Obsesif Kompülsif (Saplantı-Zorlantı) Bozukluğunun Sebeplerine Farklı Bakışlar.
a) Genetik
Geçen on yılda araştırıcıların artmışilgisine karşın, OKB” nin patogenezine
ilişkin olasıgenetik bulgular halen yetersizdir. Bulgular çoğunlukla ikiz ve aile
çalışmalarından gelmektedir. Ağır OKB” ye sahip çocuk ve ergenlerin %25–30” da
aile öyküsü bulunmaktadır (103, 189). OKB ve obsesif kompulsif kişilik, OKB”li
hastaların birinci dereceden akrabalarında sırasıyla %5 ve %11 oranında
gözlenmektedir (155). Bu oranlar genel populasyonda gözlenen değerlerden daha
yüksektir. Saptanan OKB hastalarının birinci dereceden akrabalarında, OKB görülme
oranı(%10,3-%11,7), kontrollerin birinci dereceden akrabalarında OKB görülme
oranından (%1,9-%2,7) anlamlıolarak daha yüksektir (146). İkiz çalışmalarıda
genetik faktörlerin OKB” nin ortaya çıkışında önemli rolü olduğunu göstermektedir.
1936–1990 yıllarıarasında yapılan 14 çalışmadan elde edilen 80 monozigot (MZ) ve
29 dizigot (DZ) ikize ait verilerden; OKB”nin MZ için konkordans oranının %67,5, DZ
içinse %31 olduğu bulunmuştur (25). Tahmini kalıtsallık obsesyon için %26,
kompulsiyon için %26 bulunmuştur (146).
Aday genler, OKB fizyopatolojisinde birlikte rol oynayan transmitterler olan
serotonin ve dopamin sistemleriyle ilişkili olanlardır (145). OKB” nin serotonin hipotezi
5-HT agonisti olan m-clorophenylpiperazine (m-CPP)” in OKB belirti şiddetinde
alevlenmelere yol açtığının gözlendiği farmakolojik çalışmalara dayanmaktadır (200).
OKB” deki seratonerjik disfonksiyon, hastalığın tedavisinde terapötik etkinlikleri iyi
anlaşılmış olan antidepresanların etkin serotonin geri alım inhibitörleri olduğu
gerçeğine dayanmaktadır (118).
OKB ile 5HT1Dβ(31) ve 5HT2A (49) reseptör alttiplerini, 5HT taşıyıcısını(20)
veya MAO-A” yı(90) kodlayan gen polimorfizmleri arasında bağlantıolduğu
bildirilmiştir.
Dopamin sistemi OKB etyolojisinde rol oynamaktadır (18, 61, 179). Bu bulgu,
OKB” nin tikle veya tikle birlikte olmayan formlarında serotonin gerialım inhibitörlerine
dirençli hastalarda, dopamin antagonistlerinin eklenmesinin etkinliğini gösteren
çalışmalardan elde edilmiştir (118, 119). Dopamin sisteminde beşçeşit reseptör
bulunmaktadır (D1-D5). D4 reseptörünü kodlayan gendeki polimorfizmle, OKB
arasında ilişki saptanmıştır (126). Fakat OKB ile D2 ve D3 reseptörleri arasında
önemli bir bağlantıbulunmamıştır (26). COMT (katekolamin 0 metil transferaz),
dolaşımdaki katekolaminleri (dopamin dâhil) sonlandıran bir enzimdir. COMT geninin
sık rastlanılan bir aleli, enzim aktivitesini azaltmakta olup, OKB gelişimindeki yüksek
riskle ilişkilidir. COMT geninin homozigot olma eğilimiyle, OKB gelişimi arasında ilişki
saptanmıştır (175).
b) Psikanalitik teori
Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında, Freud OKB hakkında ilk bilimsel hipotezleri ortaya atan kişi olmuştur. Obsesyon ve
kompulsiyon, Freud” dan çok önceleri ayrıbir nozografik kategori olmaktan çok, mental dejenerasyon veya Janet”in öne
sürdüğü gibi psişik zayıflıkla açıklanmıştır (100). Freud” a göre bu hastalık nörozların prototipi olarak, psikanalizin en ilgi çekici
ve verimli alanlarından biridir. Freud, obsesyonel nöroz üzerine 14 eser yayınlamıştır. Bu konuda, diğer hastalıklarla
karşılaştırıldığında daha fazla eser yayınlamıştır.
Freud obsesif kompulsif davranışlarışöyle tanımlamıştır: “Hastanın zihni gerçekte kendisini hiç ilgilendirmeyen
düşüncelerle doludur ve kendisine yabancıgelen dürtüler hissetmektedir; arada bir karşıduramadığıeylemlere geçmek zorunda
kalır. Zihnine takılan bu düşünceler ( obsesyonlar ) hasta için hiçbir anlam taşımadığıgibi, çoğu kez kendisine de saçma gelir.
Bu düşünceler, aslında hiçbir zaman eyleme dönüşmezse de hastanın, bu düşünceleri anımsatan durumlardan sürekli
kaçmasına neden olurlar. Hastanın kendi istemi dışında yaptığıdavranışlar, günlük yaşamın olağan etkinlikleri olan yıkanma
gibi eylemlerin abartılmışve törensel biçimlerinden öteye gitmez; ne var ki, obsesif eylem veya kompulsiyon denilen bu zararsız
davranışlar kişinin istemi dışında yapılırlar “ (51, 62).
Görüldüğü gibi, Freud” un obsesyon ve kompulsiyonlarla ilgili tanımlarıoldukça açıklayıcıdır ve bugünkü bilgilerimizle
örtüşmektedir. Freud obsesyonel nörozun özgün bir bozukluk olduğunu, farklıgözlemlerini bir araya getirerek öne sürmüştür:
Anal döneme saplanma ve gerileme görülmesi; yer değiştirme, yalıtma, yapma-bozma gibi bu bozukluğa özgü savunma
mekanizmalarıve ego ile sadistik süperego arasındaki sadomazoşistik ilişki gibi.
Obsesyonel nöroz histeriye benzer şekilde ödipal istekler sonucunda ortaya çıkar. Obsesif kompulsif hastanın, ödipal
dönemin çatışmalarıile başedemediği, anksiyete duyduğu ve daha önceki bir psikoseksüel gelişim dönemine (anal sadistik
döneme) gerilediği kabul edilir (56). Gerileme zorlanma durumlarında, ruhsal gelişimin vardığınoktadan daha önceki dönemlere
geri dönülmesidir (100).
Freud başlıca anal karakter özellikleri olarak; düzenlilik, tutumluluk ve inatçılığıtanımlamıştır (84). Freud” a göre, anal
karakter özellikleri obsesyonel nörozda belirginleşirler. Abraham, anal karakter özelliklerinin çerçevesini genişletmiştir. Abraham,
ayrıca, libidonun anal yapılanmasının hem obsesyonel nörozun hem de anal kişiliğin altında yattığını; bu iki bozukluğu ayıranın,
anal kişilikte bastırmanın başarısızlığıve bastırılanın geri dönüşünün olmamasıolduğunu belirtmiştır (4, 54). OKB gelişiminde
tuvalet eğitıminin önemli rolü olduğu inanışıda zaman içinde sorgulanmaya ve kabul görmemeye başlamıştır (86).
Obsesif kompulsif kişi, anal erotik ve saldırgan dürtülerini yalıtma, karşıt tepki oluşturma ve yapma-bozma savunma
düzeneklerinin yardımıile bilinç dışında tutmaya çalışır. Freud, karşıt tepki oluşturma, yalıtma ve yapma-bozmayıobsesyonel
nörozun tipik savunmalarıolarak tanımlamıştır (86).
Freud”dan sonraki dönemde, OKB ile ilgili çalışmalar, onun görüşlerinin bir miktar genişletilmesinden öteye
gitmemiştir. Anna Freud, karşıt tepki oluşturma benzeri özgül savunmaların, bu hastalığı, tekrarlayıcıdavranışlar görülen diğer
bozukluklardan ayırdığınısavunur. Anna Freud ayrıca nesne ilişkilerindeki başarısızlık ile anal özelliklerin artışıarasında bir ilişki
olduğu görüşünü ortaya koymuştur (53).
Klein obsesyonları, içsel iyi nesnenin tahribi arzusuna karşıkullanılan savunmalar olarak görür. Çocuk sevdiği
nesneyi tahrip ettiğinden korkmakta ve onu geri dönüşümsüz onarımımümkün olmayan şekilde tahrip etmemek için kontrol
etmektedir. Klein”a göre obsesif semptomatoloji bir tamir gayretidir (93).
Mallinger ve Salzman, obsesiflerin yaşamlarının her alanında kontrol ihtiyacının hâkim olduğunu vurgulamışlardır.
Mallinger hastal ığın belirtilerinin kontrol çabasıyetersiz kaldığında ortaya çıktığınıve bu obsesif kontrol çabasının altında
güçsüzlük korkularının yattığınısavunmuştur (107).
Salzman, OKB” nin dinamiğinde öfkeden ziyade utanç, onur kaybı, zayıflık ve yetersızlik duygular ının ortaya çıkışını
önleme çabasının olduğunu öne sürmüştür (165).
Leib, OKB hastalarının analizinde anne-çocuk ilişkisinin incelenmesinin çok önemli olduğunu ve bu hastaların
çoğunda despot ve aşırıkoruyucu olarak içselleştirilmişanne tasarımlarıile kurulan ilişkinin hastalığın gelişiminde rol oynadığını
tespit etmiştir (102, 122).
c) Bilişsel model
Bilişsel-davranışçıteoriye göre, OKB” de sık rastlanılan bilişsel çarpıtmalar, şu şekilde özetlenebilir:
A. Hep veya hiç biçiminde düşünme: “Tamamen güvende değilsem, hala
tehlikede sayılırım”, “Yakınlarımıtehlikeden tam olarak koruyamazsam, onların zarar
görmesine neden olurum” gibi.
B. Aşırıkontrol ve mükemmeliyetçilik: “Kişi düşünceleri üzerinde tam bir
kontrol sağlayabilmelidir”, “Yakınlarımıen iyi şekilde koruyamazsam, bu benim hatam
olur ve bu yüzden cezalandırılmam gerekir” gibi.
C. “Ya şöyle olursa” biçiminde düşünme: “Ya ileride AİDS olursam”, “Ya
yanlışyaparsam”, “Ya onun zarar görmesinden ben sorumluysam” gibi.
D. Büyüsel düşünce: “Bir şeyi düşünmek, onun oluşumuna sebep olmaya
yol açar” gibi.
E. Düşünce ile eylemin kaynaşması: “Bir şeyi düşünmekle onu yapmak
aynıdır”, “Eşimi düşüncelerde aldatmakla, onu gerçekte aldatmak aynışeydir” gibi.
F. Düşüncelere aşırıdeğer verme: “Kötü veya çılgınca bir düşünce aklıma
geliyorsa, bu kötü ve çılgın olduğumun göstergesidir”, “Düşüncelerim bana gerçek
kişiliğimin nasıl olduğunu gösterir” gibi.
G. Belirsizliğe tahammülsüzlük: “Her şeyden %100 emin olmalıyım, emin
olmadığım takdirde, belirsizliğin oluşturduğu sıkıntıya dayanamam” gibi.
H. Felaketleştirme; “Ağzımdaki yara ve halsizliğim kesin olarak AİDS
olduğumu gösteriyor” gibi.
İ. Aşırısorumluluk: “Zararıönleyememek, zarara neden olmakla aynıdır”
gibi.
J. Kötümser yönde yanlılık: “Kötü bir şey olacaksa, bunun bana veya
yakınlarıma olma riski diğerlerine olmasından çok daha fazla” gibi.
Obsesif kompulsif bozukluğun nörobiyolojisi
OKB”de izlenen obsesyonlar ve kompulsiyonlarla ilişkili olarak beyinde nelerin
etkilendiği halen tam olarak açıklanamamıştır. Ancak psikopatolojileri psişik veya
organik etyolojilerine göre dualistik bir yaklaşım içerisinde incelemek konunun
anlaşılmasında kısıtlayıcı olacaktır. Farklı alanlarda sürdürülen biyolojik
araştırmalardan gelen bilgilerin eşliğinde, beynin bilişsel süreçleri tanındıkça, klinik
araştırmaların ışığında bir senteze varabilmek mümkün olabilecektır.
Kaynak: İLAÇ ALMAYAN OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUKLU HASTALARIN
NÖROPSİKOLOJİK DEĞERLENDİRİLMESİ
Taner ÖZNUR
J.Tbp.Yzb.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi
Haydarpaşa Eğitim Hastanesi
Psikiyatri Servisi
UZMANLIK TEZİ
olarak hazırlanmıştır.
İSTANBUL
2006
İNSAN İLİŞKİLERİ Kategorisindeki Son Yazılar
- Ayakkabım Yok. Ayağım var.
- Yaşlılık Halleri
- Evlilik ve Erkekler
- Fen ve Anadolu Liselerine Öğretmen Atamada Değişiklikler
- Çocuğunuz Ağlıyorsa. (video)
- Çocuklarınızdan Fazla Stres Yapmayın.
- Rehber Öğretmenlerin Ek Ders Yanlışı Düzeltildi
- 2010 YGS ve LYS Sınav Tarihleri
- Erteleme Hastalığı
- Beni Çok Etkiledi. Belki Sizi de Etkiler.
--Toplam Okunma: 295 --Bugünkü Okunma: 2 --
anadolu üniverstesi pdr öğrencsym..kaynak tarama dersnde arştrdığm bir konu.gerçekten günlük hayatta sık rastladığımız bir davranış bozukluğu.bilgiler için teşekürler
lütfen bana alıntı yaptığınız konunu kaynaklarını yazabilirmisiniz.