<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolojik Danışman &#187; değişen haberler</title>
	<atom:link href="http://www.psikolojikdanisman.org/tag/degisen-haberler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.psikolojikdanisman.org</link>
	<description>Karanlıktan Aydınlığa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:06:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Türk Psikolojik ve Danışma ve Rehberlik Derneği Basın Açıklaması</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/turk-psikolojik-ve-danisma-ve-rehberlik-dernegi-basin-aciklamasi.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/turk-psikolojik-ve-danisma-ve-rehberlik-dernegi-basin-aciklamasi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 20:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pdr Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[değişen haberler]]></category>
		<category><![CDATA[kendiliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[PDR]]></category>
		<category><![CDATA[Psiko]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Danışma ve Rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[rehberlik]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[Türk PDR]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[”PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK MEZUNLARI MESLEK YASASI İSTİYOR” Sağlık Bakanlığı Türk Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine mesleği serbest olarak uygulayan Psikolojik Danışmanların “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” ofislerinin kapatılmasının istendiği bir genelge yayınlamıştır.  Bu genelge Türkiye’de hekimlerin mesleklerini nasıl icra edebilecekleri ve Sağlık bakanlığı ile ilişkilerini düzenlemek amacıyla 14 Nisan 1928 yayınlanan “Tababet ve Şuabatı San’atlarınının Tarzı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-242" title="logo" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2011/01/logo-150x130.gif" alt="" width="150" height="130" />”PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK MEZUNLARI</div>
<div id="_mcePaste">MESLEK YASASI İSTİYOR”</div>
<div id="_mcePaste">Sağlık Bakanlığı Türk Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine mesleği serbest olarak uygulayan Psikolojik Danışmanların “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” ofislerinin kapatılmasının istendiği bir genelge yayınlamıştır.  Bu genelge Türkiye’de hekimlerin mesleklerini nasıl icra edebilecekleri ve Sağlık bakanlığı ile ilişkilerini düzenlemek amacıyla 14 Nisan 1928 yayınlanan “Tababet ve Şuabatı San’atlarınının Tarzı İcrasına</div>
<div id="_mcePaste">Dair Kanun” ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan yönetmeliklere göre gerçekleştirilmiştir.Bu Psikolojik Danışma Merkezleri’nin büyük bir kısmı Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi bu alanda profesyonel</div>
<div id="_mcePaste">düzeyde lisans, yüksek lisans ve Doktora derecelerine sahip kişiler tarafından çalıştırılmaktadır. Bu kişilerin tüm mesleki bilgi ve becerileri hiçe sayılarak meslek onuruna zarar verecek şekilde, yapılan kapatmalar halkın önünde aslında gerçekten diploma sahibi ve saygın kişileri küçük düşürmektedir. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezlerinde bu güne kadar kaçak bir iş yapılmamıştır. Sayıları oldukça fazla olan,</div>
<div id="_mcePaste">vergilerini ödeyerek sadece mesleklerini serbest olarak icra etmek isteyen Psikolojik Danışmanların çok ciddi bir mağduriyetleri söz konusudur.Bu yasa genelde tüm sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ile</div>
<div id="_mcePaste">ilgilidir. Özelde ruh sağlığı hizmetleri ile ilgili değildir. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, halen yürürlükte olan bu yasayı tanımakta ve kanun ve kurallara uygun bir Sivil Toplum Örgütü olarak çalışmalarını yürütmektedir. Ancak 72 yıl önce ülke koşullarına göre çıkarılmış bir yasanın Ülkemizin gerekli kıldığı ruh sağlığı hizmetlerinin yerine getirilmesinde yetersiz kaldığına inanmaktadır. Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri özellikle tıbbi modelin öngördüğü, teşhis ve tedavi’yi esas alan bir anlayışla yapılmaktadır. Ruh sağlığı hizmetinde tıbbi modeli benimseyerek özellikle gelişimsel ve sosyal modelleri dışlayarak psikolojik danışma hizmeti almak için gelen her bireye “hasta” şeklinde yaklaşmanın “bu kişiye bir “teşhis” koymaya çalışmanın sonra da “tedavi etme” anlayışının uygun olmadığı değerlendirilmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">“Psikolojik Danışma Merkezleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasaya dayanılarak kapatılıyor”  “Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasa ile düzenlenmemelidir.”“Tıbbi model tek başına yeterlimidir”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetlerinin serbest olarak icrasına neden karşı çıkılmaktadır?Çocuklar, yetişkinler, aileler psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti almak istediklerinde nereye gideceklerdir? Bu hizmet çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında ve mesleği serbest icra eden psikolojik danışmanlardan alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı, özellikle psikiyatristlerin talepleri doğrultusunda serbest çalışanların yerlerini kapatmayı talep etmektedir. Bu meslek elemanları aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında da çalışmaktadır. Özellikle Psikolojik Danışman ve Psikologların kabul kurumlarında çalışmalarına itiraz edilmeyip, mesleklerini serbest icra etme taleplerinde bulunmaları durumunda itiraz edilmesi sanırım eldeki pazarı kaybetme kaygısından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı da tıpkı diğer alanlar da olduğu gibi kökleşmiş bir lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi bulunmakta, bu konuda araştırmalarla bir literatür oluşmuş durumdadır. İşlevini yitirmiş olan birkaç yasanın arkasına sığınarak 	Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi meslek alanlarının üreteceği hizmetten toplumu mahrum bırakmamak gerekir.Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerini sunan meslek elemanı sayısı ve uzmanlaşma alanları oldukça sınırlıdır. Ruh sağlığı alanında toplumda gereksinim duyulan hizmetlerin çeşitli meslek grupları tarafından sunulması ve bu meslek grupları tarafından da hizmetin toplumda gereksinim duyan tüm bireylere ulaştırılması gerekmektedir. 	Tıp dışında ruh sağlığı alanında hizmet sunumuna katkıda bulunabilecek psikoloji, sosyal hizmetler, fizik tedavi ve rehabilitasyon, konuşma terapisi gibi meslek alanlarına benzer olarak, psikolojik danışma meslek alanının da mesleki eğitim, akreditasyon ve uygulamalarına ilişkin yasal düzenlemeler henüz gerçekleştirilememiştir. Psikolojik yardım sağlama ve koruyucu ruh sağlığı alanında</div>
<div id="_mcePaste">katkı sağlayan Psikolojik Danışma ve Rehberlik Mesleğinin, kendi sınırları yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi konusunda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik derneği çalışmalarını yürütmektedir. Sürekli değişen ve gelişen insana hizmet veren yardım mesleği olarak, psikolojik danışmanlarında niteliklerini sistemli olarak sürekli geliştirmek, süpervizyon hizmeti vermek ve meslek etiğine uymayan meslek</div>
<div id="_mcePaste">elemanlarına karşı etik denetimi sağlamak gerekmektedir. Psikolojik danışma alanında yetişme, akreditasyon, staj,mesleki uygulamalar, mesleğe giriş, meslekte kalış ve meslekten çıkarılmayı düzenleyen uygulamalara ilişkin konularda bir meslek yasasına gereksinim vardır.Sağlık hizmetleri içinde özellikle ruh sağlığı hizmetleri, farklı uzmanlık alanlarına sahip meslek gruplarının, bu konuda</div>
<div id="_mcePaste">ciddiyetle hazırlanmış yasal düzenlemeler ile sağlanan koşullarda, hizmet üretmesini gerekli kılan bir hizmet alanıdır.</div>
<div id="_mcePaste">Gelişmiş batı ülkelerinde ve Avrupa Birliği ülkelerinde de ruh sağlığı hizmetleri birçok meslek alanının hizmet sunumu ile işleyen bir hizmet alanıdır. Avrupa birliği ülkesi olarak, meslek elemanı yetiştirme koşullarında örnek alınabilecek İngiltere’de aralarında psikolojik danışmanın da bulunduğu meslek alanları “Ruh sağlığı hizmetleri ekip çalışmasını gerektirir. Sadece psikiyatrisiler ile yürütülemez. Psikolojik Danışmanlar, Psikologlar, Sosyal Hizmet Uzmanları bu ekibin ayrılmaz parçalarıdır.”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı mezunları meslek yasasını istiyor”“Yurtdışında ruh sağlığı hizmetleri nasıl yapılıyor?” “Her mesleğin toplumda yeri vardır. Hiçbir meslek çok değerli veya az değerli değildir.” “Meslek yasası olan meslekler, meslek yasası olmayan meslekler üzerinde tahakküm kurmak istiyor.”ve hizmet sunum ölçütleri belirlenmiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Psikolojik Danışma ve Rehberlik burada sağlık hizmetleri sınıfında bulunan bir meslek alanı olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde bireylerin psikolojik sağlığını ve kişisel gelişimlerini destekleyen onlara, kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik hizmetleri sunan özel kurumların eriştiği seviye, gelişmiş ülkelerden çok geri olduğu gibi, maalesef gelişmekte olan bir kısım ülkelere göre de geri bulunmaktadır. Özel merkezlerden alınan psikolojik yardımlar denetim altında olmadığı takdirde profesyonel olmayan yardımların sunulmasının önüne geçilemez. Böyle bir durumdan da en çok psikolojik yardım gereksinimi duyan kişiler olumsuz etkilenecektir. Bu kurumların kamuoyunun güven ve takdirini kazanarak daha çok itibarlı kurumlar olması ve etkili psikolojik danışma hizmeti sunabilmeleri bu kurumlar için oluşturulacak bir “Meslek Birliği ve Meslek Odası” ile mümkün olabilecektir. Psikolojik danışma hizmetlerinin bu alanda yetişmiş uzman kişiler tarafından sunularak toplumda özellikle psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri artıkça karşılaştıkları sosyal ve toplumsal problemlerin çözümünde, genç nesillerin kişisel, eğitsel ve mesleki özelliklerine, gelişimlerine ve yönlendirilmesine katkı sağlama konusunda psikolojik danışmanlar meslek odası ve birliği kurulması fayda sağlayacaktır. “Mesleki faaliyetleri kolaylaştırmak, mesleğin genel inanç ve kurallarına uygun olarak psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti veren kurumların gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve toplum ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak; meslek disiplini ve ahlakını korumak” amacı güden, kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine sahip bir meslek kuruluşu olarak, toplumu oluşturan bireylerin kişisel gelişimlerine katkı getireceği düşüncesi ile “Psikolojik Danışmanlar Meslek Odası ve Birliği”nin kurulmasına ivedilikle gereksinim duyulmaktadır. Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ’ın açıklamaları ve bir çerçeve yasa çıkarılarak ruh sağlığı alanında hizmet sunabilecek meslek alanlarını kapsayan bir çerçeve yasanın çıkarılması hazırlıkları konusundaki çabası büyük bir memnuniyetle desteklenmektedir. Ülkenin ruh sağlığı alandaki ihtiyaçlarını gidermeye yönelik kapsayıcı bir yasanın özellikle toplumun ruh sağlığı ihtiyacını gidermede</div>
<div id="_mcePaste">yarar sağlayacağı değerlendirilmektedir.</div>
<div id="_mcePaste">Kamuoyuna saygı ile duyurulur,</div>
<div id="_mcePaste">Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği</div>
<div id="_mcePaste">Yönetim Kurulu Adına</div>
<div id="_mcePaste">Doç. Dr. Tuncay Ergene</div>
<div id="_mcePaste">Genel Başkan</div>
<p>”PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK MEZUNLARIMESLEK YASASI İSTİYOR”    	Sağlık Bakanlığı Türk Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine mesleği serbest olarak uygulayan Psikolojik Danışmanların “Psikolojik Danışma ve Rehberlik” ofislerinin kapatılmasının istendiği bir genelge yayınlamıştır.  Bu genelge Türkiye’de hekimlerin mesleklerini nasıl icra edebilecekleri ve Sağlık bakanlığı ile ilişkilerini düzenlemek amacıyla 14 Nisan 1928 yayınlanan “Tababet ve Şuabatı San’atlarınının Tarzı İcrasına Dair Kanun” ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan yönetmeliklere göre gerçekleştirilmiştir.Bu Psikolojik Danışma Merkezleri’nin büyük bir kısmı Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi bu alanda profesyonel düzeyde lisans, yüksek lisans ve Doktora derecelerine sahip kişiler tarafından çalıştırılmaktadır. Bu kişilerin tüm mesleki bilgi ve becerileri hiçe sayılarak meslek onuruna zarar verecek şekilde, yapılan kapatmalar halkın önünde aslında gerçekten diploma sahibi ve saygın kişileri küçük düşürmektedir. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Merkezlerinde bu güne kadar kaçak bir iş yapılmamıştır. Sayıları oldukça fazla olan, vergilerini ödeyerek sadece mesleklerini serbest olarak icra etmek isteyen Psikolojik Danışmanların çok ciddi bir mağduriyetleri söz konusudur.Bu yasa genelde tüm sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ile ilgilidir. Özelde ruh sağlığı hizmetleri ile ilgili değildir. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği, halen yürürlükte olan bu yasayı tanımakta ve kanun ve kurallara uygun bir Sivil Toplum Örgütü olarak çalışmalarını yürütmektedir. Ancak 72 yıl önce ülke koşullarına göre çıkarılmış bir yasanın Ülkemizin gerekli kıldığı ruh sağlığı hizmetlerinin yerine getirilmesinde yetersiz kaldığına inanmaktadır. Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri özellikle tıbbi modelin öngördüğü, teşhis ve tedavi’yi esas alan bir anlayışla yapılmaktadır. Ruh sağlığı hizmetinde tıbbi modeli benimseyerek özellikle gelişimsel ve sosyal modelleri dışlayarak psikolojik danışma hizmeti almak için gelen her bireye “hasta” şeklinde yaklaşmanın “bu kişiye bir “teşhis” koymaya çalışmanın sonra da “tedavi etme” anlayışının uygun olmadığı değerlendirilmektedir. 	“Psikolojik Danışma Merkezleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasaya dayanılarak kapatılıyor”  “Türkiye’de ruh sağlığı hizmetleri 72 yıl önce çıkarılmış bir yasa ile düzenlenmemelidir.”“Tıbbi model tek başına yeterlimidir”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetlerinin serbest olarak icrasına neden karşı çıkılmaktadır?Çocuklar, yetişkinler, aileler psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti almak istediklerinde nereye gideceklerdir? Bu hizmet çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında ve mesleği serbest icra eden psikolojik danışmanlardan alınmalıdır. Sağlık Bakanlığı, özellikle psikiyatristlerin talepleri doğrultusunda serbest çalışanların yerlerini kapatmayı talep etmektedir. Bu meslek elemanları aynı zamanda kamu kurum ve kuruluşlarında da çalışmaktadır. Özellikle Psikolojik Danışman ve Psikologların kabul kurumlarında çalışmalarına itiraz edilmeyip, mesleklerini serbest icra etme taleplerinde bulunmaları durumunda itiraz edilmesi sanırım eldeki pazarı kaybetme kaygısından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı da tıpkı diğer alanlar da olduğu gibi kökleşmiş bir lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi bulunmakta, bu konuda araştırmalarla bir literatür oluşmuş durumdadır. İşlevini yitirmiş olan birkaç yasanın arkasına sığınarak 	Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Psikoloji gibi meslek alanlarının üreteceği hizmetten toplumu mahrum bırakmamak gerekir.Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerini sunan meslek elemanı sayısı ve uzmanlaşma alanları oldukça sınırlıdır. Ruh sağlığı alanında toplumda gereksinim duyulan hizmetlerin çeşitli meslek grupları tarafından sunulması ve bu meslek grupları tarafından da hizmetin toplumda gereksinim duyan tüm bireylere ulaştırılması gerekmektedir. 	Tıp dışında ruh sağlığı alanında hizmet sunumuna katkıda bulunabilecek psikoloji, sosyal hizmetler, fizik tedavi ve rehabilitasyon, konuşma terapisi gibi meslek alanlarına benzer olarak, psikolojik danışma meslek alanının da mesleki eğitim, akreditasyon ve uygulamalarına ilişkin yasal düzenlemeler henüz gerçekleştirilememiştir. Psikolojik yardım sağlama ve koruyucu ruh sağlığı alanında katkı sağlayan Psikolojik Danışma ve Rehberlik Mesleğinin, kendi sınırları yetki ve sorumluluklarının belirlenmesi konusunda Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik derneği çalışmalarını yürütmektedir. Sürekli değişen ve gelişen insana hizmet veren yardım mesleği olarak, psikolojik danışmanlarında niteliklerini sistemli olarak sürekli geliştirmek, süpervizyon hizmeti vermek ve meslek etiğine uymayan meslek elemanlarına karşı etik denetimi sağlamak gerekmektedir. Psikolojik danışma alanında yetişme, akreditasyon, staj,mesleki uygulamalar, mesleğe giriş, meslekte kalış ve meslekten çıkarılmayı düzenleyen uygulamalara ilişkin konularda bir meslek yasasına gereksinim vardır.Sağlık hizmetleri içinde özellikle ruh sağlığı hizmetleri, farklı uzmanlık alanlarına sahip meslek gruplarının, bu konuda ciddiyetle hazırlanmış yasal düzenlemeler ile sağlanan koşullarda, hizmet üretmesini gerekli kılan bir hizmet alanıdır. 	Gelişmiş batı ülkelerinde ve Avrupa Birliği ülkelerinde de ruh sağlığı hizmetleri birçok meslek alanının hizmet sunumu ile işleyen bir hizmet alanıdır. Avrupa birliği ülkesi olarak, meslek elemanı yetiştirme koşullarında örnek alınabilecek İngiltere’de aralarında psikolojik danışmanın da bulunduğu meslek alanları “Ruh sağlığı hizmetleri ekip çalışmasını gerektirir. Sadece psikiyatrisiler ile yürütülemez. Psikolojik Danışmanlar, Psikologlar, Sosyal Hizmet Uzmanları bu ekibin ayrılmaz parçalarıdır.”“Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı mezunları meslek yasasını istiyor”“Yurtdışında ruh sağlığı hizmetleri nasıl yapılıyor?” “Her mesleğin toplumda yeri vardır. Hiçbir meslek çok değerli veya az değerli değildir.” “Meslek yasası olan meslekler, meslek yasası olmayan meslekler üzerinde tahakküm kurmak istiyor.”ve hizmet sunum ölçütleri belirlenmiştir. 		Psikolojik Danışma ve Rehberlik burada sağlık hizmetleri sınıfında bulunan bir meslek alanı olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde bireylerin psikolojik sağlığını ve kişisel gelişimlerini destekleyen onlara, kişisel, eğitsel ve mesleki rehberlik hizmetleri sunan özel kurumların eriştiği seviye, gelişmiş ülkelerden çok geri olduğu gibi, maalesef gelişmekte olan bir kısım ülkelere göre de geri bulunmaktadır. Özel merkezlerden alınan psikolojik yardımlar denetim altında olmadığı takdirde profesyonel olmayan yardımların sunulmasının önüne geçilemez. Böyle bir durumdan da en çok psikolojik yardım gereksinimi duyan kişiler olumsuz etkilenecektir. Bu kurumların kamuoyunun güven ve takdirini kazanarak daha çok itibarlı kurumlar olması ve etkili psikolojik danışma hizmeti sunabilmeleri bu kurumlar için oluşturulacak bir “Meslek Birliği ve Meslek Odası” ile mümkün olabilecektir. Psikolojik danışma hizmetlerinin bu alanda yetişmiş uzman kişiler tarafından sunularak toplumda özellikle psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri artıkça karşılaştıkları sosyal ve toplumsal problemlerin çözümünde, genç nesillerin kişisel, eğitsel ve mesleki özelliklerine, gelişimlerine ve yönlendirilmesine katkı sağlama konusunda psikolojik danışmanlar meslek odası ve birliği kurulması fayda sağlayacaktır. “Mesleki faaliyetleri kolaylaştırmak, mesleğin genel inanç ve kurallarına uygun olarak psikolojik danışma ve rehberlik hizmeti veren kurumların gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve toplum ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak; meslek disiplini ve ahlakını korumak” amacı güden, kamu kurumu niteliğinde, kamu tüzel kişiliğine sahip bir meslek kuruluşu olarak, toplumu oluşturan bireylerin kişisel gelişimlerine katkı getireceği düşüncesi ile “Psikolojik Danışmanlar Meslek Odası ve Birliği”nin kurulmasına ivedilikle gereksinim duyulmaktadır. Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ’ın açıklamaları ve bir çerçeve yasa çıkarılarak ruh sağlığı alanında hizmet sunabilecek meslek alanlarını kapsayan bir çerçeve yasanın çıkarılması hazırlıkları konusundaki çabası büyük bir memnuniyetle desteklenmektedir. Ülkenin ruh sağlığı alandaki ihtiyaçlarını gidermeye yönelik kapsayıcı bir yasanın özellikle toplumun ruh sağlığı ihtiyacını gidermede yarar sağlayacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p>Kamuoyuna saygı ile duyurulur,Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Yönetim Kurulu AdınaDoç. Dr. Tuncay ErgeneGenel Başkan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/turk-psikolojik-ve-danisma-ve-rehberlik-dernegi-basin-aciklamasi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkekliğin Kitabını Bu Kadın Yazdı&#8230;</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/erkekligin-kitabini-bu-kadin-yazdi.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/erkekligin-kitabini-bu-kadin-yazdi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2009 09:57:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[değişen haberler]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/erkekligin-kitabini-bu-kadin-yazdi.htm</guid>
		<description><![CDATA[Bu kadın artık yeter demiş. Ben kıskanıyorum erkeklerde olanın bende olmamasını. Bakın hele bizim Freud haklı mı çıktı ne? Tuğçe BARAN&#8217;ın köşe yazısı haberin devamında. Taksim’in ortasına penis heykeli öneriyorum Bizim kekolar, koca penisli eros heykellerini görünce pek bir hoş olurlar. Kıkırdarlar, kızarırlar, nereye bakacaklarını şaşırırlar, son çare deli gibi dalga geçerler. “Lan olm lan. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/alone.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="alone" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/alone-thumb.jpg" border="0" alt="alone" width="189" height="144" /></a> Bu kadın artık yeter demiş. Ben kıskanıyorum erkeklerde olanın bende olmamasını. Bakın hele bizim Freud haklı mı</p>
<p>çıktı ne? Tuğçe BARAN&#8217;ın köşe yazısı haberin devamında.</p>
<p><span id="more-99"></span></p>
<p>Taksim’in ortasına penis heykeli öneriyorum</p>
<p>Bizim kekolar, koca penisli eros heykellerini görünce pek bir hoş olurlar. Kıkırdarlar, kızarırlar, nereye</p>
<p>bakacaklarını şaşırırlar, son çare deli gibi dalga geçerler. “Lan olm lan. Şeye tapıyorlarmış lan.. Manyak bunlar</p>
<p>lan!” Ha sen çok geliştin de, “şeyine” tapmaktan vazgeçtin de, kalkmış eski insanlarla dalga geçiyorsun!</p>
<p>Sinirlendiğin zaman duyalım bakalım küfürlerini&#8230; Nereye ne yaptığını duyalım önce. Kimi anında neyinle</p>
<p>cezalandırıyorsan görelim önce bir. En vazgeçemeyeceğin organ nedir sorusuna cevap ver önce. Sonra karar verelim</p>
<p>gerçekten “neye” taptığını.</p>
<p>Dünya erkeklerinin yarısının gizli gizli kendi şeyine taptığını iddia ediyorum. En çok müridi olan şey: Penis.</p>
<p>Dinler boşuna bu kadar keskin değil. Ancak hadım bir erkek samimi bir inanan olabilir. Eh kesemeyeceğine göre,</p>
<p>günahla, ayıpla korkutup mümkün olduğunca küçülteceksin. Yoksa çok ciddi bir rakip yani.</p>
<p>***</p>
<p>Topa yine sert girdim, farkındayım. Ama ortalık gene leş gibi testosteron kokmaya başladı farkındaysanız.</p>
<p>Bir “erkekliktir” gidiyor.</p>
<p>Erkekliğin erdem, erkekliğin sempati, karizma, falan filan olduğunu söyleniyor. Sıkıştığı anda sevgilisini terk</p>
<p>ediveren endash ki o neredeyse bütün kariyerini yakmak uğruna kendisinin dibinden ayrılmamıştı- uyuşturucu</p>
<p>soruşturmasında “aman ismimi verme” diye korku tünellerine giren Hüsnü Dönekzurna erkekliğine laf edilmesine çok</p>
<p>bozulmuş. “Ben klarnet çalarım, klarnet de erkek enstrümandır” diye demelenmiş. Şakaysa komik değil, gerçekse çok</p>
<p>komik. Klarnet niye “erkek” enstrüman olsun? İnce uzun diye mi? Her ince uzun şey erkek midir? Solucan da mı bu</p>
<p>kategoridedir? Hadi öyle olsun diyelim niye “erkek” oluyor?</p>
<p>Ve daha önemlisi: Erkek olunca ne oluyor? Ben sana erkek olamazsın demedim, adam olamazsın dedim diye haykırmak</p>
<p>istiyorum. Hüsnügillere. Hepinize. Bütün plastik delikanlılara.</p>
<p>Erkek eşittir nedir ben anlamış da değilim.Delikanlılığın kitabını yazmaktan söz ediliyordu bir ara. Öyle bir zırva</p>
<p>vardı veya. “Delikanlığın kitabını yazacak adam” vs vs gibi.</p>
<p>Nedir iddia edilen delikanlılık, erkeklik açık ve net bir şekilde soruyorum.</p>
<p>Zira “ben erkekim uleyn” diye ortalıkta dolaşanların hepsine bakıyorum, ne kadar kaypaklık, kalleşlik, sözünden</p>
<p>dönme, boş alıp boş tutma, ahlaksızlık, hırsızlık, arsızlık, pişkinlik, yüzsüzlük, yalancılık, dilencilik, haraç,</p>
<p>dolandırıcılık, ailesini terk varsa hepsi bunlarda.</p>
<p>Hesapça “erkeklik” denilen ama bu hıyarların yapmak isteyip de becermedikleri ne kadar insani, yüksek şey varsa</p>
<p>onları da ne tuhaftır ki erkeklikleriyle böbürlenmeyen adamlar yapıyor.</p>
<p>Eli şeyinde aile babası, fakir dostu, kötü gün arkadaşı gördün mü hiç? Göremezsin.</p>
<p>Güya “delikanlı” olmayan, hasta çocuğunun başında sabaha kadar nöbet tutar, güya “ delikanlı” olan ötekiyse evden</p>
<p>çoktan tüymüş, kahve köşelerinde delikanlılık, errrkeklik nümeroları yapar. “Ben çocuuuma laf söyletmem.. Keserim</p>
<p>ulan..”</p>
<p>Git şeyini kes hıyar!</p>
<p>Freud, “kadınlarda penis kıskançlığı” olduğun öne sürmüştü. Çürütüldü falan ama Türkiye’de olup kıskanmamak</p>
<p>hakikaten mümkün değil.</p>
<p>Su, deri, kan ve bir takım başka dokulardan oluşan bir organdan nasıl BU KADAR güç alınır bir kadın olarak anlaması</p>
<p>güç. Malum şahıs da “ben erkek adamım, erkek adam böyle konuşur” demiş.</p>
<p>Küçükçük turşucuk içi dolu fıçıcık. Ne kadar çok şey sığıyor içine.. Vay babam vay. Bütün suçu at üzerine, rahatla.</p>
<p>Aynı zamanda bütün gücünü ve meşruiyetini de ondan al, rahatla. Ben değil o yaptı de, rahatla&#8230; Hakikaten güzel</p>
<p>iş&#8230;</p>
<p>Taksim’in ortasına cami yerine dev bir penis heykeli öneriyorum arkadaşlar. Madem memleketin yarısını ona tapıyor.</p>
<p>Bari dürüst olalım.</p>
<p><a href="mailto:mutlu.tonbekici@gmail.com">mutlu.tonbekici@gmail.com</a></p>
<p>Vatan Gazetesi</p>
<p>Haber Kaynağı: <a title="http://www.haber7.com/haber/20090307/Taksime-cami-yerine-penis-heykeli.php" href="http://www.haber7.com/haber/20090307/Taksime-cami-yerine-penis-heykeli.php">http://www.haber7.com/haber/20090307/Taksime-cami-yerine-penis-heykeli.php</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/erkekligin-kitabini-bu-kadin-yazdi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklar Görür Çocuklar Yapar…</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuklar-grr-ocuklar-yapar.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuklar-grr-ocuklar-yapar.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2009 21:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Baba Çocuk İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[değişen haberler]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[seçme videom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ocuklar-grr-ocuklar-yapar.htm</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar görürler ve yaparlar. Dağ başında yaşayan ve hiç insan görmeyen bir çocuk insan gibi davranabilir mi?  Çevresinde gördüğü hareket eden canlılar nasıl davranıyorlarsa o da öyle davranır.  Öyle ya bu çocuklar uzaydan gelmediler bir aile ortamında; annelerini babalarını görerek büyüdüler. Onların davranışlarını görerek yeni davranış kazandılar.?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar görürler ve yaparlar. Dağ başında yaşayan ve hiç insan görmeyen bir çocuk insan gibi davranabilir mi?  Çevresinde gördüğü hareket eden canlılar nasıl davranıyorlarsa o da öyle davranır.  Öyle ya bu çocuklar uzaydan gelmediler bir aile ortamında; annelerini babalarını görerek büyüdüler. Onların davranışlarını görerek yeni davranış kazandılar.?<a href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/pict4881.jpg"><img style="display: inline; border: 0px initial initial;" title="PICT4881" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/pict4881-thumb.jpg" border="0" alt="PICT4881" width="160" height="209" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuklar-grr-ocuklar-yapar.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk ve Oyun</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2009 18:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[0-6 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[12-18 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[6-12 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[değişen haberler]]></category>
		<category><![CDATA[günün haberi]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm</guid>
		<description><![CDATA[Ayşe İZCİ tarafından kaleme alınan güzel bir yazı. Çocuklar niçin oyun oynar hiç düşündünüz mü? &#160; Yapacak başka işleri olmadığı için mi? Yoksa ayak altında dolanıp anne-babalarını lüzumsuz yere meşgul etmemek için mi? Elbette hayır! Oyun çocuk için gerçek bir ihtiyaçtır ve onun bedensel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir. Oyun oynamak çocukluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-271" title="beysehir 090" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/beysehir-090-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />Ayşe İZCİ tarafından kaleme alınan güzel bir yazı.</p>
<p>Çocuklar niçin oyun oynar hiç düşündünüz mü?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yapacak başka işleri olmadığı için mi? Yoksa ayak altında dolanıp anne-babalarını lüzumsuz<span id="more-87"></span> yere meşgul etmemek için mi? Elbette hayır! Oyun çocuk için gerçek bir ihtiyaçtır ve onun bedensel, psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.<br />
Oyun oynamak çocukluk çağına özgü psikolojik, fizyolojik ve sosyal içerikli bir olgudur. Genellikle kendiliğinden doğan, içten, hür iradeye dayalı olarak ortaya çıkan oyun süreci çocuklar için neredeyse hayatî önem arzedecek kadar kıymetlidir.<br />
Çocuğumuzun hasta veya hastalanmak üzere olduğunu onun durgunluğundan, yani oynama isteksizliğinden anlamaz mıyız? Keza ağır hastalıkların pençesine düşmüş yavrular, hastanelerde yetişkinlerin bile katlanmakta güçlük çektiği yoğun tedaviler esnasında buldukları ilk fırsatta oyun oynamaya çabalarlar. İyileşip, hastaneden kurtulduklarında doya doya oyun oynamayı hayal ederler. Ziyaretçileri onlara hediye olarak oyuncak götürürler.<br />
Çocuğu olanlar bilir; bazen çocuklar kırk derece ateşle mücadele ederken, ateş düşürücü şurubun etkisiyle biraz olsun ferahladıklarında hemen gözleriyle oyuncaklarını ararlar. Hatta acil servislere oyuncaklarıyla giderler. Oyuncaklarıyla birlikte uyurlar. Neden acaba?<br />
&lt;strong&gt;Oyuncak deyip geçilebilir mi?&lt;/strong&gt;<br />
Oyun sürecini irdelemeden önce, burada oyuncağın çocuklar için taşıdığı anlam üzerinde birkaç söz söylemek gerekir.<br />
Oyuncak, adından da anlaşılacağı üzere çocukların oynamalarına yardımcı olmak üzere geliştirilmiş, kurgulanmış gerçek ya da hayalî işleve sahip araç ya da düzeneklerdir. Ne var ki bazı oyuncaklar çocukların gözünde bir oyun aleti olmanın ötesinde bir değere sahiptir. Oyuncağa atfedilen bu psikolojik anlam, oyuncağın maddi değerinden veya oyuncağın şeklinden- şemalinden tamamen bağımsızdır. Örneğin kırmızı oyuncak bir araba babayı sembolize ediyor olabilir. Anneannesinin hediye ettiği bir yumoşçuğa sarılarak uyurken, onun tatlı masallarını tekrar tekrar dinler gibi olur veya onun yumuşacık kucağındaymış gibi hissedebilir kendini. Çocuk, olumsuz duygularına bir çıkış noktası olarak da görebilir bir oyuncağını. En sevdiği bebeğini yere fırlatır ve der ki: “Altını ıslatmış!” Çocukların bir rafa kaldırdığı, çok özel anlarda oynadığı, dokunmaya imtina etttiği oyuncakları da vardır.<br />
Velhasıl, elden düşürülmeyen veya oynanmayan oyuncakların bir çocuk için ne anlama geldiği, kişilere özgü ayrı bir anlatım konusudur. Öğrenci yurtlarında 20-25 yaşına gelmiş olup, hâlâ oyuncak bebeğiyle birlikte uyuyan kız çocuklarının varlığı ilginçtir.<br />
&lt;strong&gt;Oyun hayatı, hayat oyunu&lt;/strong&gt;<br />
Bebekliğin ilk devrelerinden itibaren önce kendi basit hareketlerini tekrarlayarak oyuna dönüştüren çocuk, büyüdükçe daha karmaşık oyun süreçlerinin odağı ve müdavimi olur. Oyun çağını bebeklikle başlatmak mümkün, ancak bir üst sınır koymak kolay değildir. Büluğ çağıyla birlikte birey oyundan kopmaz, ancak daha az ilgilenir. Çünkü bu dönemde oyundan başka ilgilenilecek yeni keşiflerin peşindedir.<br />
Bilirsiniz ki bazı insanlar kocaman olurlar ama bir çocuk gibi hep oyuna düşkün kalırlar. Çocukluklarında yeterince oynayamamışlar mıdır? Çok oynamışlardır da, yetişkin yaşamda da o çocuksu mutluluğu mu aramaktadırlar? Sıkıntılarıyla başetmeye mi çalışmaktadırlar yoksa yetişkin yaşamın getirdiği sorumluluklardan kaçmak isteyip çocukluklarına geri mi dönmektedirler; anlamak gerekir.<br />
Oyun, çocuklar için o denli önemli bir ihtiyaçtır ki, ders çalışırken, yemeğini yerken, belki ağır bir iş yaparken, örneğin hamallık yaparken bile oyunsu bir tavır içine giriverirler.<br />
&lt;strong&gt;Oyunla öğrenme&lt;/strong&gt;<br />
Zor konu ve soyut kavramların öğretiminde eğitimciler oyun süreçlerinden medet umarlar. Çünkü bilinir ki, çocuklar oyun oynarken üst düzeyde bir öğrenmeyi de gerçekleştirebilirler. Ama öğrenilen konular genelde yetişkinlerin istedikleri bilgiler değildir, oyunun bilgileridir. Çocuk, yetişkinlerin yönlendirmesiyle oynadığını, yani oyununa dışsal bir beklenti katıldığını hissettiği anda o etkinlik oyun vasfını yitirir.<br />
Örneğin çocuğun zevk için kitap okuması ona bir oyun hazzı verir. Ancak öğretmeninin, “her gece yatmadan mutlaka yarım saat kitap okuyun” veya “on beş günde bir kitap okuyup özetini getirin” tarzındaki yönlendirmesiyle okunan kitaptan çocuklar oyun mutluluğu alamazlar. Bu şekilde kitap okumaya alıştırmaya çalışmak çocuklar için pek elverişli değildir. Onlara külfet gibi gelir, hatta okumaktan soğurlar.<br />
“İki oğlum arasında 5-6 yaş fark vardır. İlk oğluma özenle kitaplar alıp masallar okudum, okumayı sevdirmeye çalıştım. Çok başarılı olduğum söylenemez! İkinci oğlumu yetiştirirken tesadüfen bir özelliğin farkına vardım; ona da masallar okuyordum. O kendi kendine oynarken, masallardaki bazı olay ve kahramanları oyunlarında kullanmaya çabalıyordu. Zamanla oğlumla birlikte masalları kendi oyuncaklarımızla tiyatro gibi yaşayarak oynamaya başladık. Oyuncak plastik köpeği oyunda Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki kurt olabiliyordu, legolardan korkunç bir dev yapıyorduk veya cadının şatosunu inşa ediyorduk. Yerdeki halının yaprak desenlerinden oluşan şakacıktan ormanımızda çığlıklar atıyorduk, bazen masalı istediğimiz gibi değiştiriyorduk. Oğlum çok eğleniyordu. Henüz okul yaşına gelmeden okuyabilmek için büyük bir istek duymaya başladı. Okuyamadığı için eksiklik duyuyordu. Zamanla bir kitap kurduna dönüştü neredeyse. Çok okuyan, severek okuyan, hızlı okuyan ve yaşına göre kelime hazinesi geniş bir birey haline geldi. Yıllar sonra küçüklüğünü hatırlarken, okuduğumuz değil “oynadığımız” masalları ve oynarken yaşadığı mutluluğu unutamadığını ifade ediyor.”<br />
Oyunlar, oyuncaklı veya oyuncaksız, tek başına veya arkadaş ile oynanabilir. Her halükârda oyunun çocuklar açısından bir çok işlevi vardır. Bu işlevlerin çocuğun ruh ve beden sağlığı için ne denli önemli olduğunun farkına özellikle anneler varmış olsalardı, her gün yerleri defalarca cilalamayı bir tarafa bırakıp çocuklarıyla oyun oynarlardı. Çocukların evde oyuncaklarını özgürce yaymalarına izin verirlerdi, kızmazlardı ve onlarla bizzat kendileri de oynarlardı.<br />
Çocuğun oyuncağa olduğu kadar arkadaşa da ihtiyacı vardır. Bilinir ki çocuklar bir arkadaş buldukları zaman oyuncağa ihtiyaç duymayabilirler. Ne onları sokağa salıvermek ne de oyuncak odasına hapsetmek oyunun işlevlerini yerine getiremez.<br />
&lt;strong&gt;Çocuğun kişiliğinin aynası&lt;/strong&gt;<br />
Çocuk oyunları yaşa ve cinsiyete bağlı olarak çeşitlilik gösterebilir. Bununla birlikte çocuklar karma oyunlar oynamaktan da hoşlanırlar. Yaş itibarıyla sürekli olarak ya hep kendinden büyüklerle veya hep kendinden küçüklerle oynama temayülü gösteren, yaşıtlarıyla uyumlu bir şekilde oynayamayan çocuklar da vardır. Burada ilk akla gelen etmen zekâ seviyesidir. Yani çocuğun yaşıtlarından üstün veya düşük zekâ seviyesine sahip olduğu kanaatine varılır. Doğruluk payı olmakla birlikte, en az zekâ kadar kayda değer bir faktör de çocuğun sosyal olgunluk düzeyidir. Erken yaşlardan itibaren yaşıtlarıyla birlikte olma ve oynama fırsatını bulamamış çocuklar veya oynarken sürekli büyüklerin müdahalesine maruz kalmış çocuklar, yaşıtlarıyla sağlıklı iletişim kurmada, kendini ortaya koymada ve paylaşmada zorlanırlar.<br />
Şöyle örneklere rastlamak mümkün: Annesi çalıştığı için torununa bakmakta olan anneanne, çocukla ilgilenmede zorlandığı veya sıkıldığı zamanlarda konu-komşudan çocuğa arkadaş çağırır. Genellikle gelir düzeyi düşük seviyeden tercih edilen bu “ısmarlama” arkadaşa küçük bir hediye de verilir, oyunları da denetlenir. Bu çocuk, oynamak durumunda kaldığı bu çocuğun kapris ve şımarıklıklarına göz yummak zorunda kalır.<br />
Oysa gerçek bir oyun ortamında çocuklar bu gibi istenmeyen tavırlar karşısında birbirlerine oldukça tahammülsüzdürler. Sık sık tartışırlar, küsüşürler veya kavga ederler. Büyükleri tarafından kural konulmayan, fazla hoşgörüyle büyütülmüş, sülalenin tek vârisi, beş kız kardeşten sonra doğmuş erkek çocuk gibi ünvanları olan çocuklar bu açıdan şansızdırlar. Şişirilmiş benlikler, bir dediği iki edilmeyen bu çocuklar yaşıtlarıyla oynamakta oldukça zorlanırlar. Bunun aksi de olabilir; ailesi ve sosyal çevresi tarafından özgüveni desteklenmemiş çocuklar da yaşıtlarının oyunlarına katılmada oldukça çekingen davranabilirler.<br />
Çocukların oyun süreçleri gözlemlenerek onların ihtiyaçları, sorunları, özlemleri, korkuları, istekleri, kişilik özellikleri vs. hakkında tanımlamalar yapmak mümkündür. Çocuğun ileriki yaşamını önemli derecede etkileyecek, özel eğitim ve klinik destek almasını gerektirecek bir takım doğuştan gelen kişilik farklılıkları ve davranış bozuklukları çocuğun oyun ortamındaki tepkileri gözlemlenerek teşhis edilebilir. Hiperaktif ve atak çocuklar buna örnek gösterilebilir.<br />
&lt;strong&gt;Bir tedavi yöntemi &lt;/strong&gt;<br />
Grupla veya tek başına, içsel derinliği olan, bir güven ortamında doğal veya yapay cereyan eden oyun süreçlerinden tedavi maksadıyla da yararlanılmaktadır. Özellikle saplantı şeklindeki korkuların giderilmesi oyun yoluyla gerçekleştirilebilmektedir. Oyun sürecinde yer alan rol denemeleri, hayal ve fantaziler sayesinde çocuk kendi kendine psikolojik sağaltım yapmış olur. Mesela hemşire rolüne girerek iğne yapar. Bilinçaltı korkularını oyunda bilince çıkararak onlarla yüzleşir ve onlardan kurtulmayı dener.<br />
“Beş yaşındaki kızım iğneden ve aşı olmaktan çok korkuyordu. Aşı yapılacağı endişesiyle asla okula gitmek istemiyordu. Tanıştığı her çocuğa “sizin okulda aşı yapıyorlar mı?” diye soruyor, hayır cevabı alsa dahi inanmıyordu.<br />
Günün birinde hastanede bir kan testi yapılması gerekti. 3-4 kişi kolunu-bacağını tutarak güçlükle kanını aldılar. Korkmuştu ama canı pek de acımamıştı. Bunu kendisi sonradan itiraf etmişti. Bu olaydan sonra kızım evde oynarken bir şey dikkatimi çekti. En sevdiği ve kucağından neredeyse hiç indirmediği yumuşak tüylü oyuncak köpeğinin kolunu bağlıyor ve çekmeceden kendi bulmuş olduğu bir yorgan iğnesini köpeğine batırarak kan alıyordu !..<br />
Bu oyunu günlerce kendi kendine oynadı. Belli ki kendisi için travmatik yani zedeleyici bir yaşantıyı tekrar tekrar yaşayarak acı verici olmaktan çıkarıyordu. Bununla birlikte kendine acı veren hemşirenin rolüne girerek en sevdiği oyuncağına acı verici bir işlem yapıyordu. Oyuncağıyla yaşadığı üzücü olayı paylaşıyor, kısaca kendi kendine, oyun yoluyla iğne ve aşı olma korkusunu yeniyordu.”<br />
&lt;strong&gt;Şehirde yaşama şanssızlığı &lt;/strong&gt;<br />
Çocuk oyunları, saldırganlık eğilimlerinin ve enerji birikiminin zararsız bir şekilde kullanım ve yönlendirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Alan oyunları denilen kategoride çocuklar atlayıp-zıplayarak veya oyun araçları vasıtasıyla bir takım beceriler de geliştirirler. Zihin-kas koordinasyonu, algılama ve tepki verme hızı, kendini yaşıtlarıyla mukayese edebilme ve değerlendirme, oyun yoluyla mümkün olabilmektedir.<br />
Grup halinde oynanan alan oyunlarının sosyal gelişim ve uyum açısından da çocuklara önemli katkıları vardır. Oyunlar içerisinde farklı sosyal roller denenir, roller hakkında yeni bilgiler öğrenilir, kurallar konulur ve uymayanlara yaptırımlar uygulanır. Sosyal etkileşim, duyguların paylaşımı, olumlu veya olumsuz yaşantıların ifade edilebilmesi oyun ortamlarında sıkça görülür.<br />
Bu süreçler şüphesiz her çocuk için son derece önemlidir. Oyun içerisinde gerçekleşen sosyal öğrenme çocuklar için zevkli ve kalıcı olabilir. Ancak bu bilgiler ve davranış değişimleri her zaman “istenilen yönde” cereyan etmeyebilir.<br />
Ev oyunlarının daha az fiziksel aktiviteyi gerektirdiği ve zihin süreçlerine dayalı olduğu söylenebilir. Sessiz sinema, kelime bulma gibi oyunlar kültürel birikime dayalı ve öğrenme içeren süreçlerdir. Doğrusu, modern çağda çocuklara sunduğumuz ve onları saatlerce ekran karşısına çivileyen Atari ve bilgisayar oyunlarının çocuklar için yukarıda sayılan yarar ve işlevlerden hangilerini yerine getirdiğini, ne tür katkılar sağladığını doğrulayan görüş ve kuramlar henüz yazılmadı&#8230; İnternet kafelerde çocuk ve gençlerin oyun oynarken ne türden yararlı paylaşım ve aktarımlar yaptıkları da henüz meçhul !.. En basitinden bu cazibe mekânları çocuklara evden para çaldıracak kadar çekici olabiliyor.<br />
“On yaşındaki oğlum bilgisayara bir oyun yüklemiş. İmparatorluklar savaşını konu alan bir oyunmuş. Bir gün ağabeyiyle tartışmalarına kulak misafiri oldum: Ağabeyi ona, ‘Vatan hainisin sen oğlum!&#8217; diye çıkışıyordu. O da ağabeyine ‘Ne yapayım ağbi , defalarca Osmanlı&#8217;yı tuttum, hiç oyun kazanamadım; bir defacık Bizans&#8217;ı tuttum!&#8217; karşılığını veriyordu. Osmanlı ve Bizans imparatorluklarını savaştıran oyun CD&#8217;si öyle kurgulanmıştı ki, çocuğun oyun kazanabilmesi için kendi ülkesiyle değil, düşmanıyla özdeşleşmesi gerekiyordu.”<br />
Bu tarz oyunlarla da şüphesiz bir öğrenme gerçekleşiyor, lâkin kime ve neye yarıyor, zaman gösterir&#8230;<br />
&lt;strong&gt;Çocuklar çocukluğunu yaşamalılar &lt;/strong&gt;<br />
Çocuk oyunları merak ve heyecan uyandırıcı özellikleriyle de dikkat çekerler. Yarışlar, rekabetler doyasıya yaşanır. İcat ve keşiflere açıktır. Lider vasfını haiz karakterler grup oyunlarında kendini gösterir. Bazı büyük adamların çocukluk arkadaşları onlar hakkında konuşurlar. Ve daha o yaşlarda bir takım vasıflarından bahsederler.<br />
Kısaca oyun oynayamamış kimseler çocukluğunu “yaşanmamış” kabul ederler. Haksız da sayılmazlar yani&#8230;<br />
Kent çocukları oyun yönünden kasabalı çocuklara nazaran daha şanssızdırlar. Bir çoğu plastik oyuncak deposunu andıran odalarında kendi haline terkedilmiş durumdadırlar. Mümkün olduğu kadar erken yaşta, evden bir an önce kreş ve okul gibi kurumlara havale edilerek aileler üzerlerinden sorumluluklarını atmış olurlar. Çocuk gözünde durum aynen böyledir. Maalesef ki özel veya tüzel birçok okul öncesi eğitim kurumu “çocuk toplama kampına” benzemektedir. Okul çağı da yeterince oyuna açık değildir. Kentlerde sokak veya mahalle arkadaşlığı zaten çok sınırlıdır. Okullarda ise genelde ikili öğretim uygulaması olduğu için, çocuklar okul arkadaşlarıyla oynayacak zaman bulamamaktadırlar. Çalışan annelerin çocuklarının okul dışı zamanları da etüd merkezlerinde gelip geçmektedir.<br />
Özetle söylemek gerekirse: “Oyun” basit gibi görünen bir olgudur, ancak çocuklar söz konusu olduğunda çok ama çok ciddiye alınmalıdır.</p>
<p>Kaynak: Semerkand Dergisi 73. sayı 2005</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/ocuk-ve-oyun-2.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

