<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikolojik Danışman &#187; psikolojik</title>
	<atom:link href="http://www.psikolojikdanisman.org/tag/psikolojik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.psikolojikdanisman.org</link>
	<description>Karanlıktan Aydınlığa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 19:06:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>UNICEF ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Psikososyal Destek Eğitim Programı&#8217;na Devam Ediyor</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/unicef-ve-aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi-psikososyal-destek-egitim-programina-devam-ediyor.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/unicef-ve-aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi-psikososyal-destek-egitim-programina-devam-ediyor.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 08:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[PDR Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Pdr Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sarsıntı (Travma)]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve sosyal politikalar bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek]]></category>
		<category><![CDATA[unicef]]></category>
		<category><![CDATA[van depremi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/?p=342</guid>
		<description><![CDATA[16 Ocak, Ankara - UNICEF ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Psikososyal Destek Eğitim Programı ile sosyal destek uzmanları yetiştirmeye devam ediyor. Ankara&#8217;da 2.si gerçekleştirilen 3 günlük eğitim programı ile psikososyal destek uzmanları acil durumlara müdahale ve destek konusunda eğitiliyor. Eğitimin sonunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşarı Kenan Bozgeyik and UNICEF Turkiye Temsilcisi Dr. Ayman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-343" title="unicef" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2012/01/unicef-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" />16 Ocak, Ankara -</strong> UNICEF ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Psikososyal Destek Eğitim Programı ile sosyal destek uzmanları yetiştirmeye devam ediyor. Ankara&#8217;da 2.si gerçekleştirilen 3 günlük eğitim programı ile psikososyal destek uzmanları acil durumlara müdahale ve destek konusunda eğitiliyor.</p>
<p>Eğitimin sonunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşarı Kenan Bozgeyik and UNICEF Turkiye Temsilcisi Dr. Ayman Abulaban&#8217;dan sertifikalarını alan uzmanlar Van&#8217;daki depremzedelere yardım için çalışmalara başladılar.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.unicef.org.tr/tr/content/article/944/unicef-ve-aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi-psikososyal-destek-egitim-programi-na-devam-ediyor.html">http://www.unicef.org.tr/tr/content/article/944/unicef-ve-aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi-psikososyal-destek-egitim-programi-na-devam-ediyor.html</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/unicef-ve-aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi-psikososyal-destek-egitim-programina-devam-ediyor.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şu Sıralar Psikolojinize Dikkat!</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 21:45:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkadaşlık İlişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[İş Hayatımızdaki İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yetişkin Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[eylül ayı]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[intiharlar]]></category>
		<category><![CDATA[mart ayı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim geçişleri]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[rehber öğretmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm</guid>
		<description><![CDATA[En fazla intiharların mart ve eylül aylarında olduğunu biliyor muydunuz? Mevsim geçişleri her zaman için insanların psikolojilerini etkileyen faktörlerden birisi olmuştur. İnsan vucudunun belirli bir mevsim şartına alışmış olması ve mevsimin değişmesinin insanın vucut dengesini alt üst etmesi dolaylı olarak da psikolojisini etkilemektedir. İnsan vucudu bulunduğu durumu devam ettirmek ister. Kış mevsiminde dışarıya çıktığımız zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En fazla intiharların mart ve eylül aylarında olduğunu biliyor muydunuz?</p>
<p>Mevsim geçişleri her zaman için insanların psikolojilerini etkileyen faktörlerden birisi olmuştur.<span id="more-227"></span><a class="highslide" onclick="return vz.expand(this)" href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2010/04/Resimlerim_20091018-üüü.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-226" title="Resimlerim_20091018-üüü" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2010/04/Resimlerim_20091018-üüü.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a></p>
<p>İnsan vucudunun belirli bir mevsim şartına alışmış olması ve mevsimin değişmesinin insanın vucut dengesini alt üst etmesi dolaylı olarak da psikolojisini etkilemektedir.</p>
<p>İnsan vucudu bulunduğu durumu devam ettirmek ister. Kış mevsiminde dışarıya çıktığımız zaman havanın sıcaklığı belirli bir seviyededir. Bu kış mevsimi boyunca hemen hemen aynı şekilde devam eder. Fakat mevsim değişikliklerinin bir anda olması insanın mevcut durumundan kurtulup yeni duruma alışma süresini de ortadan kaldıracağından veya azaltacağından dolayı bir takım olumsuzluklar görülmesi olasılığı daha da artacaktır.</p>
<p>Bu durumda insanların biraz daha fazla hassas olmaları, sinirlerinin daha dayanaksız olması ve tepkilerinin anlık ve beklenmeyen bir şekilde olması gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Bu olumsuzluklardan kurtulmanın ilk şartı tabi ki insanın kendini zorlaması ve sakin olmak için normalden daha fazla çaba sarfetmesidir. Bunun yanında hafif beden egzersizlerinin, ılık duşların da faydası görülebilir. Yemek düzeninin korunması ve daha hafif yemeklerin tercih edilmesi de uygun düşer. Sulu gıdalar ve doğrudan veya dolaylı (çay gibi) su tüketimi de dengemizi korumamıza yardım edecektir.  Unutmayalım ki bize normal gelen davranışlarımız aslında mevsim geçişlerinin etkilerinin sonucu olabilir.</p>
<p>Düzenli yaşamı olan insanların mevsim geçişlerinden daha az etkilendiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/su-siralar-psikolojinize-dikkat.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık Halleri</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GENEL PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşlılık Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm</guid>
		<description><![CDATA[Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır. Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_icerikLb"><strong>Yaşlanma insanoğlu için kaçınılmaz birsüreç. Yaşlılık kapıya dayandığında kimi vakar ile boyun eğip karşılar,kimi ise bir söyleyip beş kahkaha atarak kendince yıllara meydanokuduğunu sanır. Örümcek ağına kapılmış kelebek gibi kurtulma ümidiyleçırpınır durur. Oysa kendisi de çok iyi bilmektedir ki bu çabalarboşunadır.</strong></span></p>
<p>Çocukların sıkça sorduğu bir bilmece vardır: “Önce dört ayaklı, sona iki ayaklı, en sonunda üç ayaklı olan canlı nedir?” Bu kolay bilmecenin cevabı “insan”dır. Emekleyen bebek dört ayaklı, genç insan iki ayaklı ve elinde bastonu ile ayakta durabilen yaşlı insan ise üç ayaklı tanımlanır.</p>
<p>Bilmecenin şakası bir tarafa, gerçekten de yaşlı insanın bedenen ve ruhen ayakta durabilmesi için maddi ve manevi desteğe ihtiyacı vardır. Maddi destek bir derece kolay. Asıl olan, yaşlılara son demlerinde manevi desteklerimizle yardımcı olabilmek. Peki ama nasıl?</p>
<p>Allah ömür verirse bir gün bizim de kapımızı çalacak olan yaşlılık dönemi hakkında bilinçli olursak, manevi sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirebiliriz.</p>
<p><strong>Ömrün hazan mevsimi</strong></p>
<p>Doğumla birlikte insanoğluna bahşedilen sıhhat, algılama gücü, tepki verme, davranış kapasitesi, hafıza gibi beşeri vasıflar yaşlandıkça veda etmeye başlar. Bünye en sıhhi gıdalardan eskisi gibi yararlanamaz. Hastalıklar gelir, kalıcı olur. Duygulanma bozuklukları ortaya çıkar, direnç azalır. Kırklı yaşlardan sonra karşılaşılan olaylara daha duygusal değerlemeler yapılır ve depresif eğilimler baş gösterir. Yaş ilerledikçe vücut azaları işlevlerini güçlükle yapar hale gelir.</p>
<p>Beyin de şüphesiz bu yıpranmadan payını almaktadır; sağlıklı düşünemez, uygun tepkiler gösteremez, kendi organlarına hükmünü geçiremez. Altmışlı yaşlara gelindiğinde ‘ne yesem yavan geliyor, ağzımın hiç tadı yok’ durumu hasıl olmuştur. Bu yakınma doğrudur, çünkü artık dilin tat alma işlevi bu yaşlarda yarı yarıya azalmaktadır. Eller titremeye, gözler az görmeye başlar. Neredeyse tüm yaşlıların dualarında elden-ayaktan düşmeden, çoluğa-çocuğa yük olmadan ruhunu teslim edebilme temennisi yer alır. İlâhi hükme boyun eğilir.</p>
<p><strong>Geçmiş zamanların yansıması</strong></p>
<p>Eski kuşakların yeni nesillerden çok daha sağlıklı olduğunu müşahede ederek yaşadığımız çağa sitemkâr oluruz. Etrafımızda ender de olsa rastladığımız asırlık delikanlıların ya da Osmanlı hatunlarının hallerine gıpta ederek uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarına dair ipuçları almaya yelteniriz.</p>
<p>Elbette yaşlılık herkesi aynı yönlerden ve eşit oranda yıpratmıyor. Bazısının gözü önünü göremez olduğu halde, hafıza kayıtları “bilgisayar gibi” yerinde duruyor. Bazısının keskin kulakları fısıltıları bile işitiyor, ancak sorsanız evladını tanıyamaz, az önce ne yediğini hatırlayamaz.</p>
<p>Şayet bireyin bebeklik, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik çağlarına ilişkin gelişim görevleri eksik kalmış, olgunlaşmasını tamamlayamamış ve psiko-sosyal işlevlerini yerine getirememişse, yaşlılık dönemi daha zedeleyici geçecek demektir. Bu elverişsiz altyapı, zamanında ve yeterince karşılanmamış maddi ve manevi ihtiyaçların oluşturduğu baskı ve gerilim, yaşlılık çağında bir takım düşünce ve muhakeme bozukluklarına, anormal davranışlara neden teşkil edecektir.</p>
<p>İyi bir aile ortamı, tatminkâr bir evlilik süreci gibi sosyal koşullar bireyin yaşlanma sürecindeki olumsuzlukları en aza indirecektir.</p>
<p>Bu arada beslenme tarzı, yaşam çevresi ve kalıtsal faktörleri de şüphesiz göz ardı etmemek gerekir. Çünkü vücut kimyası ile insan davranışı ve psikolojisi arasındaki organik bağ, kayda değer bir sağlık etmeni olarak kabul görmektedir. Nitekim bazı Batı toplumlarında sıkça görülen Alzaimer, Parkinson gibi organik kökenli nevrotik hastalıkların nedenleri bu tür faktörlere dayandırılmakta, özellikle alkol kullanımı ile ilişkisine dikkat çekilmektedir.</p>
<p><strong>Yalnızlık korkusu, ilgi arayışları</strong></p>
<p>Yaşlılık belirtilerinin psiko-patolojik yani ruhsal açıdan normal kabul edilemeyen görünümlerine bakıldığında, ilk sıralarda hezeyanların ve yarına ait bilinmezliğin, yalnızlık korkularının yer aldığı görülür. Eşlerden birinin ölümü de, her ne kadar hayatta iken “geber de kurtulayım” noktasında bile olsa, bir yaşlının psikolojisini çökerten, depresyona iten temel sebeplerin başında gelir. Ağlama nöbetleri, ölmeyi bekleme, ani felçler, giden eşin ardından geriye kalanlardır.</p>
<p>Kadın yaşlılarda sıkça görülebilen ruhanî varlıklar tarafından korkutulma hezeyanlarının geri planında yalnızlık korkularının varlığı kolayca algılanabilir. Sonrasında sık sık yapay olarak hastalanıp, etrafın dikkatini üzerinde toplamaya çabalar ve her an kötü bir şey olabilir paniği ile yalnız bırakılmaması mesajını verir. Bazıları da kendi dünyalarına kapanmayı tercih ederler, kendileriyle yakınlık kurulmasına müsaade etmezler. Bir kısmı da yaşlı bakım evlerinde huzur arayışlarıyla vadelerini tamam ederler.</p>
<p>Cimrilik ve mal biriktirme, her iki cinste de görülebilen tipik davranışlardır. Bu rahatsızlığa düçar olanlar, en yakınlarının bile kendilerine menfaat için ilgi gösterdiklerine hükmederler. Kendilerine yapılan parayla alakalı şakaları ciddiye alıp tepki gösterirler. Onları bir çocuk gibi hoş görmek de bize düşer.</p>
<p>Çöp toplama ve bununla bağlantılı olarak ihtiyacı olmadığı halde dilenme de yaşlılıkta ortaya çıkabilen arızî davranışlardandır. Böyle hastalar, ömürlerinin bedenen sağlıklı olduğu son dönemlerini çöplüklerde yoğun mesai yaparak geçirirler. Çok çeşitli atık eşyalara ilgi duyanlar olduğu gibi, belirli bir tür tercihi olanlar da vardır. Topladıkları eşyaları satıp para kazanmak veya kullanarak değerlendirmek gibi bir niyetleri yoktur, zaten ihtiyaçları da yoktur. Sadece bir koleksiyoncu gibi topladıklarını biriktirirler. Yoksunluk güdülerini ve mahrumiyet hislerini gidermeye çabalarlar.</p>
<p>Bazı psikologlar bu tür toplama ve dilenme davranışlarının kaynağını erken çocukluk yıllarında yeterince karşılanmayan sevgi ihtiyacına indirgemektedirler. Yaşlılık, bireyin ikinci kez sevgisiz ve ilgisiz kaldığı bir çağ olursa, böylesi anormal davranışların ortaya çıkışı için uygun bir zemin oluşur. Birey tekrar çocukluğundaki mutsuzluğuna gömülür. Kaygıları artar, bunu telafi için de sevgi ve ilgi dilenciliğine çıkar. Gerçekte onun bakanı da vardır, parası da ama yine de avuç açıp dilenirler. Televizyonda topladıkları paraları harcamayıp biriktiren, miadı dolmuş banknot zengini tipleri görmüşsünüzdür. İşte onlar bu grup içinde değerlendirilir.</p>
<p><strong>Yapacak ne kaldı?</strong></p>
<p>Yaşam çevresine bağlı olarak varlığını hissettiren işi bitmişlik ve çöküntü psikolojisi üzerinde de dikkatle durmak gerekir. Pek çok kişi işine ve işyerine bir takım psikolojik vasıflar atfederek duygusal bağlar geliştirirler. İşyeri arkadaşlarının da bizim geleneksel kültürümüzde apayrı bir yeri vardır. İşte kentli insan için emeklilik bunların tümünü bir anda kaybetmek anlamına gelir.</p>
<p>Benliğini işe yaramazlık duygusu saran kişiler, çoğunlukla yaşlılığa geçişten kaynaklandığı zan-nedilen bir çöküntüye uğrarlar. Oysa aynı duygunun benzerini genç insanlar da işlerinden ayrıldıklarında hissedebilirler. Ancak onların gelecek için umutları, projeleri, beklentileri vardır.</p>
<p>Emeklilik dönemi, birkaç yıl farklılık olmakla birlikte hem kadın hem erkek için ‘yaş dönümü’ne rastlar. Cinsiyete ilişkin bir takım hormonal değişimlerin, performans kayıplarının ve bedensel yakınmaların yoğun olarak hissedildiği bu dönemler (ki, kadınlarda menopoz, erkeklerde andropoz çağı olarak adlandırılır) emeklilik psikolojisiyle birleştiğinde en hafif haliyle depresyona neden olur. Eşlerin birbirine destek olması şöyle dursun, herkes kendi derdinde olduğu için karşı taraftan anlayış bekler. Umduğunu bulamayınca sorunlar daha da artar.</p>
<p>Kırsal kesim insanları ve kısmen de olsa serbest meslek sahipleri neredeyse ömürlerinin sonuna dek işi bitmişlik duygusunu erteleyebilirler. Hatta işlerinin başında can verirler. Onları hayata bağlayan meşguliyetleri vardır. Yaşlı bir köylü bilir ki, ineği ya da tavukları onun eline bakmaktadır. Bir esnaf bir gün kepenk açamasa ahali onu merak eder, arayıp sorar.</p>
<p>Oysa emekli olmuş bir şehirlinin yaşam alternatifi çoğunlukla güzel havalarda parklarda ‘serseri mayın’ gibi dolaşmak, elverişsiz havalarda ise kahvehanelerde, uzun taş oynama seanslarının müdavimi olmaktır. İşi alkole vuranlar ise iradelerini felç ederek kendini unutmaya çalışanlardır. Keyif aldıklarını zannederler, ancak aslında intihar etmeyi ister bir psikolojileri vardır.</p>
<p><strong>İyi ki geleneklerimiz hâlâ yaşıyor</strong></p>
<p>Bazı sağlık sorunlarına rağmen, yukarıda sözü edilen düşünce ve davranış bozukluklarına yakalanmadan ömürlerinin sonuna kadar insanlık için ulvî hizmetlerle baş tacı olan nice er kişiler var ki, siz onları da yakınen tanımaktasınız.</p>
<p>Vakti zamanında bir Anadolu kasabasında ailecek muhterem bir zatın hasta ziyaretinde bulunmuştuk. Yine oraya hasta ziyaretine gelmiş olan bir alim kişi oradakilere şöyle bir vaazda bulunmuştu:</p>
<p>“İnsanoğlu nasıl şu dünyada misafir ise, ona bahşedilen maddi ve cismani nimetler de misafirdir. İşte sağlık da bunlardan biridir. Cenab-ı Hak bu sebeple kulunu yetmişinden sonra çocuk hükmüne koyar. Yani onun zahmetler içinde yapmış olduğu ibadetlerine büyük sevaplar yazar. Yapamadıklarını, kusurlarını ise kaale almamasını yazıcı meleklerine tenbihler. Sekseninden sonra ise kulunu ‘sabi’ hükmüne koyar.” Ne ferah sözler!</p>
<p>Sevinilecek bir husus şudur ki, hâlâ geleneksel kültürümüzün bir tezahürü olarak yaşlılarımıza sahip çıkıyoruz. Yıllar önce bir komşum vardı. Evin babaanne ve dedesi, oğlu, gelini ve dört torunu ile birlikte oturuyorlardı. Apartmanda yaşlıların bakımının zor olduğu gerekçesiyle iki katlı, bodrumlu, müstakil bir eve kiracı olarak gelmişlerdi. Önce mahalle halkı olarak onları çok kınadık. Çünkü yaşlı dede ve nineyi küçük dar pencereleri olan, yere gömülü bir bodrum odasına yerleştirmişlerdi. Dede asasına dayana dayana beş vakit namaza yakındaki camiye gidip geliyor, biraz dışarılarda güneşlenip kalan zamanını ninenin yanına inerek geçiriyordu. Sonradan anlaşıldı ki, ninecik beyin yıpranmasına bağlı ağır bir ruhî hastalığa yakalanmıştı. Ne yediğini ne dediğini biliyor, eli bağlanmasa necasetleri duvara sürüyordu. Kocasının kim olduğunu çoktan unutmuş olmasına rağmen, dedecik büyük bir vefakârlıkla günün çoğunu onun yanında geçiriyor, zaman zaman da eşinin haline gözyaşı döküyordu. Hasta ninenin günlük bakımını bir kişi tek başına yapamıyordu. Evin beyi akşam evine geldiğinde hanımı ile beraber annesinin yanına iniyor, temizliğini birlikte yapıyor, yemeğini yediriyor ve sonra kendi çocukları ile ilgilenip yemeğini yiyor ve istirahatini ediyordu.</p>
<p>Günün birinde evden dedenin ağlama sesleri sokağa yayıldı. Hasta nine ölmüştü. Onlar o denli farklıydılar ki, onlara baş sağlığı dilerken nine için ‘Allah kurtardı’ diyenlere gönül koyuyorlardı. Onca zahmet ve eziyetine rağmen ninenin ölümü onları bir hayli üzmüştü. Artık eşsiz kalan dede eve girmek istemiyor, dalgın dalgın dolaşıyordu. Nitekim kısa bir süre sonra o da hayata veda etti.</p>
<p>Velhasıl, bir mahalle halkına nasıl eş, nasıl evlat, nasıl gelin olunacağını da hatırlatmış oldular.</p>
<p>Yaşlılık konusunda yazı yazan ve okuyan bizler ve sizler, elbette yaşlanacağız. Hazan mevsimine ulaşacağız. Bu yıları umutsuzluk kâbusuna dönüştürmeden hazırlığımızı şimdiden yapmalıyız. Unutmayalım, önceden ne ektiysek hasat mevsiminde onu biçeceğiz.</p>
<p>Birbirimiz için dua edelim ve yaşlılığın umulmadık afetlerinden Rabbimiz’e sığınalım. Etrafımızdaki yaşlılara karşı tavır-hareketlerimizde merhametli ve şefkatli olalım. Unutmayalım, merhamet etmeyene merhamet olunmaz.</p>
<p>Semerkand Dergisi</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">86</span>. Sayı</small></p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-219" title="yaslilik" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/yaslilik1.jpg" alt="yaslilik" width="640" height="480" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/yaslilik-halleri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik ve Erkekler</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 17:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm</guid>
		<description><![CDATA[Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir. Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Temmuz sayımızda evlilik üzerine kaleme aldığımız yazıda, hayatıniçinden örnekler vererek hanımlar olarak kendimizi ve sorunlarımızıanlamamızı kolaylaştırmak istemiştik. Bu ay da konunun erkeklertarafına değinmek istiyoruz. Fakat peşinen belirtelim ki, değinilensorunlar ve sorunlu tipler işin tamamını teşkil etmiyor. Genelleme yaparken dikkatli olmak gerekir.</p>
<p>Hayli derin sebepleri olan, bazı yönleriyle bireyi aşan sosyal sorunları birkaç örnekle, birkaç dergi sayfasıyla bütünüyle tanımlamak, hele de çıkış yolu göstermek mümkün olan bir şey değil elbette. Daha ziyade hanımlar tarafına eleştirel bakılan Temmuz sayımızdaki yazının maksadı, küçük hataların büyük yanlışlara ve acılara dönüşmeden telafisini önermekteydi. Asla kendi hemcinslerimi yargılamak veya suçlamak değildi.</p>
<p>Ne var ki bazı hanım okuyucularımız bu yazının erkekleri aklayan, kadınlara haksızlık eden ifadeler taşıdığını dü şündüler. Hatta bir okuyucumuz, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı o yazı için diyordu ki, “Ya bekâr olmalısınız ya çok mutlu bir evliliğiniz var veya başkalarının sorunlarından bîhabersiniz.”</p>
<p>Canımız yansa da iğneyi kendimize</p>
<p>Mevzu o değil, ama durumun açıklığa kavuşması bakımından söyleyelim: Yirmi yıllık evliliğim var, üç çocuk annesiyim. Yani evliliğin nasıl bir maraton olduğundan haberdarım. Ayrıca her ay en az iki-üç kez farklı kesimlerden hanımlarla özel sohbetlerimiz olur, çok şey paylaşırız. Bu biraz da meslekî bir faaliyet, zira psikolojik danışma ve rehberlik alanında ihtisas yapmıştım. İnsanlara depresyon ve sinir ilaçları vererek göndermek yerine, duygu ve düşünceleri üzerinde etkili olmaya çalışarak yardımcı olmanın daha sahici olduğunu öğrenecek tecrübelerden geçtik. Gerektiğinde uzman hekim nezaretinde ilaç da kullanılabilir tabii ki. Fakat “huzur”a kavuşmanın daha kalıcı yöntemleri olduğunu görmek o kadar da zor değil.</p>
<p>Tekrar başa dönersek, “Sevginin Bittiği Yerde” başlıklı yazımız, biz hanımların sıkça ve çok kolayca düştüğü hatalara dikkat çekmek istemişti. Yani evlilik sorunlarının hanımlar cephesini -bazı yönleriyle- ele alıyordu. Bu yazıda da -yine bazı yönleriyle- konunun erkekler tarafına değinelim. O cenahta gittikçe yaygınlaşan kimi sorunları, o sorunların aile hayatında çıkardığı arızaları dikkatlerinize sunalım.</p>
<p>Kaçış psikolojisi ve garip hayaller</p>
<p>Evlilikte aradığını bulamayan insanlar ne yapıyor? Genellikle bir kaçış hali yaşıyor. Eğer bu bir hanım ise, mesela bir takım bedensel şikayetler ile doktor doktor dolaşıp bir hastane müdavimi oluyor, erkek ise tutkulu hobiler edinip mümkün olduğu kadar evde az kalmanın yollarını buluyor. Bu kaçış doğal olarak bağları git gide daha da zayıflatıyor.</p>
<p>Erkekler tarafında başka öyle tuhaf ve enteresan şeyler de olabiliyor ki, aslında aile düzeni bakımından ciddi tehlike sinyali manasına gelen bu kaçış hali bile pek ehven sayılır. Bir hanım için belki dayanılması en zor durumlar, asla aklına gelmeyen şeylerden söz ediyoruz.</p>
<p>Hanım kardeşim soruyor: “Altmış yaşındaki kocanız, bir gün durup dururken evladı yaşında bir kızı alıp eve getirse ve dese ki: Bu benim yeni eşim, bundan böyle birlikte yaşayacaksınız! Bu durumda ne yaparsınız?</p>
<p>Burada dinî hassasiyetlerimizi de dikkate alarak söylemek isterim ki, işte, naçizâne olarak, evliliğin eşlerin birbirine acı verme ve gizlice intikam alma noktasına gelmesini önleme maksadıyla Temmuz sayımızda öyle bir yazı yazmıştık.</p>
<p>Sorunun cevabına dönersek, kader bazen geçici nefsanî erkek heyecanları ile psikolojik doyumsuzluğu ve baba saplantıları olan genç hanımları karşılaştırıyor. Bunlar aralarındaki nevrotik durumları aşk zannedip ortaya çıkıyorlar. Bu durumdaki erkeğin gözünde mevcut eşi kadın olmaktan çıkıyor, psikolojik anne konumuna geliyor ve davranışını anlayışla karşılamasını bekliyor. Böyle temayülleri olan erkeğe haddinden ziyade anaç ve anlayışlı davranılırsa, bu tür davranışlara daha kolay tevessül ediyorlar.</p>
<p>Hadisenin genç bayan tarafına gelince: “Babalar ve Kızları” yazımızı hatırlarsak, babanın psikolojik yoksunluğu, genç kızlarda normal bir eş yerine, onların yaralı duygularını onaracak bir baba arayışına bilinçaltı olarak yönlendiriyor. Ya da çocukluğunda çeşitli sebeplerle annesine karşı geliştirdiği intikam duygularını kendi annesine yöneltmekten suçluluk duyacağı için başka bir kadına yöneltiyor, kocasını elinden alarak tatmin buluyor. Bu tür ilişkileri yakından inceleyin, bakalım bu söylediklerimiz yanlış mı?</p>
<p>Böyle bir vaka karşısında evdeki kadının ne yapacağı tamamen kendi özel tercih ve şartlarına bağlıdır ama yine de sabretmesini öneririz.</p>
<p>“İkinci”yi düşünmenin dayanılmaz hafifliği</p>
<p>Bu köşede şimdiye kadar daha ziyade hanımları bahis mevzuu ettik. Fakat evlilikte sorunlardan söz ederken, erkeklerin de sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarının tabii ki farkındayız. Cemaatin, elin-günün içinde dillere destan olan nice babayiğitlerin ev halinde öyle kişisel zaafları, tuhaflıkları oluyor ki, Allah korusun, duyulsa kimse inanmaz.</p>
<p>Dindar erkeklerde hanımlar için en çok rahatsız edici taraf şu ki, İslâm dendiğinde bunların bazılarının aklına bir tek şey geliyor: Birden çok hanımla evlilik&#8230; Sanki her şey tamam, eksik olan sadece bu! Kafayı buna takan erkekler, iki noktada kul hakkı meselesini ıskaladıklarının farkında değiller.</p>
<p>Birincisi, karısından kendi kusurlarına sınırsız anlayış beklerken, kadının ufak bir kusurunda kolayca ikinciyi düşünebiliyorlar, böylece karılarına haksızlık ediyorlar. İkincisi ise birden fazla hanımla evlilik durumunda, İslâm kesinlikle ve çok net biçimde erkeğin eşleri arasında adil davranmasını emrediyor. Birine asık surat diğerine güler yüz, birine çiçek diğerine elin tersi yok. Birine ev alıyorsa diğerine de alacak, vs, vs&#8230;</p>
<p>Siz eski ve yeni karısı arasında her konuda adil olabilecek kaç babayiğit tanıyorsunuz? Kul hakkı önemini mi yitirdi yoksa? Biz helal edilmeyen haklara Cenab -ı Hakk&#8217;ın karışmadığını, hesabın mahşere kaldığını hatırlatıp bırakalım.</p>
<p>Kaldı ki bu tür isteklerin arkasında genellikle ucuz hevesler bulunur, burada din sadece bir meşrulaştırma aracıdır. Oysa müslümanın en önemli özelliklerinden biri sabırdır ve birazcık izan sahibi hiç kimse ne kendi hayatını, ne de ehl u ıyalinin hayatını allak bullak etmez, kırk ölçe, bir biçer&#8230;</p>
<p>Zulmün erkekçesi</p>
<p>Hizmet ehli bir kardeşim benimle dertlerini paylaşıyor: Kocam beni evliliğimin ilk yıllarından beri aldatıyor. Otuz yıllık evliyim, dört çocuğum var, oğlum bu adamı artık bırak diyor ama küçük kızım bunalımda, babamdan ayrılırsan intihar ederim diyor. Ben ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim şöyle diyor: Ben Hollanda&#8217;ya gelin gittim, kocam yeni evliyken işyerinden bir Çinli kızı eve misafir getiriyordu. Ben kıskandım ama kayınvalidemler beni kınayınca sustum. İki yavrum oldu, sonunda kocam beni aileme terk edip kaçtı, çocuklarımı da kaçırıp diğer kadınla evlendi. Beni boşamıyor, bana bakmıyor, kanunları bir kılıfına uydurup çocuklarımı bile göstermiyor. Ben kaç kere danıştım ama bana boşanma davası aç demiyorlar, yıllardır beklemekten usandım, ne yapayım?</p>
<p>Bir başka kardeşim diyor ki, menapoz yaşındayım, birçok sağlık sorunum var, kocam yeniden evlenmek için fırsat kollayıp duruyor, ben ne yapayım?</p>
<p>Biz kadın denilen duygusal varlıkları bedbaht etmenin en kestirme yolları bunlar ve öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez. Bu çilelere dayanma gücü veren de yine yüce Allah&#8217;tır.</p>
<p>Amansız bir hastalığa yakalanan birine çok güzel teselli veririz, ancak kendimiz ufak bir rahatsızlığımızı kötü bir hastalık zannederiz, aklımız başımızdan gider, maneviyat falan kâr etmez. Bir yakını ölene vaaz u nasihatte bulunur, metanet tavsiye ederiz. Lakin ölüm bize dokunduğunda ayakta zor dururuz, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymaz. Bazen aklımızı yitirip abuk-sabuk konuştuğumuz dahi olur. Söylemesi dile kolay gelir, ama iş başa gelince ne yapılır bilinemez.</p>
<p>Kadın hakları savunucuları, medya şovmenleri ne derse desin, ben kocasının her tür hatalı davranışına rağmen gemiyi terk etmeyen hanım kardeşlerime hâssaten büyük saygı duyar ve can ı yürekten kutlarım. Gerçek gizli kahramanlar sizlersiniz, öpülesi elleriniz var.</p>
<p>Rahata erdim derken</p>
<p>Yıllarca eşinizle birlikte fedakârca çalışıyorsunuz, gençliğinizi birlikte geçirip boyunuzca evlatlar yetiştiriyorsunuz, tam huzura yaklaştığınız bir çağda bakıyorsunuz ki, eşiniz genç bir hanıma takılıyor, sizi gözü görmüyor! Acaba beyefendiler hanımlara bu acıyı yaşatma hakkını nereden alıyorlar? Yoksa onların çaresizliğinden mi yararlanıyorlar?</p>
<p>Ne demişler, eden kendine eder. Herkes kaderini yaşar, ağzımızla kuş tutsak bazı şeylere engel olamayız. Yine de başımıza gelenlerde kendi hissemizi düşünmemiz lazım. Size ısrarla tavsiyem; önce kendinize bir de erkek gözüyle bakın. Diyelim gençsiniz, kocanıza karşı bu gençliğin hakkını ne ölçüde verebiliyorsunuz? Cazibeniz, zerafetiniz , kocanızın gözünü ne ölçüde doldurabiliyor? Diyelim artık genç de değilsiniz, nasıl bir hayat arkadaşı profili çiziyorsunuz? Eğer kaba-saba, empatiden yoksun, sallapati ve bir yaşama kültüründen uzaksanız, kısaca hâlâ hamsanız kimi suçlayabilirsiniz? Şunu bir düşünün: Gençliğin o hiç bitmeyecek sanılan ateşi söndükten sonra geriye neyiniz kalıyor? Kötü bir kocaya sabretmek kadar, bitmez tükenmez hırsları olan, ham ve vasıfsız bir kadınla ömür sürdürmek de zordur.</p>
<p>Bir de tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Erkeklerin fıtratlarındaki farklılığı asla aklınızdan çıkarmayın ve hemcinslerinize sonsuz güvenmeyin! Öksüz bir kızcağıza acıyıp şirketinizde iş verirsiniz, şeytan boş durmaz, zararı size olur. İslâmî kurallardan, o kurallarla örülü hayat tarzından uzaklaştıkça bu tür musibetler bizi bırakmaz. Siz buna dikkat ediyor, eşiniz etmiyorsa, bu da sizin imtihanınızdır, sabreden daima sonunda kazançlı çıkar.</p>
<p>Okuyacağınız şu satırları iyi düşünmelisiniz:</p>
<p>“Evliliğimizin çok fırtınalı dönemleri oldu. Kimi zaman anlaşarak, kimi zaman öfkeyle boşanmaya karar verdik, çocuklarımızı da buna hazırlamaya çalıştık, fakat nedense boşanamadık. Kavga-gürültü arasında 4-5 çocuk büyüttük. İyi bir dönemimizde, bir gün en küçük oğlum babasına ve bana samimiyetle şu soruyu sordu: Biz cennette de böyle bir aile olabilecek miyiz? Eşim ve ben şaşkın ve mahcup bir vaziyette birbirimize bakakaldık. Demek ki tüm fırtınalara rağmen bir çocuk için yuva kavramı bu kadar önemliydi. İyi ki ayrılmamışız!. ”</p>
<p>Sonrasına göre adım atmak</p>
<p>Hanımı vefat etmiş bir beyefendiden sözettiler ; iki yıldır her gün hanımının mezarını ziyaret edip, mesai yapar gibi akşam evine dönüyormu ş. Bu memlekette sadık beyefendiler, iyi eşler, mükemmel aile babaları da var. Haydi itiraf edin ki elimizde olmayan şeyler olduğu kadar, bizim tavrımızla değişen şeyler de var. Süreci kopma ya da ihanet noktasına getirmeden onarmak gerek.</p>
<p>Şöyle şikayetler de var: Kocam gece yarılarına kadar okuma evlerinde oturuyor, kendi çocuklarının ihtiyaçlarını dikkate almadan parasının tümünü, hatta benim paramı da hayır-hasenata dağıtıyor! Eyvah eyvah ! Söz geçiremiyorsanız şöyle dü ş üneceksiniz : Parasını zinada-kumarda harcamıyor ya&#8230; Gece yarılarına kadar meyhanede, orada-burada değil ya, ona da şükür&#8230; Demek ki böyle kocalar da şikayet edilebiliyormu ş!</p>
<p>Genç yaşlarda sorunlar, bo şanmalar çok daha fazla oluyor. Her iki taraf da daha iyi bir hayat ümidiyle, çocukları için de böylesinin daha iyi olacağını zannederek boşanmayı tercih ediyorlar.</p>
<p>Bir genç hanım vardı, aşık olarak evlenip, sonra doğduğuna pişman olan&#8230; Kocası çalışmadığı gibi, karısını ikide bir babasının evine para istemeye yollayan, karısının çalıştığı parayı elinden alıp kahve harçlığı yapan genç, yiğit, hüsnü yusuf gibi bir adam! Ama karısını çok seviyor. Kadının tek taraflı verdiği mücadele sonunda boşandılar. Adam boşanmamak içinde çok diretti, ortalığı birbirine kattı. Nur topu gibi bir oğulları vardı. Sonunda özgürlügüne kavuşan genç kadın aşktan, sevgiden evlilikten ağzı yanmiş olarak, binbir pişmanlıkla baba ocağına döndü. Ailesi saf insanlardı, kızlarına çok güveniyorlardı. Çocuğuna nafaka temini için işe girdi. Merhametli(!) patronu onu gereğinden fazla kolluyordu, sonra başka bir aile faciasına neden olmak üzere iken müdahale edildi. Halen az zahmetli işlerde çok para kazanarak çalışıyor ve hiç işsiz kalmıyor! Bo şandı da ne iyi oldu değil mi ?!.</p>
<p>Böylesi tembel bir adama sabredip çocuklarının başını bekleyen başka bir kadın tanıyorum ki, her iki cihanda da bahtiyar ola&#8230;</p>
<p>Bu noktada kadının çalışması mevzusuna da kısaca değinmek gerekiyor. İnsanoğlunun ihtiyaçları sınırsızdır. Ayrıca Allah&#8217;ın göndermiş olduğu dört kitabın hiçbirinde çalışıp evi geçindirme yüküne kadın ortak edilmemiştir.</p>
<p>Bugünkü hayatın gerçekleri bu tür hassasiyetleri bize önemsetmiyor ama kadının çalıştığı ailelerde eşler arası çatışma ve boşanmalar daha çok oluyor.</p>
<p>Toparlayacak olursak, evinizde bir problem olduğunda alışılmış çözümlerin dışında farklı tavırlar deneyin. Kazanmak, boşanma davasını kazanmak değil, bir yuvayı ayakta tutabilmektir.</p>
<p>Varsın çocuklarınız bile sizin fedakârlığınızı takdir etmemiş olsun&#8230; Kendinize saygınız için, ahiretiniz için hayırlı olanı tercih edin.</p>
<p>Günümüz dünyası kadına kurulmuş tuzaklarla dolu. Hatta bunların birçoğunu yine hasta ruhlu kadınlar kuruyor, biz erkeklere neden kızıyoruz ki ?..</p>
<p>Temmuz sayımızdaki yazının her cümlesinin arkasındayım: Bir kez daha diyorum ki, sevgi zannettiğimiz gençlik coşkusunun, nefsanî tutkunluğun azaldığı noktadan itibaren enerjinizi manevi tatmine yönlendirin. Gençken, soğuk- moğuk umurumda değil nefesin ısıtsın yeter deriz, yaşlandığımızda ne biçim horluyorsun, nefesin kokuyor diyerek sıcak odayı terkedip , buz gibi odada yatarız. Sabah da romatizma ağrılarımızı kahvaltıya çeşni olarak katarız.</p>
<p>Hayatın her gün zorlaştığı bugünün dünyasında, kale gibi, sığınak gibi güzel aile örnekleri görmeye, göstermeye ihtiyacımız var. Tezcanlılığımıza , sabırsızlığımıza kendimizi ve çocuklarımızı kurban etmeyelim.</p>
<p>Allah cümlemizin yuvasına huzur ihsan eylesin. Bayramlarda gönüller mahzun, evlatların boynu bükük olmasın&#8230;</p>
<p><small><span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_YazarLb">Ayşe İZCİ</span> • <span id="ctl00_ContentPlaceHolder1_SayiLb">83</span>. Sayı Semerkand Dergisi</small></p>
<p><small><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-212" title="evlilikveerkekler" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/12/evlilikveerkekler1-150x150.jpg" alt="evlilikveerkekler" width="150" height="150" /><br />
</small></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/evlilik-ve-erkekler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PES PES PES BU KADAR OLUR BU KADAR OLUR&#8230;</title>
		<link>http://www.psikolojikdanisman.org/pes-pes-pes-bu-kadar-olur-bu-kadar-olur.htm</link>
		<comments>http://www.psikolojikdanisman.org/pes-pes-pes-bu-kadar-olur-bu-kadar-olur.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 21:20:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İNSAN İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Aday]]></category>
		<category><![CDATA[Ama]]></category>
		<category><![CDATA[Artik]]></category>
		<category><![CDATA[özel eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Bile]]></category>
		<category><![CDATA[Bir]]></category>
		<category><![CDATA[Ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kendiliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[Madde]]></category>
		<category><![CDATA[müdür]]></category>
		<category><![CDATA[müdür yardımcısı]]></category>
		<category><![CDATA[Meb]]></category>
		<category><![CDATA[Mevzuat]]></category>
		<category><![CDATA[numaralım]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik danışman]]></category>
		<category><![CDATA[ram]]></category>
		<category><![CDATA[rehberilk]]></category>
		<category><![CDATA[Rehberlik Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[seçtiklerim]]></category>
		<category><![CDATA[Tercih]]></category>
		<category><![CDATA[Vay]]></category>
		<category><![CDATA[Yok]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.psikolojikdanisman.org/pes-pes-pes-bu-kadar-olur-bu-kadar-olur.htm</guid>
		<description><![CDATA[Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne özel eğitimcilerin bile idareci olması sakıncalıyken biz buna bile hadi olsun (aslında olmaz ama) derken. MEB ne yaptı biliyor musunuz. Artık herkes buraya müdür veya müdür yardımcısı olabilir dedi. Vay anasına sayın seyirciler… Pes Pes… İşte Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliğinden kaldırılan iki madde. Görevlendirme Madde 26 - Rehberlik ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a style="cursor: pointer" href="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/pes.jpg"><img style="border-right-width: 0px; display: inline; border-top-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px" title="pes" border="0" alt="pes" src="http://www.psikolojikdanisman.org/wp-content/uploads/2009/03/pes-thumb.jpg" width="244" height="145" /></a> Rehberlik ve Araştırma Merkezi’ne özel eğitimcilerin bile idareci olması sakıncalıyken biz buna bile hadi olsun (aslında olmaz ama) derken. MEB ne yaptı biliyor musunuz. Artık herkes buraya müdür veya müdür yardımcısı olabilir dedi. Vay anasına sayın seyirciler… Pes Pes… İşte Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliğinden kaldırılan iki madde.</p>
<p> <span id="more-105"></span>
<p><strong>Görevlendirme</strong></p>
<p><strong>Madde 26 </strong>- Rehberlik ve araştırma merkezine asıl veya vekil müdür, müdür yardımcısı atamalarında atanacakların rehberlik ve psikolojik danışma veya özel eğitim hizmetleriyle ilgili alanlarda lisans düzeyinde yetişmiş olma esası aranır. </p>
<p>(ARTIK 26. MADDE GİBİ BİR MADDE YOK.)</p>
<p>&#160;</p>
<p><strong>İlk Atama, Yer Değiştirme Suretiyle Atama, Adaylığın Kaldırılması</strong></p>
<p><strong>Madde 56</strong> &#8211; Rehberlik ve araştırma merkezi ve rehberlik ve psikolojik danışma servisi elemanlarının atama ve yer değiştirme suretiyle atamalan yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yapılır. </p>
<p>Resmî eğitim-öğretim kurumlarına atanacak aday psikolojik danışmanlar ilk olarak rehberlik ve araştırma merkezlerinde görevlendirilirler. Adaylıkları burada kaldırıldıktan sonra, eğitim-öğretim kurumlarındaki rehberlik ve psikolojik danışma servislerine dağıtımları yapılır. </p>
<p>Rehberlik ve araştırma merkezlerine yapılacak atama ve görevlendirmelerde, lisansüstü dereceye sahip olma, tercih nedenidir.</p>
<p>&#160;&#160;&#160; (ARTIK 56. MADDE GİBİ BİR MADDE DE YOK)   </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.psikolojikdanisman.org/pes-pes-pes-bu-kadar-olur-bu-kadar-olur.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

