasının 100-500 arası bir değere çevrilmiş halinin (en az 100 en fazla 500 olacak şekilde) 0,15 ile çarpılmasına; kendi alanı dışında bir bölüm tercihi yapılan adaylar için ise 0,13 ile çarpılmasına karar verildi.</p>
<p>Şayet öğrenci Türkiye genelinde ilk bin arasına girerse alan dışı bir tercih yapsa bile oranı düşmeden yani yine 0,15 ile çarpılmasına karar verildi.  Öğretmen liseleri ve meslek liseleri alanlarının devamı niteliğinde bir tercih yaparlarsa AOBP leri 0,15 ile ve ayrıca 0.05 ile çarpılacak. (bu 0,05 önce 0.06 idi yeni değişiklikle böyle oldu).</p>
<p>Sınavsız geçiş kalkmadı. Sınavsız geçiş aynen uygulanmaya devam edecek. Yani meslek liseleri alanlarının devamı niteliğinde olan meslek yüksek okulları&#8217;na sınava girmeden fakat ortaöğretim başarı puanlarına, meslek yüksek okulunun kendi mesleki teknik eğitim bölgesinde olup olmamasına, mezuniyet yıllarına vb bakarak yerleştirilmeye devam edilecek.</p>
<p>Açıköğretim fakültelerine ve sınavsız geçişle gidilen meslek yüksek okullarına yerleşebilmek için öğrencilerin Öğrencilerin YGS (yani birinci sınav olan yüksek öğretime geçiş sınavından) en az 140 puan almaları gerektiği kararı alındı. Şayet öğrenci LYS (yani lisans yerleştirme sınavına) girmek istiyorsa YGS den en az 180 puan almak zorunda. Öğrenci YGS ile girilen lisans programlarını tercih edebilmek için de yine YGS den en az 180 puan almak zorunda.</p>
<p><iframe width="450" height="355" src="http://videogaleri.samanyoluhaber.com/Video.aspx?VideoId=7304" hspace="0" vspace="0" scrolling="no" frameborder="0"></iframe></p>
<p><span style="font-family: monospace;"><span style="line-height: normal; white-space: pre-wrap;"><br />
</span></span></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-222" title="016" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/016.jpg" alt="016" width="450" height="600" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/yok-danistaya-katsayi-var-dedi-videolu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayakkabım Yok. Ayağım var.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 19:51:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm</guid>
		<description><![CDATA[Ayakkabım olmadığı için üzülüyordum;  ta ki ayakları olmayan birisini görene kadar.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakkabım olmadığı için üzülüyordum;  ta ki ayakları olmayan birisini görene kadar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ayakkabim-yok-ayagim-var.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık Halleri</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır.
Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong>Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır.</strong></span></p>
<p>Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda üç ayaklı olan canlı nedir?” Bu kolay bilmecenin cevabı “insan”dır. Emekleyen bebek dört ayaklı, genç insan iki ayaklı ve elinde bastonu ile ayakta durabilen yaşlı insan ise üç ayaklı tanımlanır.</p>
<p>Bilmecenin şakası bir tarafa, gerçekten de yaşlı insanın bedenen ve ruhen ayakta durabilmesi için maddi ve manevi desteğe ihtiyacı vardır. Maddi destek bir derece kolay. Asıl olan, yaşlılara son demlerinde manevi desteklerimizle yardımcı olabilmek. Peki ama nasıl?</p>
<p>Allah ömür verirse bir gün bizim de kapımızı çalacak olan yaşlılık dönemi hakkında bilinçli olursak, manevi sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirebiliriz.</p>
<p><strong>Ömrün hazan mevsimi</strong></p>
<p>Doğumla birlikte insanoğluna bahşedilen sıhhat, algılama gücü, tepki verme, davranış kapasitesi, hafıza gibi beşeri vasıflar yaşlandıkça veda etmeye başlar. Bünye en sıhhi gıdalardan eskisi gibi yararlanamaz. Hastalıklar gelir, kalıcı olur. Duygulanma bozuklukları ortaya çıkar, direnç azalır. Kırklı yaşlardan sonra karşılaşılan olaylara daha duygusal değerlemeler yapılır ve depresif eğilimler baş gösterir. Yaş ilerledikçe vücut azaları işlevlerini güçlükle yapar hale gelir.</p>
<p>Beyin de şüphesiz bu yıpranmadan payını almaktadır; sağlıklı düşünemez, uygun tepkiler gösteremez, kendi organlarına hükmünü geçiremez. Altmışlı yaşlara gelindiğinde ‘ne yesem yavan geliyor, ağzımın hiç tadı yok’ durumu hasıl olmuştur. Bu yakınma doğrudur, çünkü artık dilin tat alma işlevi bu yaşlarda yarı yarıya azalmaktadır. Eller titremeye, gözler az görmeye başlar. Neredeyse tüm yaşlıların dualarında elden-ayaktan düşmeden, çoluğa-çocuğa yük olmadan ruhunu teslim edebilme temennisi yer alır. İlâhi hükme boyun eğilir.</p>
<p><strong>Geçmiş zamanların yansıması</strong></p>
<p>Eski kuşakların yeni nesillerden çok daha sağlıklı olduğunu müşahede ederek yaşadığımız çağa sitemkâr oluruz. Etrafımızda ender de olsa rastladığımız asırlık delikanlıların ya da Osmanlı hatunlarının hallerine gıpta ederek uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarına dair ipuçları almaya yelteniriz.</p>
<p>Elbette yaşlılık herkesi aynı yönlerden ve eşit oranda yıpratmıyor. Bazısının gözü önünü göremez olduğu halde, hafıza kayıtları “bilgisayar gibi” yerinde duruyor. Bazısının keskin kulakları fısıltıları bile işitiyor, ancak sorsanız evladını tanıyamaz, az önce ne yediğini hatırlayamaz.</p>
<p>Şayet bireyin bebeklik, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik çağlarına ilişkin gelişim görevleri eksik kalmış, olgunlaşmasını tamamlayamamış ve psiko-sosyal işlevlerini yerine getirememişse, yaşlılık dönemi daha zedeleyici geçecek demektir. Bu elverişsiz altyapı, zamanında ve yeterince karşılanmamış maddi ve manevi ihtiyaçların oluşturduğu baskı ve gerilim, yaşlılık çağında bir takım düşünce ve muhakeme bozukluklarına, anormal davranışlara neden teşkil edecektir.</p>
<p>İyi bir aile ortamı, tatminkâr bir evlilik süreci gibi sosyal koşullar bireyin yaşlanma sürecindeki olumsuzlukları en aza indirecektir.</p>
<p>Bu arada beslenme tarzı, yaşam çevresi ve kalıtsal faktörleri de şüphesiz göz ardı etmemek gerekir. Çünkü vücut kimyası ile insan davranışı ve psikolojisi arasındaki organik bağ, kayda değer bir sağlık etmeni olarak kabul görmektedir. Nitekim bazı Batı toplumlarında sıkça görülen Alzaimer, Parkinson gibi organik kökenli nevrotik hastalıkların nedenleri bu tür faktörlere dayandırılmakta, özellikle alkol kullanımı ile ilişkisine dikkat çekilmektedir.</p>
<p><strong>Yalnızlık korkusu, ilgi arayışları</strong></p>
<p>Yaşlılık belirtilerinin psiko-patolojik yani ruhsal açıdan normal kabul edilemeyen görünümlerine bakıldığında, ilk sıralarda hezeyanların ve yarına ait bilinmezliğin, yalnızlık korkularının yer aldığı görülür. Eşlerden birinin ölümü de, her ne kadar hayatta iken “geber de kurtulayım” noktasında bile olsa, bir yaşlının psikolojisini çökerten, depresyona iten temel sebeplerin başında gelir. Ağlama nöbetleri, ölmeyi bekleme, ani felçler, giden eşin ardından geriye kalanlardır.</p>
<p>Kadın yaşlılarda sıkça görülebilen ruhanî varlıklar tarafından korkutulma hezeyanlarının geri planında yalnızlık korkularının varlığı kolayca algılanabilir. Sonrasında sık sık yapay olarak hastalanıp, etrafın dikkatini üzerinde toplamaya çabalar ve her an kötü bir şey olabilir paniği ile yalnız bırakılmaması mesajını verir. Bazıları da kendi dünyalarına kapanmayı tercih ederler, kendileriyle yakınlık kurulmasına müsaade etmezler. Bir kısmı da yaşlı bakım evlerinde huzur arayışlarıyla vadelerini tamam ederler.</p>
<p>Cimrilik ve mal biriktirme, her iki cinste de görülebilen tipik davranışlardır. Bu rahatsızlığa düçar olanlar, en yakınlarının bile kendilerine menfaat için ilgi gösterdiklerine hükmederler. Kendilerine yapılan parayla alakalı şakaları ciddiye alıp tepki gösterirler. Onları bir çocuk gibi hoş görmek de bize düşer.</p>
<p>Çöp toplama ve bununla bağlantılı olarak ihtiyacı olmadığı halde dilenme de yaşlılıkta ortaya çıkabilen arızî davranışlardandır. Böyle hastalar, ömürlerinin bedenen sağlıklı olduğu son dönemlerini çöplüklerde yoğun mesai yaparak geçirirler. Çok çeşitli atık eşyalara ilgi duyanlar olduğu gibi, belirli bir tür tercihi olanlar da vardır. Topladıkları eşyaları satıp para kazanmak veya kullanarak değerlendirmek gibi bir niyetleri yoktur, zaten ihtiyaçları da yoktur. Sadece bir koleksiyoncu gibi topladıklarını biriktirirler. Yoksunluk güdülerini ve mahrumiyet hislerini gidermeye çabalarlar.</p>
<p>Bazı psikologlar bu tür toplama ve dilenme davranışlarının kaynağını erken çocukluk yıllarında yeterince karşılanmayan sevgi ihtiyacına indirgemektedirler. Yaşlılık, bireyin ikinci kez sevgisiz ve ilgisiz kaldığı bir çağ olursa, böylesi anormal davranışların ortaya çıkışı için uygun bir zemin oluşur. Birey tekrar çocukluğundaki mutsuzluğuna gömülür. Kaygıları artar, bunu telafi için de sevgi ve ilgi dilenciliğine çıkar. Gerçekte onun bakanı da vardır, parası da ama yine de avuç açıp dilenirler. Televizyonda topladıkları paraları harcamayıp biriktiren, miadı dolmuş banknot zengini tipleri görmüşsünüzdür. İşte onlar bu grup içinde değerlendirilir.</p>
<p><strong>Yapacak ne kaldı?</strong></p>
<p>Yaşam çevresine bağlı olarak varlığını hissettiren işi bitmişlik ve çöküntü psikolojisi üzerinde de dikkatle durmak gerekir. Pek çok kişi işine ve işyerine bir takım psikolojik vasıflar atfederek duygusal bağlar geliştirirler. İşyeri arkadaşlarının da bizim geleneksel kültürümüzde apayrı bir yeri vardır. İşte kentli insan için emeklilik bunların tümünü bir anda kaybetmek anlamına gelir.</p>
<p>Benliğini işe yaramazlık duygusu saran kişiler, çoğunlukla yaşlılığa geçişten kaynaklandığı zan-nedilen bir çöküntüye uğrarlar. Oysa aynı duygunun benzerini genç insanlar da işlerinden ayrıldıklarında hissedebilirler. Ancak onların gelecek için umutları, projeleri, beklentileri vardır.</p>
<p>Emeklilik dönemi, birkaç yıl farklılık olmakla birlikte hem kadın hem erkek için ‘yaş dönümü’ne rastlar. Cinsiyete ilişkin bir takım hormonal değişimlerin, performans kayıplarının ve bedensel yakınmaların yoğun olarak hissedildiği bu dönemler (ki, kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz çağı olarak adlandırılır) emeklilik psikolojisiyle birleştiğinde en hafif haliyle depresyona neden olur. Eşlerin birbirine destek olması şöyle dursun, herkes kendi derdinde olduğu için karşı taraftan anlayış bekler. Umduğunu bulamayınca sorunlar daha da artar.</p>
<p>Kırsal kesim insanları ve kısmen de olsa serbest meslek sahipleri neredeyse ömürlerinin sonuna dek işi bitmişlik duygusunu erteleyebilirler. Hatta işlerinin başında can verirler. Onları hayata bağlayan meşguliyetleri vardır. Yaşlı bir köylü bilir ki, ineği ya da tavukları onun eline bakmaktadır. Bir esnaf bir gün kepenk açamasa ahali onu merak eder, arayıp sorar.</p>
<p>Oysa emekli olmuş bir şehirlinin yaşam alternatifi çoğunlukla güzel havalarda parklarda ‘serseri mayın’ gibi dolaşmak, elverişsiz havalarda ise kahvehanelerde, uzun taş oynama seanslarının müdavimi olmaktır. İşi alkole vuranlar ise iradelerini felç ederek kendini unutmaya çalışanlardır. Keyif aldıklarını zannederler, ancak aslında intihar etmeyi ister bir psikolojileri vardır.</p>
<p><strong>İyi ki geleneklerimiz hâlâ yaşıyor</strong></p>
<p>Bazı sağlık sorunlarına rağmen, yukarıda sözü edilen düşünce ve davranış bozukluklarına yakalanmadan ömürlerinin sonuna kadar insanlık için ulvî hizmetlerle baş tacı olan nice er kişiler var ki, siz onları da yakınen tanımaktasınız.</p>
<p>Vakti zamanında bir Anadolu kasabasında ailecek muhterem bir zatın hasta ziyaretinde bulunmuştuk. Yine oraya hasta ziyaretine gelmiş olan bir alim kişi oradakilere şöyle bir vaazda bulunmuştu:</p>
<p>“İnsanoğlu nasıl şu dünyada misafir ise, ona bahşedilen maddi ve cismani nimetler de misafirdir. İşte sağlık da bunlardan biridir. Cenab-ı Hak bu sebeple kulunu yetmişinden sonra çocuk hükmüne koyar. Yani onun zahmetler içinde yapmış olduğu ibadetlerine büyük sevaplar yazar. Yapamadıklarını, kusurlarını ise kaale almamasını yazıcı meleklerine tenbihler. Sekseninden sonra ise kulunu ‘sabi’ hükmüne koyar.” Ne ferah sözler!</p>
<p>Sevinilecek bir husus şudur ki, hâlâ geleneksel kültürümüzün bir tezahürü olarak yaşlılarımıza sahip çıkıyoruz. Yıllar önce bir komşum vardı. Evin babaanne ve dedesi, oğlu, gelini ve dört torunu ile birlikte oturuyorlardı. Apartmanda yaşlıların bakımının zor olduğu gerekçesiyle iki katlı, bodrumlu, müstakil bir eve kiracı olarak gelmişlerdi. Önce mahalle halkı olarak onları çok kınadık. Çünkü yaşlı dede ve nineyi küçük dar pencereleri olan, yere gömülü bir bodrum odasına yerleştirmişlerdi. Dede asasına dayana dayana beş vakit namaza yakındaki camiye gidip geliyor, biraz dışarılarda güneşlenip kalan zamanını ninenin yanına inerek geçiriyordu. Sonradan anlaşıldı ki, ninecik beyin yıpranmasına bağlı ağır bir ruhî hastalığa yakalanmıştı. Ne yediğini ne dediğini biliyor, eli bağlanmasa necasetleri duvara sürüyordu. Kocasının kim olduğunu çoktan unutmuş olmasına rağmen, dedecik büyük bir vefakârlıkla günün çoğunu onun yanında geçiriyor, zaman zaman da eşinin haline gözyaşı döküyordu. Hasta ninenin günlük bakımını bir kişi tek başına yapamıyordu. Evin beyi akşam evine geldiğinde hanımı ile beraber annesinin yanına iniyor, temizliğini birlikte yapıyor, yemeğini yediriyor ve sonra kendi çocukları ile ilgilenip yemeğini yiyor ve istirahatini ediyordu.</p>
<p>Günün birinde evden dedenin ağlama sesleri sokağa yayıldı. Hasta nine ölmüştü. Onlar o denli farklıydılar ki, onlara baş sağlığı dilerken nine için ‘Allah kurtardı’ diyenlere gönül koyuyorlardı. Onca zahmet ve eziyetine rağmen ninenin ölümü onları bir hayli üzmüştü. Artık eşsiz kalan dede eve girmek istemiyor, dalgın dalgın dolaşıyordu. Nitekim kısa bir süre sonra o da hayata veda etti.</p>
<p>Velhasıl, bir mahalle halkına nasıl eş, nasıl evlat, nasıl gelin olunacağını da hatırlatmış oldular.</p>
<p>Yaşlılık konusunda yazı yazan ve okuyan bizler ve sizler, elbette yaşlanacağız. Hazan mevsimine ulaşacağız. Bu yıları umutsuzluk kâbusuna dönüştürmeden hazırlığımızı şimdiden yapmalıyız. Unutmayalım, önceden ne ektiysek hasat mevsiminde onu biçeceğiz.</p>
<p>Birbirimiz için dua edelim ve yaşlılığın umulmadık afetlerinden Rabbimiz’e sığınalım. Etrafımızdaki yaşlılara karşı tavır-hareketlerimizde merhametli ve şefkatli olalım. Unutmayalım, merhamet etmeyene merhamet olunmaz.</p>
<p>Semerkand Dergisi</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">86</span>. Sayı</small></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-219" title="yaslilik" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/yaslilik1.jpg" alt="yaslilik" width="640" height="480" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevginin Bittiği Yerde</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:25:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm</guid>
		<description><![CDATA[Ne hayallerle evleniyor insan. İdeal bir baba, mükemmel bir kadın olacağını, üstün vasıfları sayesinde baş tacı edileceğini umarak, çoğunlukla da severek-anlaşarak yuvalar kuruluyor. Kısa sürede nikah masasına oturanlar olduğu gibi, yıllarca karşı arkadaşlık(!) ederek birbirini tanıdıktan sonra da evleniliyor. Niyetler güzel, başlangıçlar güzel. Peki ya sonra?&#8230;
Mutluluk coşkusu nasıl oluyor da bir huzursuzluk kâbusuna dönüşüyor? Akıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne hayallerle evleniyor insan. İdeal bir baba, mükemmel bir kadın olacağını, üstün vasıfları sayesinde baş tacı edileceğini umarak, çoğunlukla da severek-anlaşarak yuvalar kuruluyor. Kısa sürede nikah masasına oturanlar olduğu gibi, yıllarca karşı arkadaşlık(!) ederek birbirini tanıdıktan sonra da evleniliyor. Niyetler güzel, başlangıçlar güzel. Peki ya sonra?&#8230;</p>
<p>Mutluluk coşkusu nasıl oluyor da bir huzursuzluk kâbusuna dönüşüyor? Akıl almaz yıpratma senaryoları icad olunuyor, nasıl “aile” olarak adlandırılan ulvi kavram psikolojik bir savaş ortamında katlediliyor?</p>
<p>Eşler birbirine öyle nâhoş muamelede bulunabiliyor ki, yıllarca güzel geçinmiş iki insan günün birinde eşine “seni hiç tanıyamamışım” diyebiliyor. Evlilik sürecinde gerçekten de değişime uğruyoruz, yani mecburen değişmek zorunda bırakılıyoruz !.. Neden?</p>
<p>Bırakın başkalarını, Allah rızası diyerek, Peygamberimiz&#8217;in Sünneti diyerek, ibadet niyetiyle kurulan yuvalardan dahi kara dumanlar tütüyor. Umduğunu bulamayanlar, hayal kırıklığına uğrayanlar, sonradan aklı başına gelenler, gözü açılanlar, rahatı sindiremeyenler&#8230;</p>
<p>Çocuklar ne olacak?</p>
<p>İster kavga-gürültü devam etsin, ister boşanmayla sonuçlansın, nihayetinde olan çocuklara oluyor. Bir denge kuralı vardır, çocuk düşünür:</p>
<p>Ben annemi seviyorum. (+) Ben babamı seviyorum. (+) Devamında, anne ile babanın arasındaki bağın yada ilişkinin de (+) pozitif yani olumlu olması gerekir. Sözü edilen ilişkinin yönü olumsuz ise bir tutarsızlık vardır.</p>
<p>Anne ile çocuk veya baba ile çocuk arasındaki sorunlar çözülebilir. Ancak, bazı anne-babalar bir çocuk kadar da olsa makul düşünemedikleri için sorunlar çığ gibi çoğalır, gider&#8230; Halbuki çocuklar ne kadar çok seviliyordur! Evde herşey yolunda giderken çocuklar baş tacı, ayrılık söz konusu olunca birer ayak bağıdır.</p>
<p>Ayrılık durumunda çocuklar iki şekilde kullanılmaya mahkûmdurlar: Çocuğu hangi taraf aldı ise, en kısa zamanda karşı tarafa nefret duymasını temin etmek. İkincisi, yüreği cız etse de çocukları karşı tarafa terkedip , kendi yoksunluğunu hissettirerek kendi kıymetini bildirmeye çalışmak&#8230; Bu iki tavrın dengeli ve sağlıklı bir orta noktasını uygulayabilmek ne yazık ki pek mümkün olmuyor.</p>
<p>Hangisi yetişkin?</p>
<p>Anneler bazen çocuklarına ilişkin sorunları dile getirerek çözüm önerisi bekliyorlar. Okula ilgisizlik, söz dinlememe, başarısızlık, şımarıklık, içe kapanıklık, istenmeyen davranışlar ve benzeri&#8230; Sohbet biraz derinlere indiğinde ise, maalesef şu kanaat hasıl oluyor: “Çocuklar gerçekten dayanıklılar. Hatta bazen öyle olgun bir tavır takınabiliyorlar ki, adeta bir psikolog gibi anne ya da babalarını dinleyip, anlayış gösterip, onları yönlendirip yuvanın dağılmasını önlemeye çabalıyorlar.”</p>
<p>Aslında durum çok basittir. Beş yaşında bir çocuk ne annesinden ayrılmak ister ne de babasından. Kime sözünü dinletebilecekse ona boyun eğer. “Anneciğim beni seviyorsan ne olur babamdan ayrılma” diye yalvarır.</p>
<p>Ergen olmuş bir evlat, her ikisini de karşısına alıp “siz ayrılacaksanız ikinizin de yüzüne bakmam veya beni yok bilin” diye haykırabilir. Kendini bilen insanlar için evlatlarından bu tür sözler duymak ne utanç vericidir.</p>
<p>Ve şüphesiz, ve mutlaka karşı taraf suçlu, kendisi masumdur. Farkına varmadan bir karar verirler: “Boşanmalıyım. Anam-babam bana sahip çıkar, çocuklarıma onun yokluğunu da hissettirmem.” Erkek ise kısa zaamanda ideal eş ve evlilik hayalleri, kadın da bir iş bulup kendi ayakları üzerinde durma, yani bağımsızlığını kazanma fantezileri kurar durur. Süreç artık başlamıştır. Adeta bir bilim adamı gibi ev içinde cereyan eden tüm süreçler, bu tür yargıların desteklenmesi için delil olarak hafızalara kazınır.</p>
<p>Ayrılık gerçekleşip murad hasıl olduğunda(!) ise, ortaya çıkan tablonun insanı mutsuz etmenin çok ötesinde, ciddi ruhi bunalım ve hastalıklar için çok elverişli bir zemin olduğu ve ikinci evliliklere rağmen birinciye ait sorunların kişileri mutsuz etmeye yetip arttığı da tecrübe edilmiş olur. İyi ki “kader” tesellisi var. Yoksa insanın başını taştan taşa vurası gelir.</p>
<p>Paylaşa paylaşa artan dertler</p>
<p>Tek taraflı da olsa, aile sorunlarına ilişkin görüşmelerde, mesleki manada psikolojik danışma yapılırken şu olgu çok dikkatimi çeker:</p>
<p>Daha ziyade hanımlar, “dertler paylaşa paylaşa azalır” zihniyetiyle, pek çok arkadaşıyla bu özel mevzularını konuşurlar. Kendi aile efradı da dahil olmak üzere, bazı kişilere dayanırlar, “doğru” yaptığına dair kuvvetli destek alırlar. Hatta “o öyle yapıyorsa sen de böyle yap” diye misilleme tavsiyeleri alınır. Yemek tarifi gibi kocaya karşı koyma yöntemleri öğrenilir. Karşı taraf birlikte yargılanır, kesin suçluluğu tescil edilir, onaylanır. Bu arkadaş/sırdaş danışmanlara göre onun hataları incir çekirdeği kadar önemsizdir. Karşıdakinin ise dağlar gibi&#8230;</p>
<p>Bu arkadaş-sırdaş-danışman konusu bizde gerçekten sosyal bir yaraya dönüşmeye başlamıştır. Bir anda onlarca tavsiye sıralayıveren bu insanların çok ama çok büyük çoğunluğu eskilerin bilgelik ve ferasetinden yoksun oldukları için kaş yaparken göz çıkarırlar. Dahası, karşısındakinin acısını, dertlerini kendi yarası için pansuman olarak kullanarak rahatlarlar. Yüzleri buruk olsa da içten içe haz duyarlar yani. Kendi yapmak isteyip yapamadıklarını tavsiye ederler. Bu yüzden genellikle sertlik, saldırganlık yanlısıdırlar. Ya da kendilerinin hep hayalini kurdukları her şeyi bir anda değiştirecek büyü gibi gayrimeşru yollara yöneltirler.</p>
<p>Böyle hanımların karşılarına gerçekten onlara yardımcı olabilecek profesyonel bir danışman ya da feraset ehli biri çıkarsa işi gerçekten zordur. Eleştiriye veya hataları ile yüzleştirmeye hafiften başlamalıdır. Yoksa yüzü allak-bullak olur, nihayetinde kendinin anlaşılmadığını düşünerek danışmaktan vaz geçebilir! Bu aşamayı başarılı geçirip, hataların farkına vardırıp, ikna edip, sıra eşi ile ilişkisini yeniden düzenleme önerilerine geldiğinde, aslında sonradan kadının teselli bulma maksadıyla anlatıp, farkına varmadan kendini hapsettiği aşılması güç bir duvar karşısına çıkar. Bu, “Başkaları ne der?” duvarıdır. Şöyle düşünür: “Ben herkese onu öyle kötüledim ki, şimdi geri dönemem. Dönersem aptal olduğumu düşünürler veya onların yüzüne bakamam!”</p>
<p>Eşiyle tekrar barışma kararı alan bir hanım şu noktada kilitlenmişti: “Bu kararımı babama nasıl söyleyeceğim?” Oysa bir babanın böyle bir karara kızması değil, destek olması gerekmez mi? Bir kez daha denemekten ne kaybedilir ki. Atalar boşuna dememişler: İnsan ne çekerse dilinden çeker ..</p>
<p>Karşımıza geçimsizlik kaynağı olarak getirilen sebeplerin içeriğine bakıldığında, çoğunun ne vicdana ne de kitaba uymadığını esefle görürüz. Anlaşmazlık sebebi olarak gösterilen buzdağının ana maddesi, nefsin bir balon gibi şişirilmiş olmasıdır. Enaniyet hissi, benlik duygusu, kendine reva veya layık görülen dünyalık miktarı veya muamele tarzı .. Sahi, biz tasavvufla ilgilenmiyor muyduk?</p>
<p>Arayana bahane çok</p>
<p>Başkalarıyla kendini mukayese etmek, başkaları üzerinden kendi ilişkilerimizi yorumlamak ciddi bir mutsuzluk kaynağı olabiliyor. Üzerinden yıllar geçse bile bu sebepler aile tarihi içerisinde dipdiri ayakta tutuluyor. Yeni doğan çocuğa isim verme meselesi &#8211; kocanın bir süre işsiz kalması veya çalışma hayatının düzenli olmaması &#8211; doğum yaptığında bilezik alınmaması &#8211; eltiye daha ihtişamlı bir düğün yapılıp kaliteli eşyalar alınması &#8211; emekli olan kocanın evde ona-buna karışarak varlığını hissettirmesi &#8211; bazı kocaların ev işlerine yardım etmesi, kendi eşinin kaytarması &#8211; çocukların derslerine yardımcı olmama &#8211; gezdirmeme &#8211; sülaleden herhangi birini eleştirme &#8211; tasarrufa zorlama &#8211; dilediği eşyaları almasına izin vermeme vs. vs&#8230;</p>
<p>Daha buna benzer birçok konu alt alta toplanıp, çıkan sonuca “şiddetli geçimsizlik” adı veriliyor! Tabii ki çok gezmek, çok tv seyretmek gibi gayrı ciddi olanların yanı sıra, aldatma gibi çok ciddi sebepler de var.</p>
<p>İnsan bazı gerekçeleri duyduğunda, içinden “sen tam dayaklıksın!” veya “seni huzur dürtüyor” diye düşünmekten kendini alamıyor.</p>
<p>Sevginin çeşitli maddeler ile sembolleştirilme beklentisi evlilikte muhabbet bağını öylesine örseliyor ki, eşler artık sevilmedikleri kanaatine varıyorlar. Sevgiyi veya aşkı evlilik için ön şart sayanlar, evlendikten kısa süre sonra sevginin tükendiğini hissediyorlar. Neden acaba? Sevenler hep birlikte olmak istemezler mi? İşten izin alıp, okuldan firar edip sevgilisine koşanlar, sevdiğiyle evlenebilmek için ana-babadan geçip ölümü göze alanlar, evlendikten sonra neden geçinemezler? Yoksa sevgi başka bir şey mi? Sevgililer neden “önce canan sonra can” der de, evlenince bu tabir “önce can sonra canan”a döner? İşte asıl huzursuzluk sebebi budur ..</p>
<p>Sokakta Allah&#8217;ın rızası aramak ya da müslüman feminizmi</p>
<p>Temel bir yanlışımız var. İyi bir mümin olmanın ve Rabbimiz&#8217;in rızasını kazanmanın yegane yolunun çok çok “ibadet” ve “hizmet-hasenat” olduğunu zannediyor ve aile kavramını önemsemiyoruz. Kadınlar, “erkekleri abartmanın lüzumu yok, kendilerini ne zannediyorlar?” gibi düşüncelerle, güya “büyük” gayelerin ardına düşüyorlar. Allah&#8217;ın rızasını aramak üzere kendilerini dışarı koyverip , çoluk-çocuğu da “mallarınız ve evlatlarınız sizleri Allah yolundan alıkoymasın” ayet-i kerimesinin -güya- mucibince başlarından defediyorlar.</p>
<p>Nasıl bir dindarlıktır bu? Kocasına, evine, çoluk-çocuğuna hayrı dokunmayan bir kadın kimi kurtaracak? Kocasına itaat etmeyen hanım Allah&#8217;a nasıl itaat edecek? “Kulun kula secdesi caiz olsaydı, kadınların kocalarına secde etmesini emrederdim” hadis-i şerifinin yürürlükten kalkmış olabilir mi? Çok tuhaf, herkes dindar ama herkes başka bir alemde .</p>
<p>Bazı hanelerde ise farklı bir durum sözkonusudur : Eşler -hâşâ- Kirâmen Kâtibîn meleklerinin işine müdahale edercesine birbirlerinin hata ve günahlarının takipçisi olur, eleştiri bombardımanına tutarlar. Bir zaaftır, bir insanlık halidir; önemli bir milli maç günü adam kahveden geç gelmiş, sabah namazına uyanamamış .. Vay, sen misin bunu yapan! Günlerce süren tartışma ve sağa-sola şikayetler &#8230;</p>
<p>Çeşitli dinî yayın organlarının da ima ve ifadeleriyle örtülü bir feminizm akımının bizi etkilediğini kabul etmeliyiz. Şu örnek hiç aklımızdan çıkmaz: “Kadın, doğurduğu çocuğu emzirmeye bile mecbur değildir. İsterse, kocası süt anne bulmaya mecburdur.” (Gerçi günümüzde süt anne bulma yerine kimyasal mama parası kazanması gerekiyor). El insaf vel merhamet! Hükmü öğreniyoruz ama nerede, hangi şartlarda geçerli olduğunu değil. Bu ve benzeri hükümler, bir yargılama söz konusu olduğunda gerekirse başvurulmak üzere var. Günlük hayatta ise tabiilik ve itaat esas. Eğer öyle idiyse niye her annenin göğsünde süt yaratıldı? Boşa gitsin veya hormon iğneleriyle süt kesilsin diye mi? Bir annenin bebeğiyle emzirme saatlerindeki sevgi alışverişine paha biçilebilir mi? Çocukları sevmek ve hakları olan doğal anne sütü ile beslemek sevap değil mi?</p>
<p>Onların hayatını dolduramıyorsak</p>
<p>Geleneksel kültürümüzde erkek çocuklarımızı kızlardan farklı yetiştiriyoruz. Anneler olarak onlara biraz daha esnek davranıp, isteklerini kocalarımızın isteklerinden bile daha çok önemseyip, fedakârca yerine getiriyoruz. Doğal olarak evlendiklerinde de eşlerinden böyle bir tavır umabilirler. Müslüman feminizmine göre onlara “aşçılık” yapmak zorunda değilmişiz. Fakat insaf edin, sabah işe geç kalma telaşı içinde önüne doğru düzgün bir kahvaltı koymuyorsak, evden çıktığından bazen haberimiz bile olmuyorsa, anne sofrasını aramayıp ne yapacaklar?</p>
<p>İşten eve döner dönmez, “akşama kadar ben ilgilendim, hadi şimdi sıra sende” diyerek çocukları gergin ve yorgun bir babanın önüne sürüyorsak ve sonra onu ilgisizlikle suçluyorsak, doğru mu yapıyoruz?</p>
<p>Evde özensiz, sallapati, estetik ve çekicilikten fersah fersah uzak olmaktaki mazeretimiz nedir? Kadın, erkeğin hayatında zerafetin tamamlayıcısıdır. Ne kadar kaba-saba olsa da, her erkek zerafete meftundur, hayrandır. Bunu ondan esirgeyince, doğacak sonuçlardan suçlu olan kimdir? Dindarız ama dinin emrettiğinin zıddını yaparız. Dinimiz, kadın evde süslü-püslü, bakımlı ve zarif; dışarıda ise alabildiğine gösterişsiz olsun diyor. Hem kılık kıyafet olarak, hem de hal ve tavır olarak böyle. Biz ise ısrarla tam tersini yapmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Müdahaleci, eleştirici ve yargılayıcı kadınlar ne kadar itici oluyor! Unutmamak gerekir, insanlar evlerinde hatalar yapabilecek kadar özgür olmalılar. Savunma olarak o da sizi eleştirecektir. Evin atmosferi sıcaklığından irtifa kaybetmeye başladığı anda, evdeki “itici” kadına karşın, dışarıda yapmacık da olsa, her ortamda bolca bulunan “çekici” kadınlar devreye girer. Sonuçta “ Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler” diyemezsiniz !..</p>
<p>Öyle eksikler var ki&#8230;</p>
<p>Siz mümine hanımlar, gerçekten hepiniz birer kristal, birer cevher gibisiniz. Ancak bir kristalin farklı yüzeyleri olur ve tüm yüzeylerinin işlenip parlatılması gerekir. Taat ve ibadet yönünüz pırıl pırıl ışıldıyor. Fakat arınması gereken yönlerimiz, törpülenmesi gereken köşelerimiz var. Nefsimiz üzerinde çalışmamız lazım. İtaat, teslimiyet ve adanmışlık, bizim hem imtihanımız, hem miracımız. Küçük ve basit işler belki bize büyük sınavlar kazandırır. Büyük bir Allah dostu nefsini kırmak için medresenin tuvaletini temizliyorsa ve bunun çok erdemli bir davranış olduğuna inanıyorsak, niye ev işlerimizin, eşimize-çocuğumuza hizmetin de böyle bir niyetle yapılıp ibadet olmasını düşünmeyelim? Sevaplar sokakta mı satılıyor?</p>
<p>Karşı tarafın kendi sorumluluklarını yerine getirmemesi bizi asla alçaltmaz, enayi de sayılmayız. Bilakis Rabbimiz&#8217;in rızası niyetiyle sorumluluklarımız ve hatta sorumlu olmadıklarımızı yerine getirmek önce bizi mutlu eder. Siz olumlu ve yumuşak, yani pozitif oldukça, karşı taraf ne kadar sert ve olumsuz olsa da siz onu kendinize çekersiniz! İşte asıl marifet budur. Kadın cazibesi diye bir şey var. Ama gözümüz erkekle erkeklik yarışında ise söyleyecek bir şey yok. Hele de eşimizi ona-buna ispiyonlamak veya mahkeme kapılarında “çözülme” aramak müslüman bir aile için çözüm sayılamaz.</p>
<p>Sevginin bittiği yerde, daha doğrusu sevgi zannettiğimiz nefsani beklentilerin ve hedeflerin cazibesini kaybettiği noktada gerçek bir sevgi başlar. Fakat bu emek ve özen isteyen bir şeydir. Hüner ister.</p>
<p>Gençlik heyecanlarında kendini hissettiren kul sevgisi, evlilik sürecinde Allah sevgisi veya rızasına doğru bir yöne meyletmeyince, yani zihniyetimiz değişmeyince, aile ortamımız ne bizleri ne de çocuklarımızı mutlu eder. Gençlik çağının coşkulu sevgi ırmağı Allah sevgisi denilen uçsuz bucaksız ummana doğru bir yol bulmalı.</p>
<p>Ve eşler bu yönde birlikte yol almaya çabalamalı. İyi örneklere yönelelim. Her ailenin kendine özgü bir iç ortamı vardır, başkalarıyla kıyaslayarak eşlerimizi yargılamamız hem yanlıştır hem de vebaldir. Bunu yapınca elimize ne geçiyor kızmaktan, üzülmekten başka.</p>
<p>Kocalarınızın kaç şapkası, sizlerin kaçar tane eşarbı var, hiç saydınız mı ?..</p>
<p>Kaynak: Semerkand Dergisi</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">79</span>. Sayı </small></p>
<p><img class="alignnone size-medium wp-image-216" title="cicekevlilik" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/cicekevlilik1-300x225.jpg" alt="cicekevlilik" width="300" height="225" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/sevginin-bittigi-yerde.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik ve Erkekler</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 17:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir.
Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi sayfasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir.</p>
<p>Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi sayfasıyla bütünüyle tanımlamak, hele de çıkış yolu göstermek mümkün olan bir şey değil elbette. Daha ziyade hanımlar tarafına eleştirel bakılan Temmuz sayımızdaki yazının maksadı, küçük hataların büyük yanlışlara ve acılara dönüşmeden telafisini önermekteydi. Asla kendi hemcinslerimi yargılamak veya suçlamak değildi.</p>
<p>Ne var ki bazı hanım okuyucularımız bu yazının erkekleri aklayan, kadınlara haksızlık eden ifadeler taşıdığını dü şündüler. Hatta bir okuyucumuz, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı o yazı için diyordu ki, “Ya bekâr olmalısınız ya çok mutlu bir evliliğiniz var veya başkalarının sorunlarından bîhabersiniz.”</p>
<p>Canımız yansa da iğneyi kendimize</p>
<p>Mevzu o değil, ama durumun açıklığa kavuşması bakımından söyleyelim: Yirmi yıllık evliliğim var, üç çocuk annesiyim. Yani evliliğin nasıl bir maraton olduğundan haberdarım. Ayrıca her ay en az iki-üç kez farklı kesimlerden hanımlarla özel sohbetlerimiz olur, çok şey paylaşırız. Bu biraz da meslekî bir faaliyet, zira psikolojik danışma ve rehberlik alanında ihtisas yapmıştım. İnsanlara depresyon ve sinir ilaçları vererek göndermek yerine, duygu ve düşünceleri üzerinde etkili olmaya çalışarak yardımcı olmanın daha sahici olduğunu öğrenecek tecrübelerden geçtik. Gerektiğinde uzman hekim nezaretinde ilaç da kullanılabilir tabii ki. Fakat “huzur”a kavuşmanın daha kalıcı yöntemleri olduğunu görmek o kadar da zor değil.</p>
<p>Tekrar başa dönersek, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı yazımız, biz hanımların sıkça ve çok kolayca düştüğü hatalara dikkat çekmek istemişti. Yani evlilik sorunlarının hanımlar cephesini -bazı yönleriyle- ele alıyordu. Bu yazıda da -yine bazı yönleriyle- konunun erkekler tarafına değinelim. O cenahta gittikçe yaygınlaşan kimi sorunları, o sorunların aile hayatında çıkardığı arızaları dikkatlerinize sunalım.</p>
<p>Kaçış psikolojisi ve garip hayaller</p>
<p>Evlilikte aradığını bulamayan insanlar ne yapıyor? Genellikle bir kaçış hali yaşıyor. Eğer bu bir hanım ise, mesela bir takım bedensel şikayetler ile doktor doktor dolaşıp bir hastane müdavimi oluyor, erkek ise tutkulu hobiler edinip mümkün olduğu kadar evde az kalmanın yollarını buluyor. Bu kaçış doğal olarak bağları git gide daha da zayıflatıyor.</p>
<p>Erkekler tarafında başka öyle tuhaf ve enteresan şeyler de olabiliyor ki, aslında aile düzeni bakımından ciddi tehlike sinyali manasına gelen bu kaçış hali bile pek ehven sayılır. Bir hanım için belki dayanılması en zor durumlar, asla aklına gelmeyen şeylerden söz ediyoruz.</p>
<p>Hanım kardeşim soruyor: “Altmış yaşındaki kocanız, bir gün durup dururken evladı yaşında bir kızı alıp eve getirse ve dese ki: Bu benim yeni eşim, bundan böyle birlikte yaşayacaksınız! Bu durumda ne yaparsınız?</p>
<p>Burada dinî hassasiyetlerimizi de dikkate alarak söylemek isterim ki, işte, naçizâne olarak, evliliğin eşlerin birbirine acı verme ve gizlice intikam alma noktasına gelmesini önleme maksadıyla Temmuz sayımızda öyle bir yazı yazmıştık.</p>
<p>Sorunun cevabına dönersek, kader bazen geçici nefsanî erkek heyecanları ile psikolojik doyumsuzluğu ve baba saplantıları olan genç hanımları karşılaştırıyor. Bunlar aralarındaki nevrotik durumları aşk zannedip ortaya çıkıyorlar. Bu durumdaki erkeğin gözünde mevcut eşi kadın olmaktan çıkıyor, psikolojik anne konumuna geliyor ve davranışını anlayışla karşılamasını bekliyor. Böyle temayülleri olan erkeğe haddinden ziyade anaç ve anlayışlı davranılırsa, bu tür davranışlara daha kolay tevessül ediyorlar.</p>
<p>Hadisenin genç bayan tarafına gelince: “Babalar ve Kızları” yazımızı hatırlarsak, babanın psikolojik yoksunluğu, genç kızlarda normal bir eş yerine, onların yaralı duygularını onaracak bir baba arayışına bilinçaltı olarak yönlendiriyor. Ya da çocukluğunda çeşitli sebeplerle annesine karşı geliştirdiği intikam duygularını kendi annesine yöneltmekten suçluluk duyacağı için başka bir kadına yöneltiyor, kocasını elinden alarak tatmin buluyor. Bu tür ilişkileri yakından inceleyin, bakalım bu söylediklerimiz yanlış mı?</p>
<p>Böyle bir vaka karşısında evdeki kadının ne yapacağı tamamen kendi özel tercih ve şartlarına bağlıdır ama yine de sabretmesini öneririz.</p>
<p>“İkinci”yi düşünmenin dayanılmaz hafifliği</p>
<p>Bu köşede şimdiye kadar daha ziyade hanımları bahis mevzuu ettik. Fakat evlilikte sorunlardan söz ederken, erkeklerin de sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarının tabii ki farkındayız. Cemaatin, elin-günün içinde dillere destan olan nice babayiğitlerin ev halinde öyle kişisel zaafları, tuhaflıkları oluyor ki, Allah korusun, duyulsa kimse inanmaz.</p>
<p>Dindar erkeklerde hanımlar için en çok rahatsız edici taraf şu ki, İslâm dendiğinde bunların bazılarının aklına bir tek şey geliyor: Birden çok hanımla evlilik&#8230; Sanki her şey tamam, eksik olan sadece bu! Kafayı buna takan erkekler, iki noktada kul hakkı meselesini ıskaladıklarının farkında değiller.</p>
<p>Birincisi, karısından kendi kusurlarına sınırsız anlayış beklerken, kadının ufak bir kusurunda kolayca ikinciyi düşünebiliyorlar, böylece karılarına haksızlık ediyorlar. İkincisi ise birden fazla hanımla evlilik durumunda, İslâm kesinlikle ve çok net biçimde erkeğin eşleri arasında adil davranmasını emrediyor. Birine asık surat diğerine güler yüz, birine çiçek diğerine elin tersi yok. Birine ev alıyorsa diğerine de alacak, vs, vs&#8230;</p>
<p>Siz eski ve yeni karısı arasında her konuda adil olabilecek kaç babayiğit tanıyorsunuz? Kul hakkı önemini mi yitirdi yoksa? Biz helal edilmeyen haklara Cenab -ı Hakk&#8217;ın karışmadığını, hesabın mahşere kaldığını hatırlatıp bırakalım.</p>
<p>Kaldı ki bu tür isteklerin arkasında genellikle ucuz hevesler bulunur, burada din sadece bir meşrulaştırma aracıdır. Oysa müslümanın en önemli özelliklerinden biri sabırdır ve birazcık izan sahibi hiç kimse ne kendi hayatını, ne de ehl u ıyalinin hayatını allak bullak etmez, kırk ölçe, bir biçer&#8230;</p>
<p>Zulmün erkekçesi</p>
<p>Hizmet ehli bir kardeşim benimle dertlerini paylaşıyor: Kocam beni evliliğimin ilk yıllarından beri aldatıyor. Otuz yıllık evliyim, dört çocuğum var, oğlum bu adamı artık bırak diyor ama küçük kızım bunalımda, babamdan ayrılırsan intihar ederim diyor. Ben ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim şöyle diyor: Ben Hollanda&#8217;ya gelin gittim, kocam yeni evliyken işyerinden bir Çinli kızı eve misafir getiriyordu. Ben kıskandım ama kayınvalidemler beni kınayınca sustum. İki yavrum oldu, sonunda kocam beni aileme terk edip kaçtı, çocuklarımı da kaçırıp diğer kadınla evlendi. Beni boşamıyor, bana bakmıyor, kanunları bir kılıfına uydurup çocuklarımı bile göstermiyor. Ben kaç kere danıştım ama bana boşanma davası aç demiyorlar, yıllardır beklemekten usandım, ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim diyor ki, menapoz yaşındayım, birçok sağlık sorunum var, kocam yeniden evlenmek için fırsat kollayıp duruyor, ben ne yapayım?</p>
<p>Biz kadın denilen duygusal varlıkları bedbaht etmenin en kestirme yolları bunlar ve öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez. Bu çilelere dayanma gücü veren de yine yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p>Amansız bir hastalığa yakalanan birine çok güzel teselli veririz, ancak kendimiz ufak bir rahatsızlığımızı kötü bir hastalık zannederiz, aklımız başımızdan gider, maneviyat falan kâr etmez. Bir yakını ölene vaaz u nasihatte bulunur, metanet tavsiye ederiz. Lakin ölüm bize dokunduğunda ayakta zor dururuz, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz. Bazen aklımızı yitirip abuk-sabuk konuştuğumuz dahi olur. Söylemesi dile kolay gelir, ama iş başa gelince ne yapılır bilinemez.</p>
<p>Kadın hakları savunucuları, medya şovmenleri ne derse desin, ben kocasının her tür hatalı davranışına rağmen gemiyi terk etmeyen hanım kardeşlerime hâssaten büyük saygı duyar ve can ı yürekten kutlarım. Gerçek gizli kahramanlar sizlersiniz, öpülesi elleriniz var.</p>
<p>Rahata erdim derken</p>
<p>Yıllarca eşinizle birlikte fedakârca çalışıyorsunuz, gençliğinizi birlikte geçirip boyunuzca evlatlar yetiştiriyorsunuz, tam huzura yaklaştığınız bir çağda bakıyorsunuz ki, eşiniz genç bir hanıma takılıyor, sizi gözü görmüyor! Acaba beyefendiler hanımlara bu acıyı yaşatma hakkını nereden alıyorlar? Yoksa onların çaresizliğinden mi yararlanıyorlar?</p>
<p>Ne demişler, eden kendine eder. Herkes kaderini yaşar, ağzımızla kuş tutsak bazı şeylere engel olamayız. Yine de başımıza gelenlerde kendi hissemizi düşünmemiz lazım. Size ısrarla tavsiyem; önce kendinize bir de erkek gözüyle bakın. Diyelim gençsiniz, kocanıza karşı bu gençliğin hakkını ne ölçüde verebiliyorsunuz? Cazibeniz, zerafetiniz , kocanızın gözünü ne ölçüde doldurabiliyor? Diyelim artık genç de değilsiniz, nasıl bir hayat arkadaşı profili çiziyorsunuz? Eğer kaba-saba, empatiden yoksun, sallapati ve bir yaşama kültüründen uzaksanız, kısaca hâlâ hamsanız kimi suçlayabilirsiniz? Şunu bir düşünün: Gençliğin o hiç bitmeyecek sanılan ateşi söndükten sonra geriye neyiniz kalıyor? Kötü bir kocaya sabretmek kadar, bitmez tükenmez hırsları olan, ham ve vasıfsız bir kadınla ömür sürdürmek de zordur.</p>
<p>Bir de tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Erkeklerin fıtratlarındaki farklılığı asla aklınızdan çıkarmayın ve hemcinslerinize sonsuz güvenmeyin! Öksüz bir kızcağıza acıyıp şirketinizde iş verirsiniz, şeytan boş durmaz, zararı size olur. İslâmî kurallardan, o kurallarla örülü hayat tarzından uzaklaştıkça bu tür musibetler bizi bırakmaz. Siz buna dikkat ediyor, eşiniz etmiyorsa, bu da sizin imtihanınızdır, sabreden daima sonunda kazançlı çıkar.</p>
<p>Okuyacağınız şu satırları iyi düşünmelisiniz:</p>
<p>“Evliliğimizin çok fırtınalı dönemleri oldu. Kimi zaman anlaşarak, kimi zaman öfkeyle boşanmaya karar verdik, çocuklarımızı da buna hazırlamaya çalıştık, fakat nedense boşanamadık. Kavga-gürültü arasında 4-5 çocuk büyüttük. İyi bir dönemimizde, bir gün en küçük oğlum babasına ve bana samimiyetle şu soruyu sordu: Biz cennette de böyle bir aile olabilecek miyiz? Eşim ve ben şaşkın ve mahcup bir vaziyette birbirimize bakakaldık. Demek ki tüm fırtınalara rağmen bir çocuk için yuva kavramı bu kadar önemliydi. İyi ki ayrılmamışız!. ”</p>
<p>Sonrasına göre adım atmak</p>
<p>Hanımı vefat etmiş bir beyefendiden sözettiler ; iki yıldır her gün hanımının mezarını ziyaret edip, mesai yapar gibi akşam evine dönüyormu ş. Bu memlekette sadık beyefendiler, iyi eşler, mükemmel aile babaları da var. Haydi itiraf edin ki elimizde olmayan şeyler olduğu kadar, bizim tavrımızla değişen şeyler de var. Süreci kopma ya da ihanet noktasına getirmeden onarmak gerek.</p>
<p>Şöyle şikayetler de var: Kocam gece yarılarına kadar okuma evlerinde oturuyor, kendi çocuklarının ihtiyaçlarını dikkate almadan parasının tümünü, hatta benim paramı da hayır-hasenata dağıtıyor! Eyvah eyvah ! Söz geçiremiyorsanız şöyle dü ş üneceksiniz : Parasını zinada-kumarda harcamıyor ya&#8230; Gece yarılarına kadar meyhanede, orada-burada değil ya, ona da şükür&#8230; Demek ki böyle kocalar da şikayet edilebiliyormu ş!</p>
<p>Genç yaşlarda sorunlar, bo şanmalar çok daha fazla oluyor. Her iki taraf da daha iyi bir hayat ümidiyle, çocukları için de böylesinin daha iyi olacağını zannederek boşanmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>Bir genç hanım vardı, aşık olarak evlenip, sonra doğduğuna pişman olan&#8230; Kocası çalışmadığı gibi, karısını ikide bir babasının evine para istemeye yollayan, karısının çalıştığı parayı elinden alıp kahve harçlığı yapan genç, yiğit, hüsnü yusuf gibi bir adam! Ama karısını çok seviyor. Kadının tek taraflı verdiği mücadele sonunda boşandılar. Adam boşanmamak içinde çok diretti, ortalığı birbirine kattı. Nur topu gibi bir oğulları vardı. Sonunda özgürlügüne kavuşan genç kadın aşktan, sevgiden evlilikten ağzı yanmiş olarak, binbir pişmanlıkla baba ocağına döndü. Ailesi saf insanlardı, kızlarına çok güveniyorlardı. Çocuğuna nafaka temini için işe girdi. Merhametli(!) patronu onu gereğinden fazla kolluyordu, sonra başka bir aile faciasına neden olmak üzere iken müdahale edildi. Halen az zahmetli işlerde çok para kazanarak çalışıyor ve hiç işsiz kalmıyor! Bo şandı da ne iyi oldu değil mi ?!.</p>
<p>Böylesi tembel bir adama sabredip çocuklarının başını bekleyen başka bir kadın tanıyorum ki, her iki cihanda da bahtiyar ola&#8230;</p>
<p>Bu noktada kadının çalışması mevzusuna da kısaca değinmek gerekiyor. İnsanoğlunun ihtiyaçları sınırsızdır. Ayrıca Allah&#8217;ın göndermiş olduğu dört kitabın hiçbirinde çalışıp evi geçindirme yüküne kadın ortak edilmemiştir.</p>
<p>Bugünkü hayatın gerçekleri bu tür hassasiyetleri bize önemsetmiyor ama kadının çalıştığı ailelerde eşler arası çatışma ve boşanmalar daha çok oluyor.</p>
<p>Toparlayacak olursak, evinizde bir problem olduğunda alışılmış çözümlerin dışında farklı tavırlar deneyin. Kazanmak, boşanma davasını kazanmak değil, bir yuvayı ayakta tutabilmektir.</p>
<p>Varsın çocuklarınız bile sizin fedakârlığınızı takdir etmemiş olsun&#8230; Kendinize saygınız için, ahiretiniz için hayırlı olanı tercih edin.</p>
<p>Günümüz dünyası kadına kurulmuş tuzaklarla dolu. Hatta bunların birçoğunu yine hasta ruhlu kadınlar kuruyor, biz erkeklere neden kızıyoruz ki ?..</p>
<p>Temmuz sayımızdaki yazının her cümlesinin arkasındayım: Bir kez daha diyorum ki, sevgi zannettiğimiz gençlik coşkusunun, nefsanî tutkunluğun azaldığı noktadan itibaren enerjinizi manevi tatmine yönlendirin. Gençken, soğuk- moğuk umurumda değil nefesin ısıtsın yeter deriz, yaşlandığımızda ne biçim horluyorsun, nefesin kokuyor diyerek sıcak odayı terkedip , buz gibi odada yatarız. Sabah da romatizma ağrılarımızı kahvaltıya çeşni olarak katarız.</p>
<p>Hayatın her gün zorlaştığı bugünün dünyasında, kale gibi, sığınak gibi güzel aile örnekleri görmeye, göstermeye ihtiyacımız var. Tezcanlılığımıza , sabırsızlığımıza kendimizi ve çocuklarımızı kurban etmeyelim.</p>
<p>Allah cümlemizin yuvasına huzur ihsan eylesin. Bayramlarda gönüller mahzun, evlatların boynu bükük olmasın&#8230;</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">83</span>. Sayı Semerkand Dergisi</small></p>
<p><small><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-212" title="evlilikveerkekler" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/evlilikveerkekler1-150x150.jpg" alt="evlilikveerkekler" width="150" height="150" /><br />
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fen ve Anadolu Liselerine &#214;ğretmen Atamada Değişiklikler</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/fen-ve-anadolu-liselerine-gretmen-atamada-degisiklikler-2.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/fen-ve-anadolu-liselerine-gretmen-atamada-degisiklikler-2.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 18:55:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/fen-ve-anadolu-liselerine-gretmen-atamada-degisiklikler-2.htm</guid>
		<description><![CDATA[ Fen ve anadolu liselerine öğretmen atamalarında bazı değişiklikler yapıldı.

Sınav puanı 40’a düşürüldü. Atamalar valilikçe yapılacak. Diğer değişiklikler için bağlantıyı takip edin.
http://personel.meb.gov.tr/haber_goster.asp?ID=684&#38;nereden=anasayfa






Kimden Desktop



]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><img class="alignnone size-medium wp-image-207" title="fenanadolu" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/11/fenanadolu-300x225.jpg" alt="fenanadolu" width="300" height="225" /> Fen ve anadolu liselerine öğretmen atamalarında bazı değişiklikler yapıldı.</p>
<p><span id="more-195"></span></p>
<p align="justify">Sınav puanı 40’a düşürüldü. Atamalar valilikçe yapılacak. Diğer değişiklikler için bağlantıyı takip edin.</p>
<p align="justify"><a style="cursor: pointer" title="http://personel.meb.gov.tr/haber_goster.asp?ID=684&amp;nereden=anasayfa" href="http://personel.meb.gov.tr/haber_goster.asp?ID=684&amp;nereden=anasayfa">http://personel.meb.gov.tr/haber_goster.asp?ID=684&amp;nereden=anasayfa</a></p>
<table style="width: auto;" border="0">
<tbody>
<tr>
<td></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: right; font-family: arial,sans-serif; font-size: 11px">Kimden <a href="http://picasaweb.google.com.tr/rehberliketkinlik/Desktop?authkey=Gv1sRgCI-K1szmmtfSCA&amp;feat=embedwebsite">Desktop</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/fen-ve-anadolu-liselerine-gretmen-atamada-degisiklikler-2.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Ağlıyorsa. (video)</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 18:35:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[seçme videom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğunuz ağlıyorsa, ondan hızlı davranın.  Çocuklar gerekli gereksiz her şey için ağlarlar. Bu aslında onların ağlayarak bir şeyleri elde etmeye alışmış olmalarının bir sonucu olarak da görülebilir.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuz ağlıyorsa, ondan hızlı davranın.  Çocuklar gerekli gereksiz her şey için ağlarlar. Bu aslında onların ağlayarak bir şeyleri elde etmeye alışmış olmalarının bir sonucu olarak da görülebilir.</p>
<p><img title="cocuk" src="../wp-content/uploads/2009/11/cocuk-150x150.jpg" alt="cocuk" width="150" height="150" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ocugunuz-agliyorsa-video.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarınızdan Fazla Stres Yapmayın.</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 17:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm</guid>
		<description><![CDATA[YGS-LYS&#8217;ye SBS&#8217;ye hazırlanan öğrencilerin velilerine sesleniyoruz. Lütfen çocuklarımızın yaptığı stresten daha fazla stres yapmayalım. Hatta mümkünse biz stres yapmayalım ki zaten onların stresi onlara yeter.  Bir de bizi stresli görüp iyice stres yapmasınlar.
Öğrencilerle yapılan görüşmelerde ve seminerlerde öğrencilerin yakınmalarından birisinin de anne-babalarının kendilerinden fazla stres yaptıkları ve kendilerinden fazla kaygılandıklarının olduğu görülmüştür. Anne-babaların bu konuda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-168" title="stres" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/10/stres1-150x150.jpg" alt="stres" width="150" height="150" />YGS-LYS&#8217;ye SBS&#8217;ye hazırlanan öğrencilerin velilerine sesleniyoruz. Lütfen çocuklarımızın yaptığı stresten daha fazla stres yapmayalım. <span id="more-167"></span>Hatta mümkünse biz stres yapmayalım ki zaten onların stresi onlara yeter.  Bir de bizi stresli görüp iyice stres yapmasınlar.</p>
<p>Öğrencilerle yapılan görüşmelerde ve seminerlerde öğrencilerin yakınmalarından birisinin de anne-babalarının kendilerinden fazla stres yaptıkları ve kendilerinden fazla kaygılandıklarının olduğu görülmüştür. Anne-babaların bu konuda daha hassas davranmaları ve en azından çocuklarına bu tür duygularını mümkün olduğu kadar yansıtmamalarını salık vermek isteriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/cocuklarinizdan-fazla-stres-yapmayin.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rehber Öğretmenlerin Ek Ders Yanlışı Düzeltildi</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/rehber-ogretmenlerin-ek-ders-yanlisi-duzeltildi.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/rehber-ogretmenlerin-ek-ders-yanlisi-duzeltildi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 17:17:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/rehber-ogretmenlerin-ek-ders-yanlisi-duzeltildi.htm</guid>
		<description><![CDATA[Rehber Öğretmenlerin Ek Dersleri Eğitim-öğretim yılı başında ve sonunda (ortaöğretimde çalışan rehber öğretmenler) yaptıkları çalışmalar için ek ders alamıyorlardı. Türk-Eğitim Sen&#8217;in Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü&#8217;ne yaptığı başvuru ve Personel Genel Müdürlüğünün, Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile yaptığı yazışmalar sonucu rehber öğretmenler ek derslerine kavuştular.  Memurlar.Net&#8217;de yayınlanan haber, haberimizin devamında.

01.12.2006 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-165" title="saat" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/10/saat1-150x150.jpg" alt="saat" width="150" height="150" />Rehber Öğretmenlerin Ek Dersleri</a> Eğitim-öğretim yılı başında ve sonunda (ortaöğretimde çalışan rehber öğretmenler) yaptıkları çalışmalar için ek ders alamıyorlardı. Türk-Eğitim Sen&#8217;in Milli Eğitim Bakanlığı <span id="more-164"></span>Personel Genel Müdürlüğü&#8217;ne yaptığı başvuru ve Personel Genel Müdürlüğünün, Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile yaptığı yazışmalar sonucu rehber öğretmenler ek derslerine kavuştular.  Memurlar.Net&#8217;de yayınlanan haber, haberimizin devamında.</div>
<div>
<div>01.12.2006 gün ve 2006/1350 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekindeki Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararın 16.12.2006 tarih ve 26378 sayılı resmi gazetede yayınlanması ile rehber öğretmenlerin ek ders ücretleri, derslerin başladığı günden derslerin kesildiği güne kadar geçen sürelerde ödenmeye başlanmıştı. Derslerin bittiği günden, derslerin başladığı döneme kadarki sürelerde her tür ve kademedeki okullarda çalışan rehber öğretmenlere ek ders ücretlerinin ödenmemesi sorununu doğurmuştur. MEB bu sorunu görüş yazıları ile çözmüştür. Ayrıntılar için tıklayınız.</div>
<div><span>10 Eylül 2009 19:41</span></div>
</div>
<div style="border: medium none  ! important; float: left; width: 302px;"><script type="text/javascript">// <![CDATA[
// <![CDATA[ google_ad_client = 'pub-3358186650566504', google_alternate_ad_url = 'http://www.memurlar.net/common/google.htm', google_ad_width = 300, google_ad_height = 250, google_ad_format = '300x250_as', google_ad_type = 'text_image', google_ad_channel = '5498837520';
// ]]&gt;</script><script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><script type="text/javascript">// <![CDATA[
// <![CDATA[ google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);
// ]]&gt;</script><ins style="border: medium none; margin: 0pt; padding: 0pt; display: inline-table; height: 250px; position: relative; visibility: visible; width: 300px;"><ins style="border: medium none; margin: 0pt; padding: 0pt; display: block; height: 250px; position: relative; visibility: visible; width: 300px;"></ins></ins></div>
<p>Şöyle ki; ek dersle ilgili <a href="http://mevzuat.meb.gov.tr/html/26378_0.html" target="_blank">Kararın</a> <strong> </strong> <strong>“Ders niteliğinde yönetim görevi”</strong> başlıklı 10. maddesinin 1.    fıkrası (d) bendinde <strong>“Her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları    rehber öğretmenlerinin ders yılı süresince haftada 18 saati, ders niteliğinde    yönetim görevi sayılır ve fiilen görev yapma karşılığında ek ders ücreti ödenir.”</strong> hükmü bulunmaktadır.</p>
<p>Bu hüküm nedeniyle her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları rehber öğretmenlerinin, <strong>ilgili mevzuat hükümleri ile tespit edilen inceleme, araştırma, planlama, programlama, yönetim, denetim, eğitim ve öğretim gibi görevlerinden</strong> haftada 18 saati ders niteliğinde yönetim görevi sayılıp, fiilen görev yapmaları koşuluyla karşılığında ders yılı süresince ek ders ücretinden yararlandırılacaklardır.</p>
<p>Yukarıdaki hükümde <strong>“ders yılı süresince”</strong> ibaresi ise Ek dersle ilgili Kararın <strong>“Tanımlar”</strong> başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrası (e) bendindeki <strong>“Ders yılı: Derslerin başladığı günden derslerin kesildiği güne kadar geçen ve iki dönemi kapsayan süreyi, ifade eder.”</strong> hükmü nedeniyle Rehber öğretmenleri, ders kesiminden sonra ve okullar açılmadan önce yapılan sınav ve seminer dönemlerinde görevde olmalarına rağmen, almaları gereken 18 saat ek ders ücretini <strong>&#8220;ders yılı süresince&#8221;</strong> ibaresi nedeniyle alamama sorunu ile karşılaşmaktadırlar.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı <span style="border-bottom: 3px double #ff0000; font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000;">Yönetici</span> ve Öğretmenlerin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararındaki bu karmaşa rehber öğretmenleri sıkıntıya sokmakta, bu konuda okullar arasında farklı uygulamalara ve idarecilerin keyfi uygulamalarına sebep olmaktadır.</p>
<p>Örneğin bazı okul müdürleri rehber öğretmenlerine ders kesiminden sonra okula gelmemelerini söylerken, bazı okullarda da bu durumun tam tersine işlemekte, ortalama yükseltme ve sorumluluk sınavları bitene kadar rehber öğretmenlerin okula gelmesini isteyebilmektedir. Ayrıca bazı illerde rehber öğretmenler Ek dersle ilgili Kararın <strong><strong><strong>“Ek ders görevi”</strong></strong></strong> başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasındaki hükümler nedeniyle iki hafta üzerinde 15 saat ücret alırken bazı illerde ise 4 hafta boyunca okula gitmelerine karşılık ücret ödenmemesi sorunu ile karşılaşmaktadırlar.</p>
<p><strong>MEB Rehber öğretmenlere ek ders ücretlerinin ödenmemesi sorununu görüş yazıları  ile çözmüştür</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">İlköğretim Okullarında Görevli Rehber Öğretmenlerin    Ek Ders Ücretleri</span></strong></p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı  Personel Genel Müdürlüğünün 28.06.2007 tarih ve 41388 sayılı görüş yazılarının son paragrafında; <strong>“Bu itibarla her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları rehber öğretmenlerinin, ilgi (b) Karar’ın (d) bendi hükmü kapsamında öngörülen ek ders ücretinden ders yılı süresi dışında yararlandırılmaları mümkün bulunmamakla birlikte, ilgi (c) Genelge’nin 2’nci sırasında yapılan açıklamalar da dikkate alınarak söz konusu Karar’ın 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında meslekle ilgili çalışmaları karşılığında haftada 15 saat ek ders ücretinden yararlandırılmaları mümkün bulunmaktadır.”</strong> açıklamaları bulunmaktadır.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün bu görüş yazısına göre; İlköğretim okullarında görev yapan ve meslekle ilgili çalışmalara katılan rehber öğretmenlere Ek dersle ilgili Kararın “Ek ders görevi” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasındaki; <strong><strong>“Öğretmenlere, ilgili mevzuatına göre öğretim yılı başında ve sonunda yaptıkları meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenir.”</strong></strong> hükümleri gereğince ilgili mevzuatına göre öğretim yılı başında ve sonunda yaptıkları meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bu görüş yazısından dolayı İlköğretim okullarında çalışan tüm öğretmenler ders    yılı başında ve sonunda iki hafta süre ile seminer çalışması yapmakta ve İlköğretim    okullarında çalışan Rehber Öğretmenler de bu çalışmalara katılarak haftada 15    saat ek ders ücreti alabilmektedir.</p>
<p>İlköğretim okullarında seminer çalışmalarına katılan rehber öğretmenlere 15 saat ek ders ücreti ödenirken, Ortaöğretim kurumlarında görev yapan rehber öğretmenlere ücret ödenip ödenmeyeceği konusunda tereddüt bulunmaktadır.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Ortaöğretim Okullarında Görevli Rehber Öğretmenlerin    Ek Ders Ücretleri</span></strong></p>
<p>Ders yılı sonunda, ortaöğretim kurumlarında ortalama yükseltme ve sorumluluk    sınavları yapılmakta, 9.sınıf öğrencileri alan seçimi, meslek lisesine geçiş,    son sınıf öğrencileri üniversite tercihleri ve mesleki danışmanlık hizmetleri    için okula gelmekte ve rehberlik hizmetlerine ihtiyaç duymaktadırlar.</p>
<p>Yine ders yılı başlamada da İl çerçeve programını temel alarak okulun rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri programını sınıf düzeylerine, okul türüne ve öğrencilerin ihtiyaçlarına göre hazırlama çalışmaları yürütülmektedir. Ortaöğretim kurumlarında çalışan rehber öğretmenler de bugüne kadar bu dönemlerde fiili olarak okula gelmekte, <span style="border-bottom: 3px double #ff0000; font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000;">hizmet</span> vermeye devam etmekte, fakat ek ders ücreti alamamaktadırlar. Bu dönemlerde ortaöğretim kurumlarında çalışan rehber öğretmenlere ek ders ücreti ödemesi yapılmamaktadır.</p>
<p>Bu durum bazı öğretmenler tarafından dava konusu yapılmış ve dava sonunda ilköğretimde    çalışan rehber öğretmenlere ödenen <span style="border-bottom: 3px double #ff0000; font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000;">iki</span> hafta süre ile 15’er saat üzerinde ücretin    ortaöğretimde çalışan rehber öğretmenlere de ödenmesine kararlar <a href="http://www.memurlar.net/haber/147979/" target="_blank">verilmiştir</a>.</p>
<p>Ortaöğretim okullarında görevli rehber öğretmenlere Ders kesiminden sonra ve    okullar açılmadan önce yapılan sınav dönemlerinde görevde olmalarına rağmen,    almaları gereken ek ders ücretlerinin ödenip ödenmeyeceği ve ödenmiyorsa göreve    gelip gelmeyecekleri konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’na başvuran Türk Eğitim    Sendikasına; Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 03.08.2009 tarihli    ve 64416 sayılı cevabi görüş yazılarında; <strong>“Bilindiği gibi, 2006/11350 sayılı    Bakanlar Kurulu Kararı eki ilgi (b) Karar’ın 6’ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında;    öğretmenler, ilgili mevzuatına göre öğretim yılı başında ve sonunda yaptıkları    meslekle ilgili çalışma sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev    yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödeneceği, 10’uncu maddesinin    (d) bendinde ise; her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları rehber    öğretmenlerinin, ilgili mevzuat hükümleri ile tespit edilen inceleme, araştırma,    planlama, programlama, yönetim, denetim, eğitim ve öğretim gibi görevlerinden    haftada 18 saatin ders niteliğinde yönetim görevi sayılacağı ve fiilen görev    yapmaları koşuluyla karşılığında ders yılı süresince ek ders ücretinden yararlandırılacakları    hükme bağlanmıştır.</strong></p>
<p><strong>Bu itibarla her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları rehber    öğretmenlerinin, ilgi (b) Karar’ın (d) bendi hükmü kapsamında öngörülen ek ders    ücretinden ders yılı süresi dışında yararlandırılmaları mümkün bulunmamakla    birlikte, ilgi (c) Genelge’nin 2’nci sırasında yapılan açıklamalar da dikkate    alınarak söz konusu Karar’ın 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında meslekle    ilgili çalışmaları karşılığında haftada 15 saat ek ders ücretinden yararlandırılmaları    mümkün bulunmaktadır.”</strong> şeklinde cevap <a href="http://www.turkegitimsen.org.tr/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;sid=1809" target="_blank">verilmiştir</a>.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün bu cevabi görüş yazısına    göre; ortaöğretim okullarında görev rehber öğretmenlere Ek dersle ilgili Kararın    “Ek ders görevi” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasındaki; “Öğretmenlere, ilgili    mevzuatına göre öğretim yılı başında ve sonunda yaptıkları meslekle ilgili çalışma    sürelerinde iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada    15 saat ek ders ücreti ödenir.” hükümleri gereğince ilgili mevzuatına göre öğretim    yılı başında ve sonunda ilgili mevzuat hükümleri ile tespit edilen inceleme,    araştırma, planlama, programlama, yönetim, denetim, eğitim ve öğretim gibi görevlerinden    dolayı iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada    15 saat ek ders ücreti ödenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Aslında bu görüş yazısı  <strong><strong>her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumları rehber öğretmenlerinin sene sonu ve sene başı çalışmalarında</strong></strong> iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat ek ders ücreti ödenmesi gerektiğini anlatmaktadır.</p>
<p>Sendikanın Rehber öğretmenlere ders ücreti ödenmeyecekse, ders kesiminden sonraki    zamanlarda görevde olup olmayacakları hususunda ki başvurusuna ise Milli Eğitim    Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri    Genel Müdürlüğüne görüş sormuş, Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri    Genel Müdürlüğünün 16.07.2009 tarih ve 3285 sayılı yazılarında; <strong>“İlgi (b)    Genelgede yer aldığı üzere; ortaöğretim kurumlarında çalışan rehber öğretmenler    ders kesiminden itibaren de görevlerini sürdürmekte olup, yılsonu çalışma raporlarının    hazırlanması ve rehberlik ve araştırma merkezlerine gönderilmesi, bir sonraki    eğitim-öğretim yılı rehberlik hizmetlerinin planlanması ve hazırlık çalışmaları,    ÖSS tercihleri öncesinde ve tercih sürecinde öğrencilere rehberlik çalışmaları    yapılması, alan seçimi vb konularda çalışmalarını yürütmektedir.</strong></p>
<p>Ayrıca, ilgi (c) Yönetmeliğin 54 üncü maddesinde <strong>&#8220;Rehberlik ve Psikolojik Danışma servislerinde görevli psikolojik danışmanların çalışma süreleri haftada 30 iş saatidir. Günlük çalışma saatleri eğitim-öğretim kurumunun özellik ve ihtiyaçlarına göre okul müdürlüğünce düzenlenir. Bu elemanlar izin ve tatillerini diğer öğretmenler gibi kullanırlar.&#8221; ibaresinin yanı sıra aynı Yönetmeliğin görevleri içeren 50 nci maddesinin (s) bendinde ise &#8220;Ders yılı sonunda bu alanda yapılan çalışmaları değerlendirir, sonuçlarını ve gerekli bilgileri içeren bir rapor hazırlar.&#8221;</strong> denilmektedir.” açıklamaları ile Rehber öğretmenlerin ders yılı süresi dışındaki sürelerde görevli olup olmayacaklarına ilişkin görüş bildirmiştir.</p>
<p>Görüşlerinde <strong>“Ders yılı sonunda yapılan çalışmaları değerlendirir, sonuçlarını ve gerekli bilgileri içeren bir rapor hazırlar”</strong> diyerek, ders <span style="border-bottom: 3px double #ff0000; font-weight: bold; line-height: 1.7; color: #ff0000;">yılı</span> sonunda görevli olduklarının altı çizilmiştir</p>
<p>Rehber öğretmenler, izin ve tatillerini 657 sayılı Yasanın 103/2. maddesinde belirtildiği biçimiyle, diğer öğretmenler gibi kullanmaktadır. Dolayısıyla rehber öğretmenler de diğer öğretmenler gibi, seminer döneminde görevlerinin başında bulunarak, meslekle ilgili çalışmalarını yapmaktadır.</p>
<p>Yukarıda yer verdiğimiz üç görüş yazısı ile her derece ve türdeki örgün ve    yaygın eğitim kurumları rehber öğretmenlerinin sene sonu ve sene başı çalışmalarında    iki haftayı geçmemek üzere ve fiilen görev yapmaları kaydıyla haftada 15 saat    ek ders ücreti ödenmesi gerekmeketdir.</p>
<p>Ahmet Kandemir<br />
Memurlar.net Öğretmenler Bölüm Sorumlusu</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün <a href="http://www.memurlar.net/common/documents/2615/28062007-041388.pdf" target="_blank">28.06.2007    tarih ve 41388 sayılı yazısı</a><br />
Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün <a href="http://www.memurlar.net/common/documents/2615/03082009-064416.pdf" target="_blank">03.08.2009    tarihli ve 64416 sayılı yazısı</a><br />
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün    <a href="http://www.memurlar.net/common/documents/2615/16072009-003285.pdf" target="_blank">16.07.2009    tarih ve 3285 sayılı yazısı</a></p>
<p>Ekleri indirebilmek için memurlar.net in ilgili sayfasına gidebilirsiniz. &gt;&gt;&gt;&gt;&gt;  http://www.memurlar.net/haber/148584/</p>
<p>MEMURLAR.NET<a href="http://www.memurlar.net/common/documents/2615/16072009-003285.pdf" target="_blank"><img src="file:///C:/DOCUME%7E1/smc/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-5.png" alt="" /></a></p>
<p><img src="file:///C:/DOCUME%7E1/smc/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-3.png" alt="" /><img src="file:///C:/DOCUME%7E1/smc/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-4.png" alt="" /></p>
<p><img src="file:///C:/DOCUME%7E1/smc/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-2.png" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/rehber-ogretmenlerin-ek-ders-yanlisi-duzeltildi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
